Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14 Eylül’ başlıyor. 20 Eylül’e kadar sürecek festival, dünyanın dört yanından 76 filmi seyirciyle buluşturacak. Film gösterimleri sonrası gerçekleşecek söyleşiler, paneller, konser yan etkinliklerle festival havası tüm Ayvalık’a yayılacak. Festivalin biletleri 5 Eylül’den itibaren Biletix, Biletinial Fabrika Ayvalık’taki gişe üzerinden satışta olacak.
Festival programı yıl kurmacadan belgesele, animasyondan deneysele pek çok farklı alan türden filmi araya getiriyor. Festivalde gösterilecek yerli kurmaca filmler yıl “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” özel tema etrafında toplandı. Kısa metrajlı filmler yıldan itibaren Akbank Sanat Kısalar başlığı altında gösterilecek yerli yapımların yanında yabancı kısa filmler programda yer alacak. yılın yeniliği animasyonlara ayrılan Mumyaların Hayal Görmeye Gittiği Yer özel bölüm. Uluslararası Seçki dünya festivallerinden merakla beklenen pek çok yapımı barındırırken Farklı Gözle Bakanlar, İnsan Nedir Ki, İki Film Birden, Sinematek , Gaiaporosis: Müştereklerin Tüketilmesi, Belgeseller, Anılarına Çocuklar İçin festivalin bölümleri.
Ayvalık Belediyesi Büyük Park Amfitiyatro’ düzenlenecek açılış gecesiyle başlayacak festivalde gösterimler yıl Rauf Denktaş Kültür Merkezi, Ayvalık Belediyesi Vural Sineması, Fabrika Ayvalık Yeni Mahalle’degerçekleşecek. ASKEV Sera ise festival söyleşilerine ev sahipliği yapacak. Biletler Biletix Biletinial siteleri üzerinden Fabrika Ayvalık’ta açılacak gişeden satışa çıkacak.Bilet fiyatları 5-13 Eylül tarihleri arasındaki ön satış döneminde indirimli 200 TL, tam 250 TL; 14 Eylül’den itibaren indirimli 250 TL, tam 300 TL olacak. Açılış gecesi biletleri ise 500 TL’den satışta olacak. Yeni Mahalle gösterimleri ise ücretsiz gerçekleştirilecek.
Festival, Pedro Almodovar’ın son filmi Buruk Noel’in Türkiye Prömiyeri açılacak
Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14 Eylül akşamı Ayvalık Belediyesi Büyük Park Amfitiyatro’ Kurukahveci Mehmet Efendi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek açılış töreniyle beşinci yaşını kutlayacak.
Festivalin açılış gecesinde Kurukahveci Mehmet Efendi’nin sponsorluğunda yıl ilk kez verilecek “Kahve İçen Yorulmaz Geleceğin Sinemacıları Ödülü” sahibini bulacak. 200 bin TL değerindeki ödülün kazananı, Alin Taşçıyan, Berkay Ateş, Elif Ergezen, Cem Kaya Pelin Esmer’den oluşan seçici kurul tarafından belirlenecek.
Törenin ardından Pedro Almodóvar’ın yıl Cannes Film Festivali’nde yarışan yeni filmi Buruk Noel / Bitter Christmas / Amarga Navidad Türkiye’ ilk kez Ayvalık’ta gösterilecek.
Geçtiğimiz yıl Ayvalık Kış Festivali’nde Yandaki Oda filmi izleyiciyle buluşan usta yönetmen Pedro Almodóvar, Buruk Noel’ otokurmaca temasına geri dönüyor. Büyük kaybın yas sürecindeyken kendini işine veren yönetmenin hikâyesi olarak başlayan film kurmaca gerçeklik arasında çok katmanlı yapı kuruyor. Buruk Noel, uluslararası prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasından Cannes Soundtrack Ödülü’yle döndü yönetmenin sanat üretimi konusunda oluşturduğu dürüst anlatıyla i topladı.
Uluslararası Seçki90’larda çektiği Ergen Kıyameti üçlemesiyle kuşağının önemli yönetmenlerinden biri hâline gelen Gregg Araki’nin on iki yıl sonra sinemaya dönüşünü müjdeleyen Seni İstiyorum / I Want Your Sex, yılın hit filmlerinden. Dünya prömiyerini Sundance’te yapan film tarihten yana merakla bekleniyor. Başrollerine Olivia Wilde Cooper Hoffman’ı taşıyan, oyuncu kadrosunda Johnny Knoxville Charli XCX gibi farklı isimleri barındıran film, güncel sanatçı Tracy yeni asistanı Elliot’ın arasında başlayan sıradışı ilişkiyi anlatıyor.
Be My Star Western gibi filmleriyle tanınan Valeska Grisebach’ın yeni filmi Düşlenen Macera / The Dreamed Adventure / Das geträumte Abenteuer, Bulgaristan’ın güneydoğusundaki ücra sınır kasabasında geçiyor. Filmde, derin duygusal bağlar tığı adama yardım etmek isterken yasa dışı sevkiyatın ortasında kalan kadının hikâyesini izliyoruz. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan burada Jüri Ödülü’ne layık bulunan Düşlenen Macera / The Dreamed Adventure / Das geträumte Abenteuer, festivalin yıl öne çıkan yapımları arasında yer.
The Wailing The Chaser gibi filmleriyle adını duyuran Güney Koreli yönetmen Na Hong-jin‘in yeni filmi Hope, klasik canavar filmleriyle modern aksiyon sinemasını harmanlayan türler arası Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan Hope, yüksek temposu sinemanın farklı unsurlarını Güney Kore’ye dair sosyopolitik okumayla birleştiren dengeli yapısıyla dikkat çekiyor.
Dünya prömiyerini Berlinale’ yapan Isabel‘in yönetmenlik koltuğunda Brezilyalı Gabe Klinger oturuyor. Başroldeki Marina Person‘un performansı ‘hayallerinin peşinde koşma’ temasına gerçekçi yaklaşımıyla dikkat çeken film sizi her şeyin mümkün olduğu fanteziye değil, zorlukların ortasında hayallerini diri tutmaya çalışmanın öyküsüne davet ediyor.
Başrolüne Juliette Binoche’u taşıyan Kraliçe Zor Durumda / Queen at Sea, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasında yaptı burada hem Jüri Ödülü hem Yardımcı Rolde En İyi Performans Ödülü’nü kazandı. Lance Hammer’ın yazıp yönettiği Kraliçe Zor Durumda / Queen at Sea, evrensel insani dertleri melodrama kaçmadan ele alıyor.
Ida Soğuk Savaş filmleriyle tüm dünyaya adını duyuran Paweł Pawlikowski, yeni filmi Ata Yurdu‘yla siyah-beyaz üçlemesini tamamlıyor. kez edebiyat tarihinin büyük isimlerinden Thomas Mann kızının beraber çıktığı yolculuğu izliyoruz. Ata Yurdu / Fatherland, dünya prömiyerini yaptığı 79. Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında En İyi Yönetmen ödülünü kazandı. Başrollerine Avrupa sinemasının iki büyük oyuncusunu, Sandra Hüller Hanns Zischler‘i taşıyan film savaşın bilhassa Almanya üzerindeki etkilerini inceliyor.
Son Yemek / Morte Cucina, 90’ların sonundan itibaren yükselişe geçen Tayland sinemasının önemli isimlerinden Pen-ek Ratanaruang‘ın yeni filmi. Geçmişin izlerini intikam duygusunu gastronomiyle birleştiren filmin görüntü yönetmenliğini ise Chungking Express, In the Mood for Love, Hero Paranoid Park gibi filmlerle kendi imzasını yaratmış Christopher Doyle üstleniyor. Son Yemek / Morte Cucina, San Sebastian Tokyo gibi uluslararası festivallerin programlarında yer.
Yine Sandra Hüller‘in başrolünde yer aldığı Rose, 17. yüzyılda Almanya’nın izole Protestan kasabasında geçiyor. Gizemli askerin terk edilmiş çiftliğin varisi olduğu iddiasıyla kasabaya gelişini izliyoruz. Rose‘un yönetmenlik koltuğunda daha önce Michael Haneke, Ulrich Seidl Jessica Hausner gibi isimlerle birlikte çalışmış Markus Schleinzer. Schleinzer, üçüncü uzun metrajıyla Berlinale’nin ana yarışmasına seçildi film Sandra Hüller’e En İyi Başrol Performansı dalında Gümüş Ayı kazandırdı. Haneke’nin “başyapıt” olarak nitelendirdiği, bilhassa siyah-beyaz sinematografisi Hüller’in bedensel performansıyla i toplayan Rose, Carl Theodore Dreyer’in masalvari filmlerine benzetiliyor.
Başrolünü John Turturro‘nun üstlendiği Son Yankesici / The Only Living Pickpocket in New York, oyunculuk kariyeriyle tanıdığımız Noah Segan‘ın yazıp yönettiği suç gerilim filmi. Turturro’ya Giancarlo Esposito, Will Price, Steve Buscemi Jamie Lee Curtis gibi isimlerin eşlik ettiği film dünya prömiyerini Sundance’te, Avrupa prömiyerini ise Berlinale’ yaptı. Festival gösterimlerinde hem eleştirmenlerin hem seyircinin isini kazanan yapım bilhassa eski usul New York filmlerinin ruhunu taşımasıyla övgü topladı.
Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan En Sevdiğim / The Beloved / El ser querido, bilhassa başroldeki Javier Bardem‘in performansıyla şimdiden zihinlere kazındı. baba-kız hikâyesini takip ederken sinema sanatının kendisine dair anlatıya uzanan filmin yönetmenlik koltuğunda ise 2022’ Canavarlar / As Bestas dikkat çeken Rodrigo Sorogoyen.
Neredeyse tamamı tek mekânda dört karakter arasında geçen Davet / The Invite, dört yetenekli oyuncunun performansıyla yükseliyor: Olivia Wilde, Seth Rogen, Penélope Cruz Edward Norton. Wilde‘ın aynı zamanda yönetmenlik koltuğunda oturduğu film başta basit görünen apartman içi meseleden ilişkilerin kırılganlığına insan duygularının karmaşıklığına dair konuşkan komediye dönüşüyor.
Farklı Gözle Bakanlar
yıl şubat ayında gerçekleşen Berlin Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü (Gümüş Ayı) kazanan Kurtuluş festivalde Farklı Gözle Bakanlar bölümünde gösteriliyor. Emin Alper’in yönettiği Kurtuluş, kapalı topluluğun korkularının yol açtığı paranoya sanrılara bakıyor. Gerçek olaylardan esinlenen film, rüyalarla gerçeği birbirine karıştırarak, geçmişte yaşanan çatışmanın bugün yeniden üretilmesini anlatıyor. İki köy arasında ılamayan topraklar üzerinden yaşanan mülkiyet kavgası çok daha büyük iktidar meselesine dönüşürken film yakın tarihimize dair hayati meseleleri, toplumsal histeri kitle psikolojisinin kodlarıyla ele alıyor. Kurtuluş, oyuncu kadrosunda yer alan Caner Cindoruk, Berkay Ateş Feyyaz Duman gibi isimlerin performansıyla dikkat çekiyor.
Sinemanın malzemesine yaratıcı gözle bakan sınırları esneten pek çok film Farklı Gözle Bakanlar bölümünde araya geliyor. İlk üç filmiyle kendine has sinema üslubu yaratmayı başaran, yakın dönem Çin sinemasının en heyecan verici yönetmenlerinden Bi Gan‘ın yeni filmi Diriliş / Resurrection / Kuang ye shi dai onlardan. Film dünya prömiyerini Cannes ana yarışmada yaptı burada jüri tarafından Prix Spécial ödüllendirildi. Bi Gan, sinema tarihinin farklı noktalarına temas ettiği epizodik filmi Diriliş‘te mecra olarak sinemanın kendisi üzerine düşünüyor. Sinemanın rüyalarla ilişkisini, hikâye anlatmaya dair duyduğumuz ihtiyacın nedenlerini, insan duyularının işlevini eklektik yapının parçaları hâline getiriyor. Geçmişle bugün, var oluşla yok oluş, duyularla düşünceler arasında çok katmanlı dünya kuruyor.
Avusturyalı yönetmen Sandra Wollner’ın yeni filmi Her Defa / Everytime ise yılın sürpriz cevherlerinden. Cannes Film Festivali’nde Belirli Bakış Ödülü’ne layık bulunan sarsıcı film trajik kaybın ardından zamanın gerçekliğin kırıldığı gerçeküstü sürece odaklanıyor. Filmde, geçmişte gerçekleşemeyen aile tatilini tamamlamak üzere çıkılan yolculuğu izliyoruz. Bugün geçmiş, yas suçluluk, gerçek fantezi birbirine karışırken film sizi duygusal düşünsel yolculuğuna ortak ediyor. Sandra Wollner‘ın özgün hayal gücünü aile ilişkilerinin nüanslı dünyasında dolaştırdığı psikolojik dram, zihninizde özel iz bırakmaya şimdiden. Filmin ardından SİYAD işbirliğiyle sinema yazarı küratör Müge Turan seyircilerle sohbet gerçekleştirecek.
Cannes Film Festivali’nde büyük i toplayan Miyazma Kampı / Camp Miasma, 80’ler 90’lar sinemasının kült slasher filmlerinin mirasından kişisel oyunbaz hikâye çıkarıyor. Filmin arka planına aldığı sinemasal mirasın anlatıyı giderek ele geçirmesini genç kuşakla karşılaşmasını izliyoruz. Filmde yönetmen Jane Schoenbrun meşhur slasher serilerinden birinin devam filmi için kamera arkasına geçmeye hazırlanan genç kuir karakterin kendini hiç beklemediği olayların içerisinde bulmasını anlatıyor. Bilhassa Hannah Einbinder Gillian Anderson’ın karşılıklı performansları dikkat çekici.
Romanya sinemasının Altın Ayı ödüllü yönetmeni Radu Jude’nin yeni filmi Octave Mirbeau’nun aynı adlı eserinden ilham alıyor. dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı bilhassa eleştirmenlerin isini kazandı. Oda Hizmetçisinin Güncesi / The Diary of a Chambermaid / Le journal d’une femme chambre filminde Radu Jude, Bordeaux’ burjuva ailenin yanında çalışan genç Rumen kadın Gianina’nın hikâyesini anlatıyor. Özlem, mesafe aile bağları hakkındaki dokunaklı hikâye vizyoner yönetmenin ellerinde göçün ekonomik, duygusal ailevi sonuçlarını irdeleyen anlatıya dönüşüyor.
Sinemanın sınırlarını test etmesiyle tanıdığımız yönetmen Bruno Dumont, yeni filminde gözünü çocukların naif dünyasına çeviriyor. Fransız Rivierası’ndaki sahil kasabasında geçen filmin neredeyse bütün oyuncuları çocuklar. Yazlık bölgede kendi aralarında vakit geçirmelerini, şakalaşmalarını, denize girip çıkmalarını, âşık olmalarını, rekabet etmelerini izliyoruz. Kızgın Kayalar / Red Rocks / Les Roches Rouges, yıl Cannes Film Festivali’nin dikkat çeken yapımları arasındaydı. büyüklerin çocukların dünyasına yönelttikleri yansıtmaların tersine, yazlık yerdeki grup çocuğun tığı oyun çete ruhunu hem ısrarla çocukların gözünden hem yönetmen Bruno Dumont’nun imzası olan sert, süssüz üslupla anlatıyor.
İnsan Nedir ki
Altın Ayı ödüllü Beden Ruh / On Body and Soul’un yönetmeni Ildikó Enyedi’nin yeni filmi Sessiz Dost / Silent Friend / Stille Freundin merkezine kadim “mabet ağacı”nı alıyor. Tek ağaç üzerinden üç farklı döneme üç farklı öyküye uzanan film 1908’den başlayıp 1972’ye 2020’ye geçiyor. Film üç farklı kuşaktan insanın hikâyesini anlatırken doğanın sessiz dönüşümü gizemli gücünün hayatlarımızdaki etkisini gösteriyor. Sessiz Dostdünya prömiyerini 82. Venedik Film Festivali’nde yaptı burada hem FIPRESCI hem Marcello Mastroianni (Luna Wedler) ödüllerini kazandı. oyuncu kadrosunda Wedler’in yanı sıra Tony Leung Chiu-wai Léa Seydoux gibi isimleri barındırıyor.
Macar yönetmen György Pálfi endüstriyel çiftlikten kaçıp kendi yolunu kendi çizmeye çalışan tavuğu tiği yeni filminde hayvanın gözünden insanların dünyasına bakıyor. sefer hayvanlar insanların hikâyelerine eşlik eden birer araç değil; hikâyenin merkezinde kendi iradesiyle hareket eden tavuk. tavuğun gözünden gördüklerimiz ise insan dünyasında özgürlüğün kimin için olduğuna dair pek çok soruya alan açıyor. Tavuk / Hen / Kota, geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde gösterildi buradaki Platform Prize yarışmasında mansiyon kazandı.
Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü seçkisinde yapan Dişi Köpek / La Perra, Şilili yönetmen Dominga Sotomayor‘un yeni filmi. Too Late to Die Young Thursday Till Sunday gibi filmleriyle uluslararası festivallerde birçok önemli ödül kazanan Sotomayor, Dişi Köpek / La Perra‘ insanın kendisiyle, etrafındakilerle hayvanlarla kurduğu ilişkiye farklı yönleriyle bakan hikâye anlatıyor. insanın köpekle kurduğu ilişkiye ilgi duyanlar Silvia Yuri’nin hikâyesini kaçırmamalı.
Kanada’nın Churchill, Manitoba bölgesinde kutup ayıları insanların geliştirdiği ilişkiyi anlatan belgesel Yaramaz Ayı / Nuisance Bear, Werner Herzog’un Grizzly Man’inin dışa dönük akrabası. Bölgedeki kutup ayılarının göç yolunun üzerinde bulunan küçük kasabadaki insanlarla hayvanlar arasında alışılmadık ilişki oluşmuş durumda. Dahası, durum Churchill için turizm malzemesi artık. Kasaba “Dünyanın Kutup Ayısı Başkenti” lakabını almış. Aynı adlı bol ödüllü kısa filmden uyarlanan Yaramaz Ayı / Nuisance Bear, doğal yaşama ait vahşi hayvanların insan egemenliğindeki dünyada var olma çabasının hikâyesi. Film dünya prömiyerini Sundance’te yaptı burada belgesel dalında verilen büyük ödülü kazandı.
Animasyon: Mumyaların Hayal Görmeye Gittiği Yer
Ayvalık Uluslararası Film Festivali, yıl programında animasyon sinemasına özel yer ayırıyor. Animasyonun biçimsel tematik açıdan ne kadar geniş dünyaya sahip olduğunu ortaya koyan ilk filmlerle alanın usta isimlerinin filmlerini araya getiren seçkiye yer veriyor. seçkiyle bağlantılı olarak Kutlukhan Kutlu festival kapsamında konuşma yapacak.
Altı filmden oluşan animasyon bölümündeki filmlerden ilki Louis Clichy imzalı Demir Çocuk / Iron Boy / Le Corset. Pixar klasiklerinde (Wall-E, Up) animatörlük yapmış Alexandre Astier imza attığı Astérix: Tanrıların Konağı César Ödülü kazanmış yönetmenin ilk solo uzun metraj filmi izleyicileri 1980’lerin Fransa kırsalına, son derece kişisel dokunaklı büyüme hikâyesine davet ediyor. Dijital kalıpların yerine Çin mürekkebi suluboyanın organik ışığıyla bezeli geleneksel çizim tekniğini kullanan, doğal seslendirmeleri özgün müzik tercihleriyle öne çıkan Demir Çocuk, prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali Belirli Bakış bölümünde Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.
AJ Dungo’nun aynı adlı otobiyografik grafik romanından uyarlanan, aşk, kayıp yeniden hayata tutunma üzerine hikâye anlatan Dalgalarda / In Waves, kısa filmleriyle César Oscar adaylıkları bulunan Vietnam asıllı yönetmen Phuong Mai Nguyen’in ilk uzun metraj filmi. Los Angeles’ta utangaç lise öğrencisi olan AJ sörf tutkunu Kristen’ın hastalığın gölgesindeki dokunaklı aşkını yas sürecini odağına alıyor yas sürecini karanlık dram yerine yaşama sevinci, dostluk sarsılmaz direnci kutlayan görsel şölene dönüştürüyor. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nın açılış filmi olarak gerçekleştiren Dalgalarda, grafik romanın minimalist estetiğini David Hockney tablolarından ilham alan canlı Kaliforniya ışığı renkleriyle buluşturuyor.
Sarah Leavitt’in dünyaca ünlü otobiyografik grafik romanından uyarlanan dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan Çöz Beni / Tangles, Leah Nelson imzasını taşıyor. Nelson, ilk uzun metraj filminde 1990’ların San Francisco’sundaki hareketli hayatını bırakıp annesinin ilerleyen Alzheimer hastalığı nedeniyle, kaçtığı muhafazakâr kasabasına dönmek zorunda kalan Sarah’nın yaşamını odağına alıyor. Alzheimer hastasının zihninden ziyade, annesinin hastalığı karşısında ne yapacağını anlamaya çalışan Sarah’nın kaygılarına, anılarına duygularına odaklanan film, Julia Louis-Dreyfus, Bryan Cranston, Abbi Jacobson Seth Rogen gibi yıldız isimlerden oluşan seslendirme kadrosuyla öne çıkıyor.
Japon yönetmen Kohei Kadowaki’nin ilk uzun metraj animasyonu Biz Uzaylıyız / We Are Aliens / Wareware wa uchûjin, çocukluğun masumiyeti yetişkinliğin yükleri arasındaki mesafeyi büyüleyici gerçekçilik duygusal derinlikle külliyehaberajansıye taşıyor. Küçük Japon kasabasında sıradan çocuğun sessiz ihanetiyle başlayan hikâyede, insan ilişkilerinin karmaşıklığı unutulmak istenen vicdani yükler gibi evrensel temalar tarafsız içten bakış açısıyla ele alınıyor. Rotoskopi tekniğinden yararlanarak çocukların gündelik hayattaki küçük “gereksiz” hareketlerini doğal biçimde yansıtan film, Sylvain Chomet, Norman Rockwell Johannes Vermeer esintileri taşıyan gözlemci kadrajlarıyla öne çıkıyor. Biz Uzaylıyız, Cannes Film Festivali Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde izleyiciyle ilk kez buluştu.
Animasyon sinemasının özgün usta yönetmenlerinden Sylvain Chomet, Belleville’ Randevu Sihirbaz gibi filmleriyle kurduğu kendine has dünyayı kez Fransız edebiyatının sinemasının efsanevi ismi Marcel Pagnol’ün hayatına taşıyor. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan el çizimi 2D animasyon yapım Muhteşem Hayat / A Magnificent Life / Marcel et Monsieur Pagnol, Fransız edebiyatının sinemasının en büyük anlatıcılarından Marcel Pagnol’ün çocukluk anılarını kaleme alırken kendi geçmişiyle, çocukluğuyla hayatını şekillendiren efsanevi figürlerle yüzleşmesini odağına alıyor. Gerçek oyuncularla önceden çekilen sahnelerin animasyona referans oluşturduğu filmde Chomet, ilk kez yoğun biçimde diyalog kullanıyor, gerçek görüntüler arşiv kayıtlarını animasyonla buluşturuyor. Filmin müzikleri ise dünyaca ünlü caz klasik müzik sanatçısı Stefano Bollani imzasını taşıyor.
Katsuhiro Ôtomo’nun kendi çizgi romanından külliyehaberajansıye uyarladığı 1988 yapımı distopik animasyon efsanesi Akira, siberpunk türünün mihenk taşı dünya sinemasının kült eserlerinden biri olarak tazeliğini korumaya devam ediyor. Akira, toplumsal kaosu, iktidar hırsını insan evriminin karanlık sınırlarını görkemli distopya atmosferinde inceliyor. Geleneksel el çizimi (cel animation) tekniğinin zirvesi kabul edilen 24 karelik kusursuz görsel işçiliği, Geinoh Yamashirogumi imzalı geleneksel endüstriyel seslerin sentezlendiği ikonik müzikleri sinema tarihine geçen görsel atmosferiyle Akira, Japon animasyonunun küresel fenomene dönüşmesini sağladı modern popüler kültürü derinden etkileyerek zamansız başyapıt hâline geldi. zamansız klasik, Ayvalık’ta 20. yılına özel restore edilmiş yeni kopyasıyla seyirciyle buluşacak.
İki Film Birden
yıl, uluslararası festivallerde seyirci karşısına çıkan iki Kosova filmi, farklı zamanlarda geçseler birbiriyle diyalog hâlinde. Biri 90’lı yılların sonunda, Kosova’ NATO müdahalesinin beklendiği günlerde geçerken; diğeri aradan geçen yıllarda Amerikan müdahalesinin şekillendirdiği hiper-kapitalist düzenin ülkeyi nasıl ekonomik çöküşe derinleşen sınıf eşitsizliğine sürüklediğine bakıyor.
90’larda Yugoslavya’nın dağılması sonrası Balkanlar’ın neredeyse tamamını ele geçiren savaş şiddet günlük hayatın tam ortasına çökmüştür. koşullar altında büyümek zorunda kalan Dua adlı Kosovalı gencin öyküsünü anlatırken tüm dünyanın gözleri önünde yaşanmış kıyımı kişisel hikâyenin sahiciliğiyle perdeye taşıyor. Dua, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda yaptı burada SACD Ödülü’nü kazandı. Yönetmenliğini 2021 yapımı Hive filmiyle hatırladığımız Blerta Basholli‘nin üstlendiği Dua, savaş şartlarında büyümenin sancılarını ele alan
Aynı Dua gibi Kosova’yı mesken edinen Ailem İçin / Shame and Money ise yönetmen Visar Morina’nın imzasını taşıyor. Morina’nın senaryosunu Doruntina Basha birlikte yazdığı film, hiper-kapitalist sistemin insan onurunu daha iyi yaşam umudunu nasıl yuttuğunu, karakterlerinin giderek sıkıştığı gerilim atmosferi içinde anlatıyor. Dünya prömiyerini 2026 Sundance Film Festivali’nde yapan burada uluslararası kurmaca dalında verilen büyük ödülü kazanan Ailem İçin / Shame and Money, kırklı yaşlarındaki iki karakter üzerinden kırsaldan kente göç, geçim sıkıntısı, aile ilişkileri aidiyet temaları üzerine evrensel hikâye anlatıyor.
Sinematek
Festivalde üzerinden yıllar geçse eskimeyen filmleri kez daha külliyehaberajansıde izleme imkânı sunan Sinematek bölümünde iki film yer alıyor. Bunların ilki Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle Sinematek/Sinema Evi tarafından 2025 yılında restore ettirilen Drakula İstanbul’ . Bram Stoker’ın romanının 1928 yılında Ali Rıza Seyfi tarafından Türkçeleştirilen versiyonu “Kazıklı Voyvoda”dan uyarlanan film, yerli sinemadan pek çok adaptasyon gibi, yıllar içerisinde kültleşmiş yapımlardan. Yerelleştirilen Batı menşeli doğaüstü hikâyelerin en bilinen örneklerinden olma özelliği taşıyan Mehmet Muhtar yönetmenliğindeki Drakula İstanbul’ restorasyon çalışmasının ardından görsel potansiyelini ortaya çıkarıyor. Gösterimden önce yazar Şaziye Karlıklı restorasyon sürecini yöneten Ahmet Hızarcı sohbet gerçekleştirecek.
Eye Film Museum işbirliği gösterilecek filmse 1906-1920 yılları arasında üretilmiş kısa metraj sessiz filmlerden oluşan Harika Çiçekler / Fantastic Flowers derlemesi. Şablon baskı teknikleriyle renklendirilmiş filmlere odaklanan restorasyon projesi olan Harika Çiçekler, günümüz sinemaseverlerine asırdan fazla süre önceki izleyicilerin deneyimini yaşatmayı amaçlıyor. Fabrika’ yapılacak gösterime müzik küratörü DJ Kornelia Binicewicz canlı müzik performansıyla eşlik edecek. Ayrıca Eye Film Museum’dan Elif Rongen eski renklendirmelerin bugünün dijital sinemasına nasıl aktarıldığını örnekleriye gösteren konuşma yapacak. Her iki gösterim ücretsiz olarak gerçekleşecek.
Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?
Festivalde gösterilecek uzun metraj kurmaca filmler yıl özel tema etrafında toplandı. Gösterilecek yedi filmin ortak teması, ağırlıklı olarak orta sınıfların hâli. Çoğumuzun toplumun temel direği kabul ettiği orta sınıflar krizde. Türkiye’nin orta sınıflara atfettiği önem giderek küçülmüş, durum hem yaşlı hem genç kuşaklar tarafında endişe verici manzara arz etmekte. Festival kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra başlıkta konuşma düzenlenecek. Fatih Özgüven moderatörlüğünde gerçekleştirilecek konuşmada akademisyen Polat Alpman, senarist-yönetmen Arda Ekşigil, yapımcı Enis Köstepen yönetmen Pınar Yorgancıoğlu yer alacak.
Berlinale’ büyük ödül Altın Ayı’yı kazanan İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar, politik içerikli ımları nedeniyle işlerini kaybeden tiyatrocu çift Aziz Derya’nın yaşamları üzerinden orta sınıf aile manzarası resmediyor. İlker Çatak’ın Berlin’i Ankara’ya, Hamburg’u ise İstanbul’a dönüştürerek anlattığı, gerçek olaylardan esinlenen politik hikâye, günümüz dünyasında demokrasinin kırılganlığının belirli ülkelerle sınırlı kalmadığını vurguluyor. Öte yandan Türkiye’nin entelektüel orta sınıf yaşamına dair önemli sorularla örülü çerçeve sunuyor. Bilhassa başrollerdeki Tansu Biçer Özgü Namal’ın performanslarıyla dikkat çeken film yalnızca yılın en önemli filmlerinden biri değil, aynı zamanda tarihe düşülmüş tanıklık işlevi taşıyor.
Önce bol ödüllü kısa filmleri, sonra ilk uzun metrajı Ela Hilmi Ali’yle tanıdığımız yönetmen Ziya Demirel, yeni filmi En Güzel Cenaze Şarkıları’nda cenaze evinden çoğulcu orta sınıf portresi çıkarıyor. Bol karakter diyalog kullanılan, epizodik yapısıyla birçok küçük hikâyeyi birleştiren filmin esas gücü ölüm, yalnızlık karşılıksız arzu gibi ağır meseleleri sürekli absürt olanla yan yana getirmesinde. Ziya Demirel’in filmi dünya prömiyerini Tokyo Film Festivali’nde yaptı ardından Antalya, İstanbul, Ankara film festivallerinde gösterildi.
El Yazısı Saf filmlerinin yönetmeni Ali Vatansever’in dünya prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yapan burada En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan filmi Arada Yalnız aileye yaklaşan ölüme dair hikâye anlatıyor. Anne baba erkek çocukları ölüm karşısında birbirlerine tahammül, şifalı ilaçlara umutsuzca bel bağlama koyu yas sarmalı içinde Bursa’ toplu konutun 20. katında mücadele etmektedir. Anne baba çaresizliğin girdabından kendi alışkanlıklarına uygun çıkış yolları ararken, genç erkek çocukları sanal dünyaya sığınmıştır.
İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın merkezinde Aslı Murat. eğitimini aldığı fotoğraf sanatına dair çalışmalarını güncel sanat piyasasında görünür kılmak için uğraş içerisindedir. Geçim sıkıntısı gelecek kaygısı her şeyin önüne geçince ev arkadaşı Murat’la birlikte çabanın dozunu artırmak zorunda kalırlar. Yönetmenliğini Melik Kuru’nun yaptığı İsimsiz Eserler Mezarlığı, yetişkinliğe adım atan kuşağın günümüz toplumunda yer bulma çabasını anlatıyor. Dünya prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festivali’nde gerçekleştiren filmin başrollerinde Manolya Maya Ekremcan Arslandağ.
Adını ilk uzun metrajı Güvercin duyuran Banu Sıvacı’nın ikinci filmi Günyüzü, yıllar sonra yeğeninin düğünü için köyüne dönen müzisyen Suna’nın unutmaya direnmesinin öyküsü. Kaybettiği kız kardeşinin akıbetini köydekilerin huzurunu kaçırma pahasına sorgulayan Suna, hem kendisi hem ahali için mecburi yüzleşmeler yaratacaktır. Sinemamızın taşraya bakışına kendine has yaklaşım getiren film, dünya prömiyerini Berlinale Forum’ yapmıştı.
Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajı Karanlıkta Islık Çalanlar, orta sınıf çekirdek ailenin yaşamını anlatıyor. Her biri farklı hayallere ama aynı gerçekliğe sahip aile üyelerinin çıkışsızlığını merkeze alan hikâye, terk edilmiş hayallerin ‘hayaletleri’yle farklı boyut kazanıyor. Müfit Kayacan, Hülya Gülşen İnci Sefa Cingöz’ün oluşturduğu oyuncu kadrosunun uyumlu sahiciliğiyle şekillenen Karanlıkta Islık Çalanlar, çizdiği aile portresiyle öne çıkıyor. dünya prömiyerini 56. Hindistan Uluslararası Film Festivali’nde yaptı ardından 45. İstanbul Film Festivali’nde İnci Sefa Cingöz’e En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandırdı.
Süt Çiftliği, farklı sebeplerle öksüz-yetim kalmış İrem’le Halid’in taşrada kurulmuş yarı-endüstriyel süt üretim tesisinde geçen hikâyelerini anlatıyor. Annesiyle babasını trafik kazasında kaybeden İrem, taşınmak zorunda kaldığı süt çiftliğindeki görünmez haksızlığı fark edince hem kendini hem ‘kendisi gibi’ Halid’i kurtarma operasyonuna sürüklüyor. Çocukluğun saf dürüstlüğünü insanlığın çelişkileriyle karşılaştıran Süt Çiftliği’nin yönetmenliğini senaristliğini Elif Eda üstleniyor.
Belgeseller
Festivalin yılki belgesel seçkisi dünyaca ünlü sanatçıyı, cenaze şirketi sahibini, çobanı, sinemamızın en büyük isimlerinden birini, adı dünyaya mal olmuş devrimciyi, Türkiye’nin en büyük rock gruplarından birini, İran’ bitmeyen devrim provalarını depremin yıktıklarından umut devşirmeye çalışan Antakya halkını araya getiriyor.
Her Şey Dâhil belgeseliyle tanıdığımız yönetmen Volkan Üce‘nin yeni filmi 2m², nevi şahsına münhasır karakteri takip ediyor: Hızır Cenaze Şirketi’nin sahibi Tayfun Arslan. Belçika’ çoğunlukla Türkiye’den gelen göçmenlerin cenazeleriyle ilgilenen Arslan, dışa dönük karakteri yaşam enerjisiyle kamera önünde dinamik figür. Volkan Üce, ilginç girişimciyi takip ederken hem Avrupa-Türkiye hattında göç manzaralarını kayda alıyor hem ölümün sert gerçekliğini günlük hayatın olağanlığıyla birlikte düşünme alanı açıyor. 2m², dünya prömiyerini 55. Rotterdam Film Festivali’nde yaptı.
Yönetmenliğini Letisya Tapan‘ın yaptığı İki Boşluk Arasında, elli yılı aşkın süredir Türkiye’ yaşayan sanatçı Nancy Atakan’ın dünyasına kapılar açan Seyirciyi sanatçının kişisel arşivinden, anılarından, eserlerinden günlük yaşamından parçalara ortak olmaya davet eden film Atakan’ın kariyeri üzerinden kolektif bilince, kimliğe, hafızaya aidiyete uzanıyor. İki Boşluk Arasında, sanatçının sanat üretimiyle kendi tarihiyle ilişkisi üzerine düşünme tanıklık alanları sunan yaratıcı belgesel.
Yönetmenliğini Evrim Çervatoğlu‘nun yaptığı Keçi 501, Doğu Karadeniz yaylalarında yaşayan çoban Cengiz Taşçı’yı takip ediyor. Cengiz’in keçileriyle, dağlarla, toprakla iç içe yaşamını sessiz tanık gözüyle izleyen kamera yandan gündelik hayatı kayda alırken yandan seyircisini doğanın tekrarlara dayalı döngüsüne ortak olmaya davet ediyor. Cengiz’in doğayla hemhâl olmuş hâli, sürüsüne çobanlıktan ziyade yoldaşlık edişi, Çervatoğlu‘nun şiirsel yaklaşımıyla anlam kazanıyor.
Kuzeyden Gelen Adam, Yeşilçam denince akla gelen ilk isimlerden Kadir İnanır’ın yaşamöyküsü. Yönetmenliğini Hüseyin Karabey‘in üstlendiği film İnanır’ın 1960’lı yıllarda fotoromanlarla başlayan kariyerini farklı yönleriyle takip ederek bugüne kadar ulaşıyor. Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz usta oyuncunun aynı zamanda anlatıcı görevini üstlendiği Kuzeyden Gelen Adam böylece otobiyografik nitelik kazanıyor. İnanır’ın gençlik yıllarından başlayan tanıklık etme kayda alma merakının uzantısı olarak kendi arşivinden fotoğraf, video günlükler oyuncunun ağzından sunulurken, film sinema tarihimiz için önemli belgeye dönüşüyor. Festivalde ayrıca Kadir İnanır anısına Ömer Kavur imzalı Kırık Aşk Hikâyesi filmi ücretsiz olarak gösterilecek.
Yaşamaya Mecbursun! Türkçe sözlü rock müziğin kült gruplarından Bulutsuzluk Özlemi’nin hikâyesi. Başta kurucular Nejat Yavaşoğulları Sina Koloğlu olmak üzere grupta farklı zamanlarda müzik yapmış kişilerle yapılan söyleşilere dayanan film, aynı zamanda döneme tanıklık etmiş müzik yazarlarının müzisyenlerin katkılarıyla zenginleşiyor. Yönetmenliğini Caner Kaya‘nın yaptığı Yaşamaya Mecbursun! yalnızca Bulutsuzluk Özlemi’nin tarihi değil; 1970’lerin sonundan 2020’lere uzanan Türkiye portresi. Grubun toplumsal olaylara politik meselelere karşı muhalif tavrı belgeselin ana fikrini oluşturuyor. Festivalde film gösteriminin yanı sıra 18 Eylül Cuma akşamı Pür Cunda’ Bulutsuzluk Özlemi konseri olacak.
Yönetmenliğini Bingöl Elmas’ın yaptığı Yeni Han ise İstanbul’daki sığınmacıların hayatını anlatan belgesel. Suriye’den Somali’ye, Uygur bölgesinden Kazakistan’a dünyanın farklı yerlerinden İstanbul’un Aksaray semtine gelmiş sığınmacıların hayatını takip eden filmin merkezinde ise Yeni Han. Hanın içi dışı arasındaki kontrast her şeyi olduğu gibi filmin tonunu belirliyor. Yeni Han, umut, belirsizlik, aidiyet, kırılganlık varlık mücadelesi üzerine
Festivalin Belgeseller bölümünde gösterilecek filmse Christophe Dimitri Reveille imzalı Che Guevara: Son Yoldaşlar / Che Guevara: The Last Companions adlı yapım. Ernesto Che Guevara’nın Bolivya ordusu tarafından yakalanması öldürülmesinin hemen öncesinde yanında olan altı yoldaşının hikâyesini anlatan film, altı devrimcinin Che Guevara’nın mirasının belgeseli. Dünya prömiyerini Cannes’ yapan, anlatıcılığını Fransız oyuncu Vincent Lindon’un üstlendiği belgesel arşiv görüntülerini, Che’yle birlikte mücadele etmiş yoldaşlarıyla yapılmış görüşmeleri görüşmelerden yola çıkılarak oluşturulmuş canlandırmaları harmanlıyor. Hikâyesi defalarca anlatılmış kahramanın görece az bilinen günlerine ışık tutan film mikrofonu kahramanın gölgesinde gururla yaşamış karakterlere uzatıyor.
İranlı sinemacı Pegah Ahangarani’nin imzasını taşıyan Devrim Provaları / Rehearsals for a Revolution belgeseli ise İran’ın yakın tarihine kişisel bakış atıyor. Çocukluk yaşlarından itibaren oyunculuk yapmaya başlayan aradan geçen sürede kırkın üzerinde filmde rol alan Ahangarani son dönemde çektiği belgesellerle dikkat çekiyor. Genelde kişisel hafıza bunun sosyopolitik karşılıkları üzerine belgeseller üreten Ahangarani, yeni filminde hayatındaki beş farklı karakter aracılığıyla ülkesinin tarihini 1979 Devrimi’nden bugüne kadar takip ediyor. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan burada festivalin tüm belgesel filmlerini kapsayan L’Œil d’or ödülünü kazanan film son dönemde sayıları giderek artan İranlı kadın belgeselcilerin sesini yükseltiyor.
Beytna Kolektif Ayvalık Tabiat Platformu İşbirliğiyle
Yönetmenliğini Nesime Karateke’nin yaptığı Seva, 6 Şubat Depremleri’ni en sert biçimde hisseden kentlerden biri olan Antakya’nın yaşadığı yıkım, yas hayata tutunma çabasını konu alan belgesel. Odağına kadınları, çocukları, gençleri alarak, sanat, üretim dayanışma yaşamı yeniden filizlendirmek için emek verenlerin yolculuklarına tanıklık eden film büyük yıkımın enkazları arasından iyileşme umut çabasını çıkarıyor.
Gitmedik Buradayız ise Antakya’nın geride kalan değerlerine sahip çıkmasının öyküsü. Yönetmen Sheida Kiran, belgeselinde Antakya’nın Dikmece köyünde yaşayan Meryem’i, ailesini katıldığı mücadeleyi takibe alıyor. Hükümetin zeytinliklere el koymasıyla bölgede nesillerdir devam ettirilen zeytinciliğin tehlike altına girmesi köyün üzerine çökerken köy halkı korkuya boyun eğmek yerine mücadeleyi seçer. Meryem, yüzyıllık mirasını kadınların emeğiyle şekillenen yaşamlarını korumak için direnişe katılırken, eline aldığı kamerayla toprakları için verdikleri mücadeleyi kayda.
Beytna Kolektif Ayvalık Tabiat Platformu işbirliği gösterilecek 2 belgesele paralel olarak konuşma düzenlenecek. Documentarist’in direktörü Necati Sönmez, Gitmedik Buradayız filminin kahramanı Meryem Kutlu filmler deprem sonrası Antakya’daki durum üzerine konuşacaklar.
Akbank Sanat Kısalar
yıl Akbank Sanat işbirliğiyle festivalde yer alacak kısa metraj bölümündeki yerli filmler farklı kuşakların hikâyelerini araya getiriyor. Aidiyet, hafıza, karşılaşmalar, şahsi mücadeleler günlük yardımlaşmalar gibi farklı temalara dokunan pek çok kısa film Akbank Sanat Kısalar seçkisinde yer alıyor. Uluslararası kısa metraj filmlerin gösteriminin yapılacağı bölüm kapsamında Akbank Kısa Film Festivali sanat yönetmeni Senem Erdine moderatörlüğünde panel düzenlenecek.
Dalya Keleş’in dünya prömiyerini Berlinale’ yapan İstanbul’ En İyi Kısa Film Ödülü’nü kazanan filmi Yerçekimi, 12 yaşındaki Deniz’in aidiyet karmaşasını ümitli yoldan ele alıyor. Tuna Kaptan imzalı İshak, savaşın aldığı canların yarattığı boşlukta en baştan tanışmak durumunda olan torun-büyükanne hikâyesini anlatırken yönetmenliğini Çağla Demirbaş’ın yaptığı Oda Servisi, aralarındaki yaş farkını beklentisiz dayanışma ânıyla aşan biri genç biri yetişkin iki kadının tanışmasını konu alıyor.
Kısalar bölümü, tıpkı uzun metraj kurmaca filmlerde olduğu gibi yetişkinliğe adım atmaya çalışan genç kuşakların hikâyelerini barındırıyor. Simay Başık’ın Yerden Yüksek’i gece eğlencesi çıkışında tesadüfen tanışan iki genç kadının oyunbaz ilk karşılaşmasını; Sevgi Şanlı’nın Birbirimize’si ise 18 yaşındaki üniversite öğrencisi Güneş’in rızanın hassasiyetini vurgulayan hikâyesini anlatıyor. Yönetmenliğini Salih Ortaçay’ın üstlendiği Gece Mesaisi otelin resepsiyonunda çalışan genç Emrah’ın gözetleme meraklısı patronuyla mücadelesini mizahi tonla perdeye taşırken Berna Sitera Değirmen’in kısası Aşk Diğerleri ise orta yaşlı erkeklerin savaş baskı diline iki gencin barış sevgiyle cevap verdiği öykü anlatıyor. Yine festival programında yer alan Kuru Taşın Başı’nın ortak yönetmenliğini görüntü yönetmenliğini üstlenen Selen Heinz’ın çektiği Akışta ise üç şehirli genç kadının birbirlerinden bağımsız ama kadar beraber yaşantılarını resmediyor.
Akbank Sanat Kısalar seçkisindeki filmler farklı kuşaklar arasındaki karşılaşma anlarına yer veriyor. Beril Tan’ın yeni filmi Alis, 76 yaşındaki yalnız yaşayan Ermeni kadının kentsel dönüşüme karşı şahsi mücadelesini konu ediyor. Başrolüne Deniz Türkali’yi taşıyan film, Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülünü kazanmıştı. Farklı kuşaklardan iki yetenekli oyuncuyu, Menderes Samancılar Gülçin Kültür Şahin’i araya getiren Deniz Koloş imzalı Ölüm Bizi Ayırana Dek ise kişisel dertlerin çıkmazların karşısına tesadüfi karşılaşmaları yardımlaşmayı koyuyor. Yönetmenliğini Deniz Uymaz’ın üstlendiği Kraliçe ise boşanma arifesinde genç kadının annesiyle arasındaki çatışmayı beklenmedik cesur dille aktarıyor.
Kısalar bölümü her yıl olduğu gibi yıl farklı sinema üsluplarını türlerini barındıran filmleri araya getiriyor. Doğa Kılcıoğlu’nun diyalog kullanmadan çektiği kısa animasyonu Kirpik küçük kız çocuğunun dev gözün kirpiklerinin altında büyüme hikâyesini anlatırken, Ceylan Özgün Özçelik’in Ada’sı ise var olabilmek için yok eden genç kızın parçalanmış hafızasında gezinen deneysel gündüz gerilimi olarak dikkat çekiyor. Uyuyamadım, Eve Gidiyorum’ yönetmen Elit İşcan’ın biri suskun diğeri konuşkan genç çiftin farklı dillerdeki dünyasını aktarırken ilişkilerdeki mesafe duygusunu vurguluyor; Burak Çevik’in dünya prömiyerini Berlinale’ yapan kısası İki Laborantın Yorgun Saatleri ise zıt kutupların simetrisinden ironi yaratıyor.
Uluslararası Kısalar
Festivalin Kısalar bölümünde yıl dört uluslararası film yer alıyor. Bunların en dikkat çekeni, festivalde Oda Hizmetçisinin Güncesi adlı filmi yer alan Radu Jude’nin Adrian Cioflâncã’yla birlikte yönettiği yeni kısa filmi Açı, Karşı Açı / Plan Contraplan. Amerikalı gazeteci Edward Serotta, 1985-87 yılları arasında Romanya’nın dört yanını gezer. Hem ülkenin katı gerçeklerini hem Romanya’daki Yahudi cemaatini fotoğraf kamerasıyla kayda. Kırk yıl sonra Serotta’nın arşivini kullanarak kısa metraj belgeseli kurgulayan Radu Jude, filminin ikinci yarısına muzip sürpriz saklıyor. Aynı süreçte gizli servis Serotta’nın attığı her adımı fotoğraflamıştır. Fotoğrafın tanıklık gözetim işlevlerini arada düşünürken tarihe kendine has bakış atan yaratıcı belgesel.
Yönetmenliğini Isabella Fellinger’in yaptığı Işığın Hayaletlerine Dair / Von Lichtergeistern ise Traunsee gölünde her yılın 5 Ocak akşamı yapılan Ebensee Çan Çalıcıları resmî geçidi hakkında kısa belgesel. Filmde geleneğe katılan tek kadınlar grubunu izliyoruz. Dış sesler kadim mitin içerisinde bize kılavuzluk ederken film ışık, tarih bunların kayboluşu üzerine tanıklığa dönüşüyor.
Giorgi Gago Gkülliyehaberajansıhidze, Graft Versus Host’ta kendi kanser tedavisinden yola çıkarak Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Gürcistan’ yaşanan ekonomik politik dönüşümlere bakıyor. Bedenine nakledilen yeni bağışıklık hücreleriyle yaşadığı çatışma, başka sistemin gelişiyle değişen ülkenin uyum mücadelesiyle yan yana geliyor. Arşiv görüntüleri, animasyon kişisel anlatıyı araya getiren makale film, mizahi yaklaşımla, geçmişte yaşanan dönüşümlerin bugün hâlâ hissedilen yan etkilerini araştırıyor.
Yönetmenliğini Alia Wilhelm Callie Keels’ın üstlendiği Kabarcıklar / Blisters, seyircisini 1983 yazına, Manhattan’a götürüyor. Türk babanın artık hayatında olmayan Koreli annenin kızı olan on beş yaşındaki Moon, babasının işlettiği bakkalda ona yardım ediyor. Girişimci babasının dükkânı 24 saat açık tutma fikrini hiç ‘cool’ bulmayan Moon, gece şehirdeki David Bowie konserini düşünüyor. Tıpkı kendini sürekli yeniden yaratan rock yıldızı gibi, üzerine yapışan kimlikleri sınırları aşmanın, kendini sıfırdan var etmenin hayalini kuruyor.
Gaiaporosis: Müştereklerin Tüketilmesi
Bremen Sanat Üniversitesi’nde Lahey’deki Kraliyet Sanat Akademisi’nde Medya Teorisi Görsel Kültür dersleri veren Prof. Füsun Türetken’in hazırladığı bölüm kavramsal olarak Türetken’in “Gaiaporosis”inden yola çıkıyor. kavram hammadde çıkarımıyla dünyanın maddi olarak tükenmesi dijital iletişimin altyapıları ekonomileri aracılığıyla demokratik yaşamın aşınmasını ifade ediyor. bölüme paralel olarak, programda filmi gösterilecek Angela Melitopoulos Füsun Türetken konuşma gerçekleştirecek.
Zama, La ciénaga The Headless Woman gibi filmlerin Arjantinli yönetmeni Lucrecia Martel‘in yeni filmi Bizim Toprağımız / Landmarks / Nuestra Tierra, Latin Amerika’nın kolonyalizmle örülü geçmişine bugününe kapı açan belgesel. Arjantin’deki toprak mülkiyeti meselesini 2009’ yaşanan çarpıcı gelişmeler üzerinden inceleyen film yandan tarihe tanıklık ederken yandan bütün kıtaya genişletilebilecek kolonyalizm çerçevesi sunuyor. Arjantin’in Tucumán eyaletinde yaşayan Chuschagasta adlı yerli halkın topraklarını koruma mücadelesini yerli lider Javier Chocobar’ın öldürülmesini takip eden film Chuschagasta topluluğunun üyeleriyle yapılan röportajları, arşiv belgelerini dava sürecini barındırıyor.
Yeşim Ustaoğlu imzasını taşıyan Kuru Taşın Başı, Yusufeli baraj projesi nedeniyle kuşaklar boyunca yaşadıkları toprakları Çoruh Nehri’ni terk etmek zorunda kalan yöre halkının izini süren belgesel. Ortak yönetmenliğini görüntü yönetmenliğini Selen Heinz’ın yaptığı film, yaşam alanını kaybetmiş topluluğun kendileri için inşa edilen ‘beton tüketim odaklı’ yeni dünyada hayata tutunma çabasına kulak kabartırken bölgenin doğasını, havasını, suyunu, hayvanlarını ağaçlarını insanların dünyasıyla tutuyor. Dünya prömiyerini Selanik Uluslararası Belgesel Festivali’nde gerçekleştiren Kuru Taşın Başı, “suyun, toprağın hafızanın ölümüne” tanıklık ediyor.
Ursula Biemanni Paulo Tavares’in yönettiği Orman Kanunu / Forest Law, ormanı hem canlı coğrafya hem çekişmeli hukuki politik alan olarak incelemek üzere Amazon’a yönelir. Yerli bilgisini, ekolojik araştırmaları sömürgeci-ekstraktif şiddetin tarihini araya getiren film, ormanı yalnızca “” olarak kurgulayan kalkınmacı modellere karşı, ormanın hukuki varlığının tanınması korunması için verilen mücadeleleri izler. Burada orman, sadece muhafaza edilecek çevre değil; toprağın gasp edildiği hukuki ekonomik sistemlere meydan okuyan ilişkiler, bilgi birikimleri yaşam formlarından oluşan karmaşık varlık alanıdır.
Angela Melitopoulos’un maden sahaları mülteci kampları arasında mekik dokuyan yapıtı Geçişler / Crossings, madenciliği, borçlandırarak değer sömürme insan hareketliliğinin denetlenmesi süreçleriyle ilişkilendirir; birbiriyle eklemlenmiş sistemlerin ürettiği toksik ekolojileri eşitsiz risk dağılımlarını görünür kılar.
Anılarına
yıl kaybettiğimiz üç sinemacıyı, kariyerlerinden seçilmiş çok özel birer filmle festival programında anıyoruz.
Ocak ayında kaybettiğimiz Béla Tarr, son filmi Torino Atı / A Turin Horse / A Torinói Ló‘yu “insan varoluşunun ağırlığı” üzerine film olarak tanımlar. Friedrich Nietzsche’nin 1889 yılında İtalya’nın Torino kentinde faytoncunun kırbaçlamakta olduğu ata sarılıp ağlamasıyla başlayan meşhur anekdottan ilham alan film seyirciyi birlikte yaşanan ortak kıyamet duygusuna doğru sürükler. Ayvalık’ta Béla Tarr’ın anısına yeniden seyirciyle buluşacak Torino Atı aynı zamanda sinemanın tanık olduğu en büyük yönetmenlerden birinin vedası anlamını taşıyor.
Marjane Satrapi’nin aynı adlı otobiyografik grafik romanından Vincent Paronnaud birlikte uyarladığı Persepolis, yakın dönem animasyon sinemasının en önemli eserlerinden. 1979’daki İran Devrimi’nin küçük kız çocuğunun büyüme hikâyesi üzerinden anlatıldığı modern klasik, yirmi yıla yaklaşan geçmişine rağmen taze kalmaya seyirci kitlesini yeni kuşaklarla genişletmeye devam ediyor. Persepolis, Haziran ayında kaybettiğimiz Marjane Satrapi’nin anısına Ayvalık seyircisiyle buluşacak.
Sinemamızın klasiklerinden 1981 yapımı Kırık Aşk Hikâyesi, yıllar sonra çekildiği şehirde, Ayvalık’ta tekrar seyirciyle buluşuyor. Ömer Kavur’un Selim İleri birlikte yazdığı senaryo, Ayvalık’a tayini çıkan edebiyat öğretmeni Aysel ilçe eşrafından zengin ailenin kızıyla istemediği evliliğe zorlanan Fuat arasındaki aşkı melodram formunda ele. Aysel Fuat ilişkilerini gizlice sürdürmeye çalışırken, toplumsal baskı ikiyüzlülüğe çarpar durur. Başrollerdeki Hümeyra Kadir İnanır‘a birbirinden deneyimli isimlerden oluşan yardımcı oyuncu kadrosunun eşlik ettiği film, Cahit Berkay imzalı müzikleriyle unutulmazlar arasına girmiştir. Kırık Aşk Hikâyesi, 26 Haziran 2026’ kaybettiğimiz Kadir İnanır’ın anısına yeniden Ayvalık seyircisiyle buluşacak.
Çocuklar İçin
Çocuklar İçin bölümümüzün yılki filmi Cesur Kedi Moxy / Miss Moxy. Vincent Bal Wip Vernooij’in yönettiği Hollanda yapımı animasyonda kedi, köpek kuşun dostluğunu izliyoruz. Güney Avrupa’ya doğru yolculuğa çıkan eğlenceli grubun maceraları genç izleyicilerimize Bremen Mızıkacıları havasını yaşatacak.strong>19 Eylül Cumartesi akşamı 20.30’ Yeni Mahalle Düğün Alanı’nda ücretsiz gösterilecek. Filmden önce Ayvalık Çocuk Çalışmaları Topluluğu hazırladıkları atölyelerle çocuklarla buluşacak.
Festival Mekânları Biletler
Ayvalık Belediyesi Büyük Park Amfitiyatro’ düzenlenecek açılış gecesiyle başlayacak festivalde gösterimler yıl Rauf Denktaş Kültür Merkezi, Ayvalık Belediyesi Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi, Fabrika Ayvalık’ta, söyleşi konuşmalar ASKEV Sera’dagerçekleşecek. Ayvalık Uluslararası Film Festivali için biletler5 Eylül’ Biletix Biletinial siteleri üzerinden Fabrika Ayvalık’ta açılacak gişeden satışa çıkacak.Bilet fiyatları 5-13 Eylül tarihleri arasındaki ön satış döneminde indirimli 200 TL, tam 250 TL; 14 Eylül’den itibaren indirimli 250 TL, tam 300 TL olacak. Açılış gecesi biletleri 500 TL’den satışta olacak.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali; Ayvalık Belediyesi, Kurukahveci Mehmet Efendi, Akbank Sanat, Kürşat Ayvalık, Macaron Kolonyaları, Macaron Muhallebicisi, OGM Pictures, Bilginer-Melin Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı, Asteros Film, Ayvalıkzade, Whub Your Social Watch Hub, Küçük Han, Çöp Madam, Hollanda Konsolosluğu, Institut Français, Avusturya Kültür Ofisi, Tarabya Kültür Akademisi’nin değerli destekleri festival dostları Fatma-Mustafa Kürşat, Emine Öz, Tibet Akhuy, Mis Güleryüz-Şerif Kaynar, Esra Başak, Eren Tapan, Duygu
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin basın sponsorları ise Açık Radyo, Ajandakolik, Altyazı, Anka Haber Ajansı, Aposto, Ayvalık Magazin, Bağımsız Sinema, Bant Mag, külliyehaberajansı, Bianet, Birgün, Hafta Ne İzlesem?, Dadanizm, Dizidoktoru, Episode, Fil’m Hafızası, Gazete Ayvalık, Gazete Pencere, Kutsal Motor, Kültür Sanat Gazetesi, Milliyet Sanat, the Magger Üretim Kaydı.