Genel olarak ele aldığım yazılara baktığımda Osmanlı’nın ağırlıkta görüyorum. Lakin Selçuklu’nun köklerimize mirasımıza etkisi çok daha derinlerde yatmaktadır.
İşte yüzden, defa lensimizi biraz daha geriye çevirip muazzam temelin mimarlarından Sultan. Melikşah’ı ele alalım istedim.
Tarih denen aksakallı ihtiyar “eğer şöyle olsaydı böyle olurdu” varsayımlarıyla ilerlemez. Lakin geçmişin dinamiklerini doğru okumak, geleceğe tarihin akışına dair bize çok net pencereler. Türk tarihinin en kritik eşiklerinden biri, hiç şüphesiz Tuğrul Çağrı Beylerle temeli atılan, Alparslan’ın 1071 Malazgirt’teki kılıç hakkıyla genişleyen Sultan. Melikşah (1055-1092) döneminde zirvesine ulaşan Büyük Selçuklu İmparatorluğu’dur.
Sultan Melikşah’ın 1072 yılında, henüz 17-18 yaşlarındayken tahta çıkışı, sadece babadan oğula geçiş meselesi değildir. Alparslan’ın hayattayken veliaht ilan ederek meşrulaştırdığı süreç, genç Melikşah’ın liyakati devlet hafızasını çok erken kavramasıyla taçlanmıştır. Lakin Melikşah’ı devrin hükümdarlarından ayıran şey, sadece askeri zaferleri değildir. Devleti kılıçla fethetmekle kalmayıp onu fikirle, hukukla, gelenek, gelecek kalıcı vizyonla yönetme iradesidir.
İşte, Sultan Melikşah’ın şahsında Türk devlet aklını cihan hâkimiyeti mefkûresini anlamamız gereken 10 temel düstur:
Meşruiyet Liyakatin Somut BuluşmasıMelikşah’ın 1072’ tahta geçişi, babası Alparslan tarafından tasdiklenmiş meşru süreçti. Ancak onu ayakta tutan şey sadece veraset değildi. Bizzat gencin sahip olduğu yüksek liyakat devleti tanıma arzusuydu. yakınlarına değil, liyakat sahiplerine makam sorumluluk veren hakandı.
Töre Bürokrasinin Mecburi EvliliğiOrta Asya’dan süzülüp gelen Türk devlet geleneğinde hakan ne kadar savaşırsa savaşsın, ili “töre” tutardı. Melikşah bilinçle hareket etmiş; Nizamülmülk’e sadrazamlık vermişti. Türklüğü kenara itti, sarayda Fars-İslam bürokrasisini kuruluyor, eleştirilerini göğüslemiş, köklerinden kopmamıştı.
Tarihsel Miras: Tuğrul Çağrı Bey ModeliTuğrul Çağrı Beylerin geçmişteki uyumlu birlikteliği, Melikşah Nizamülmülk ikilisine mükemmel devlet şablonu sundu. uyum devleti sarsılmaz merkeze oturttu. aslında Sultan için vizyondu. Ülke genişlerken fethedilen ülkelerin ileri gelenlerinin fikirleri olmadan kalıcı olmak mümkün değildi.
Savaşçılığın Gerçek Tanımı Farklı Fikirlersavaşçı bey, sadece kılıçla meydanda savaşmamalıydı. Etrafında her fikirden danışmanlarını eksik etmiyor, farklı düşünceleri dinleyerek devlet aklını zenginleştiriyordu. Gerçek savaşçı; fenni, ilmi hukuku bilmeliydi. Dine hürmet göstermeliydi. Aynı düşüncede olmadığı kitleleri bile kucaklayabilmeli muhalefeti sık sık dinlemeliydi.
Sarayda İstişare Kültürü Özü KorumakSaray ne kadar ihtişamlı, bürokrasi ne kadar yerleşik formlara bürünürse bürünsün, Melikşah Türklüğünü hiçbir zaman unutmadı. Devlet yönetiminde farklı akımlardan danışmanlardan faydalandı. Obanın bozkırın köklü reflekslerini ise, sarayın merkezinde hep diri tuttu.
Ayrıca kendini hep Türk hakanı görmüş, ordusunun omurgasını hep Türk olarak sürdürmüştü. Emir komuta zincirini Türkçe devam ettirdi Türk savaş geleneğine sıkı sıkıya bağlı kaldı.
Nizamülmülk, Ömer Hayyam Kurumsal AkılMelikşah, dönemin en büyük veziri Nizamülmülk sarayındaki dahi âlim Ömer Hayyam başta olmak üzere, farklı ilim insanlarına danışmanlara yer açarak tam istişare ortamı yarattı.
Nizamiye Medreseleri, Celâlî takvimi Siyâsetnâme ortak akıl, ilim fikir çeşitliliğinin somut ürünleridir.
Türkmen Boylarının Merkezle UyumuTürkler kölece itaate değil, karizmatik liderliğe güce saygı duyarlar. Melikşah, Maveraünnehir’den Akdeniz’e kadar uzanan coğrafyadaki Türkmen boylarını ağırlıkla merkezî idareye küstürmeden kanalize etmiştir. Onları küstürmemek için Türk geleneğini canlı tutmuş obaları ziyaret etmiş, sürek avları düzenlemişti.
Ayrıca Melikşah, avcılığa inanılmaz derecede meraklıydı. konuda “Şikâr-nâme” (av kitabı) isimli kitap yazmıştı.
İslam’ın Altın Çağı Bilimin HamiliğiÖmer Hayyam gibi devrin en büyük felsefecileri âlimleri, Melikşah’ın Isfahan’daki sarayında kurdurduğu gözlemevinde hâmî bulmuştu. İlme bilime verilen kıymet, İslam’ın altın çağının sınırlarını genişletmişti.
Sığınılacak Liman Olarak İmparatorlukTürk-Selçuklu cihan hâkimiyetinin temelinde yıkım değil; barış, huzur adalet yatar. Sonraki asırlarda görülecek olan yıkıcı Moğol istilasının aksine Selçuklu; fethettiği coğrafyaları yok etmedi. Onları korudu, imar etti ezilenler için güvenli medeniyet limanı kurdu.
Akdeniz Ufku Sınırları Denizlere Taşıyan İradeMelikşah’ın vizyonunu anlamak için coğrafi hamlelerine bakmak gerekir. Sultan, ordularını Akdeniz kıyılarına (Süveydiye sahillerine) ulaştırıp atını denize sürdüğünde, sadece askeri sınır çizmiyordu. Türk cihan hâkimiyetinin devlet aklının vizyonunu denizin bittiği yere kadar mühürlüyordu. Eğer ömrü yetseydi denizlerin ötesine geçecek kudret vizyona sahipti.
Son SözTarih, sadece geçmişte yaşananların dökümü değil, bugüne söylenen sözdür. Sultan Melikşah’ı, onun 1072’den 1092’ye kadar uzanan yirmi yıllık muazzam iktidarını etrafında örülen büyük aklı incelerken aslında kendi köklerimizi yeniden sorguluyoruz.
Türk devlet geleneği, Orta Asya’dan Viyana’nın uçlarına dek “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturuyla dünyada medeniyet dersi vermiştir. Mazlumlara sığınak olan medeniyet limanı kurarak yürümüş mirası bizlere bırakmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi: “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Önemli olan mirası doğru anlayıp sahip çıkmaktır. Aslında Melikşah’ı anlamak birçok şeyi başarma azmimizi tetikleyecektir.
Yeni yazılarda görüşmek üzere…
Not: Kapak fotoğrafı temsilidir.
içeriği diniz ? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´ destek. 🙂