Türkiye’den dünyanın farklı ülkelerinden 76 yapımı sinemaseverlerle buluşturan 5. Ayvalık Uluslararası Film Festivali, Genç Sinema ekibinin yönetmen Ceylan Özgün Özçelik mentörlüğünde kayda aldığı kısa filmin gösterimi sona. Veda hakkımı, 79. Cannes Film Festivali’nde Belirli Bakış Ödülü’ne uzanan Everytime, aynı festivalden Queer Palm dönen Teenage Sex and Death at Camp Miasma Sandra Hüller’e Berlinale’ En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran Rose’a dair hislerimi maktan yana kullanıyorum.

Burcu Teker’in ilk Ayvalık değerlendirmesi burada.

Everytime
Yönetmen: Sandra Wollner

Yayvan konuşma balonu içinde hareket eden üç adet noktaya ne kadar anlam yüklenebilir? Heyecan, umut, belki endişe… Everytime’ gösterge varoluşa tutunmaya karşılık geliyor. Geçmiş şimdiye, şimdi ihtimallere karışırken hatıranın mânâsını keşfe çıkıyoruz. Yasın yankı bulma biçimleri farklılık gösterse gidenin ardında bıraktığı, geride kalanı yola devam ettiren izler hep orada aynı kalıyor. Fotoğraftaki, bakıldığı sürece tebessüm etmeye; ses kaydındaki, dinlendiği sürece bıkmadan aynı vurgu tonlamayla aynı şakayı yapmaya devam ediyor. Bıkamaz değiştiremez. Gün geliyor dinleyen, ses kaydındakinin yaşını geçiyor. Dijital bellek, hafızanın çeperlerini zorlamaya devam ediyor. Hatta Everytime örneğinde birkaç adım ileri gidip zaman gerçekliğin sınırlarını silikleştirmeye.

Avusturyalı yazar – yönetmen Sandra Wollner’in Cannes’ Belirli Bakış Ödülü’ne uzanan, Almanya’nın Oscar adayı draması filmden çok, beklenti duvarlarını yıka yıka ilerleyen deneyim. Trajik ölümün ardından, yaşamını kaybeden kişinin üç en yakınının hayatlarına ne şekilde devam ettiklerini, yasın hafızayı nasıl dönüştürdüğünü takip ediyoruz. Ajitasyona başvurmadan, telaşsız biçimde gündelik yaşamın seyrini kurcalıyor Wollner. Videolar, ses kayıtları, fotoğraflar, hatta Vintage Story oyununda yaratılan çevrimiçi dünya amacına hizmet etmeye devam ederken Lux’un (Tristán López) bastırdığı duygularını, Ella’nın (Birgit Minichmayr) pasif agresyonunu iliklerimizde hissediyoruz. Nüanslı performansıyla son çeyreği sırtlayan Lotte Shirin Keiling, canlandırdığı Melli’nin sessizce içinden geçtiği inkâr fazını elle tutulur, somut forma kavuşturuyor. üç karakter; geçmişe dönük tamamlanma için hayata geçememiş aile tatilinin izini sürmeye Tenerife’ye gidiyor filmin ilk yarısında gözlemci detayların ön planda olduğu realist tavır adım adım çözülmeye, gerçeklik bulanıklaşmaya başlıyor. İpler usulca seyircinin eline bırakılıyor. 

Wollner’in bilinçli kurgulanmış kamera açıları Aftersun emektârı Gregory Oke’nin incelikli görüntü yönetimi kurulan tekinsiz atmosferde yabancılaşmaya başlıyoruz. Hatırlama eylemi biçim değiştiriyor nihayetinde, neyin gerçek neyin hayâl ürünü olduğunun ayrımının yorumumuza emanet edildiği açık uçlu hayalet hikâyesine çıkıyor yolumuz. Mantığa dayalı net cevaplar sunmayan, hissedilmesi gerekeni buyurmayan Everytime; gösterişten uzak, olabilecek en zarif biçimde izleyicisine sinemayı neden sevdiğini hatırlatıyor. Geride kalanlar için kederin üstesinden gelmek doğrusal olmayan süreç; çokça iniş bazen biraz çıkış. Ya kederin kendisi kare güneş.

Teenage Sex and Death at Camp Miasma
Yönetmen: Jane Schoenbrun

Jane Schoenbrun’un 79. Cannes Film Festivali’nden Queer Palm dönen filmi Teenage Sex and Death at Camp Miasma, 80’lerin öne çıkan slasher janrını salt şiddet araçlığından çıkarıp sürreal masala evirirken mesken tuttuğu dağ kampında kimlik arayışı, beden algısı, arzu kendini keşfetme kavramlarına methiyeler düzüyor. Belki en çok sinemanın dönüştürücü gücüne.

Kariyeri yükselişte olan genç kuir yönetmen Kris Williams (Hannah Einbinder); kimsenin elini sürmek, birlikte anılmak istemediği sorunlu kült korku serisi Camp Miasma’yı yeniden diriltmek üzere görevlendirilmiş. Kendisi franchise’ın hayranlarından. yandan ruhu yakalayabilmenin yandan henüz çocuk yaşta izlediği ilk filmden aklına işlenen “bakışın” üzerinde bıraktığı etkiyi anlamlandırmanın derdinde, ilk halkanın çekildiği terk edilmiş kamp alanında münzevi yaşam süren orijinal “final girl” Billy Presley’i (Gillian Anderson) projeye dâhil etmenin peşine düşüyor. Kampa ayak bastığı andan itibaren hayranlık saplantı, arzu korku iç içe geçmeye başlıyor dönüşümün fitili ateşleniyor Billy tarafından. İkilinin çarpıcı performansları, heteronormatif düzenin bileklerinde nabız gibi atıyor.

Başlangıçta genç sinemacının yalnızca “lanetli” seriyi kuir duyarlılıkla modernize etme telaşında olduğu imajı çiziliyor. Film endüstrisinin Kris’i hem günah çıkarmak hem marka değerini tazelemek için kullanmasına yöneltilen eleştiri, çevrimiçi toplantı sahnesinde iyice keskinleşiyor. Sektörün steril ikiyüzlülüğünü son derece sahici karakterler üzerinden hicveden sahne, hedefi tam on ikiden vuruyor. Kris’in Camp Miasma kurduğu ilişki Billy’nin tabiriyle son derece “akademik”. İkili yakınlaştıkça analitik eğilim entelektüel mesafe erimeye başlıyor, sırlar itirafa karıyor. Orgazm ölümün ortak “serbest kalma ânı” fikri üzerinden Kris’in utançtan arınmasına, kendi bedeniyle bağ kurmasına şahitlik ediyoruz. Özünde kim olduğunu kucaklama yolculuğunun nihai adımı olarak.

Transfobik Camp Miasma serisinin cinsiyet akışkanlığıyla ilişkilendirilen katili Little Death aracılığıyla Schoenbrun, klasik slasher’ın “öteki” bedenlere yönelttiği şiddeti tersine çevirerek, dışlanan bedenin bakışını filmin merkezine taşımış. Maskenin içine girmek, “Kim seyirci?, Kim gösterinin parçası?” soruları, film içinde film formatında hikâyelerin mimarı değil anlatılma aracı olma fikri yapıma perspektif katman kazandırıyor. Eşikler aşarken güvenli alan oluşturan şekerlemeler, maske takmanın gerekmediği sığınaklar gibi yerinde sembolizm; görsel efektlere yaslanmayan el yapımı hipnotik set tasarımı kara mizahıyla, hakikatle sanrının birbirine karıştığı Teenage Sex and Death at Camp Miasma, gücünü biçim fikir arasındaki sürtünmeden alıyor.

Rose
Yönetmen: Markus Schleinzer

“Pantolon giymek daha özgür hissettiriyor,” diyor Rose (Sandra Hüller), “altı üstü kumaş parçası yahu !” Markus Schleinzer imzalı drama; hürriyetini kısıtlayan dayatılmış cinsiyet rollerini alt etmek için erkek kıyafetleri giyen, 17. yüzyıl Orta Avrupa’sı gerçekliğinin içine hapsolmayı reddeden kadını izliyor. Özgürce yaşamak uğruna başka kimliğe bürünmek zorunda kalanların hikâyesini anlatıyor. Toprak işleyebilir, işletebilir, çalışanları yönetebilir, mülk sahibi olabilir ekonomik özne olarak ciddiye alınabilir. Hepsi bahsi geçen parça kumaş sayesinde.

Sandra Hüller’in 76. Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne uzandığı, Almanya’yı Akademi Ödüllerinde temsil etmeye hazırlanan filmin; 30 Yıl Savaşları’ndan dönen soylu erkek kılığına girerek hayatta kalmaya yer, yurt edinmeye çalışan güçlü figürü “eril tahakküme başkaldıran kahraman kadın” olarak konumlandırmanın ötesine kafa uzatmayı hedeflediği söylenebilir. Genç kadın kimliğini gizlemekle kalmıyor, zaman zaman erkek egemen düzenin davranışlarını yeniden üretmek zorunda bırakılıyor. toplumsal cinsiyet kalıplarının öğrenilen performe edilen davranışlar bütünü olduğunu fısıldıyor seyircisinin kulağına. Dine dayalı ataerkil iktidarı tek başına yıkamayacağının farkında olan Rose, düzenin içine uyumlanmayı seçiyor.

Gerald Kerkletz imzalı siyah-beyaz estetik dingin üslup zamansızlığı körüklemiş, köye deyim yerindeyse sosyal deney alanı havası katmış. Uzun diyaloglar yok; dert edilenler huzursuz suskunlukla aktarılıyor. Baskı altında Suzanna’yla (Caro Braun) yaptığı evlilik, kadın bedeninin ekonomik sistemin dişlilerinden oluşunun altını çizen türden. Suzanna ilk bakışta eşten ziyade aileler arasındaki mülkiyet çıkar ilişkisini güçlendiren unsur olarak yerini alsa aralarında hakiki bağ dayanışma gelişiyor. Yoldaşlıkları, Rose’un bağımsız yaşamına devam edebilme ümidini besliyor. Öte yandan kimliğinin üstüne inşa ettiği aldatıcı kişilik, yeni kişiliğin gerektirdiği tutum, aldatmacasının fark edilip edilmediğini tartan kurnazlık yüklendikçe, baş karakterin ahlaki karmaşası taşınamaz hâle gelmeye başlıyor. tarihi drama olmasına karşın bugün hâlâ geçerliliğini koruyan tanıdık mefhumları oldukça sert tavırda irdeliyor Schleinzer. Kamerasını; bireyin değerinin, içinde var olduğu bedenin cinsiyet üstünlüğü üzerinden tartılmasını sağlayan iktidara, toplumsal mekanizmaya ikisinin yarattığı şiddete doğrultarak.