İngiliz edebiyatının kendine has seslerinden Barbara Comyns’in romanları, Everest Yayınları aracılığıyla Türkçe okuruyla buluşmayı sürdürüyor. Sırada, Zeynep Sude Güvenç’in çevirdiği Bay Fox var; savaş yıllarının Londra’sında yardımın çıkarın birbirine dolandığı beraberliğe konuk oluyoruz.
Ne hakkında? Hikâye ne?
Caroline Seymore, küçük kızı Jenny’yle birlikte Londra’ ayakta kalmaya çalışan genç kadın. Parasızlık, borçlar kapıya dayanan alacaklılar derken yolu Bay Fox’la kesişiyor. İkinci el arabalar, karaborsa pek yasal sayılmayacak türlü işlerle para kazanan Bay Fox, Caroline Jenny’ye başlarını sokacak yer teklif ediyor. Caroline’ın çok fazla seçeneği olmadığı için üçü tuhaf aile gibi yaşamaya başlıyor. Arka planda ise. Dünya Savaşı. Bombalar düşüyor, evler değişiyor, insanlar oradan oraya savruluyor; Caroline yandan kızıyla hayatta kalmaya, yandan Bay Fox’un değişken ruh hâliyle baş etmeye çalışıyor
Zaman dilimi mekân
II. Dünya Savaşı yılları. Başta Londra olmak üzere İngiltere’nin farklı kasaba yerleşimleri. Savaşın yarattığı geçicilik hissi mekânlara sinmiş durumda; Caroline Jenny’nin hiçbir yerde uzun süre kök salamaması romanın önemli parçalarından.
Okumadan önce bilmemiz gerekenler
Barbara Comyns, 1907-1992 arasında yaşamış İngiliz yazar.
Bay Fox, Comyns’in geç yayımlanan romanlarından. 1987’ basılmış olsa çok daha önce yazılmış metin. Comyns’in kendi hayatıyla bazı ilginç paralellikleri var; yazar gençliğinde Londra’ yaşamış, ikinci el araba antika ticareti yapmış, daireleri kiraya vermiş. Dolayısıyla romandaki savaş yıllarının tuhaf gündelik ekonomisinin epey yakından gözlemlenmiş olması şaşırtıcı değil.
Yine sene içerisinde Everest’ten çıkan Veterinerin Kızı, Comyns’in en bilinen eserlerinden.
Kitaba dair en çok neyi sevdin?
Barbara Comyns’te en sevdiğim şey burada var: Korkunç şeyleri korkunç şeyler anlatıyormuş gibi anlatmaması. Caroline’ın hayatında yoksulluk, savaş, evsizlik, erkeklere bağımlılık sürekli güvensizlik var ama anlatımında bunları dramatikleştiren hiçbir şey. Bazen öyle cümle kuruyor ki anlatılan şeyin ne kadar berbat olduğunu ancak cümle bittikten sonra fark ediyorsunuz.
Caroline’ın sesi romanın bütün yükünü taşıyor. Saflığıyla aptallığı, iyimserliğiyle çaresizliği birbirine hiç karışmıyor. Başına gelenleri olduğu gibi kabul edip yoluna devam etmesinde hem çok komik hem çok hüzünlü taraf. Comyns’in dünyasında hayat zaten biraz saçma; savaş çıkması saçmalığın yalnızca daha büyük ölçeklisi.
En az neyi sevdin?
Roman oldukça epizodik ilerliyor. Caroline’ın işten diğerine, evden ötekine savrulmasını tiğimiz için yer yer birbirine eklenmiş anılar okuyormuş hissi veriyor. Daha sıkı olay örgüsü arayan biri için dağınıklık sorun olabilir. Bense Comyns’in anlatımını sevdiğim için büyük ölçüde ritmine kapıldım.
Yazıma dair neler söyleyebilirsin?
Comyns’in en büyük numarası. Çok sade, konuşur hatta mırıldanır gibi neredeyse çocuksu yazıyor. Ama sadeliğin altında sürekli karanlık dolaşıyor. Caroline’ın korkunç şeyi, biraz önce kahvaltıda ne yediğini anlatmış gibi aktarması yaşananları hafifletmek yerine daha tekinsiz hâle getiriyor.
Comyns’in ayrıntı seçimine bayılıyorum. Arka planda gelişen, dünyaya damga vuran büyük tarihsel olaylarla pek ilgilenmiyor; savaşın kendisinden çok savaş sırasında çayın olup olmadığına, odanın ne kadar soğuk olduğuna, çocuğun ne söylediğine, insanın gece nerede uyuyacağına bakıyor. Böylece savaş tarih olmaktan çıkıp gündelik hayatın içine giriyor.
Kısa sürede sürüklenerek okudun? Yoksa biraz sürünerek ?
Sürüklenerek. Zaten kısa roman ama asıl mesele uzunluğu değil; dilin anlatımın tıpkı Caroline’ın yaşadıkları gibi son derece sürükleyici olması.
Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu ?
Özellikle olmadı. Zaten öyle metin değil bence. Bütün olarak bıraktığı tortu daha kıymetli.
Kitap modunu nasıl etkiledi?
Garip biçimde hem neşelendirdi hem hüzünlendirdi. Comyns’in kitaplarında bunu sık yaşıyorum; insanların başına korkunç şeyler geliyor ama hayatın saçmalığı hiçbir zaman ortadan kaybolmuyor.
Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?
İlk bakışta şaşırtıcı çünkü romanın asıl merkezinde Caroline. Ama Bay Fox yalnızca karakter değil; Caroline’ın içinde yaşadığı güvencesizliğin tür cisimleşmiş hâli. gün sizi kurtarabilir, ertesi gün hayatınızı daha zorlaştırabilir. Bazı yorumlarda Bay Fox’un masallardaki kurnaz, kandıran tilki figürüyle ilişkilendirildiğini okudum. açıdan bakınca romanın onun adını taşıması giderek daha anlamlı geliyor.
kitabı seven…
Bay Fox’u sevenler Barbara Comyns’in Veterinerin Kızı yakınlarda çıkan Ardıç Ağacı romanlarını zaten seveceklerdir diye düşünüyorum.
Savaş, yoksulluk gibi büyük meseleleri küçük gündelik ayrıntılar kendine özgü kadın anlatıcının gözünden okumayı sevenlere Muriel Spark’ın Şüpheli Hal Hareketler’i Sylvia Townsend Warner’ın Lolly Willowes romanları güzel alternatif olabilir.
John Boorman’ın kendi anılarından yola çıkarak. Dünya Savaşı yıllarını anlattığı Hope and Glory (1987) filmi güzel seçenek olabilir.
Yazara soru soracak olsan soru ne olurdu?
Hayat size romanlarınızdaki kadar tuhaf geliyor muydu?