2000’lerin ortasında Toronto’ kurulan Holy Fuck’ın ânında kana karışan şarkılarını canlı canlı dinlemeye az kaldı. 12 Ekim’ Blind sahnesinde ilk İstanbul konserini verecek olan grup, sıralar yılın başlarında yayımladığı Event Beat albümünün Avrupa turnesinde. İstanbul söz konusu turnenin son durağı.
Holy Fuck’ın yer yer karmaşıklaşan, çok katmanlı fikirler barındıran karakteristik mizacı, sesin kaynaklarından çok nasıl yontulduğu ya nasıl tepkimelere sokulduğuyla şekilleniyor. Hırçın harekete geçiren şarkıları ağırlıkta belki ama sürükleyici ritimler etrafında daima dönüşen kesin çizgilerle tanımlanamayan sesler gibi tanım müziklerini tarif etmeye biraz daha yaklaşıyor sanırım.
Grubun bas davul dışında kalan tüm işitsel katmanlarından sorumlu olan Brian Borcherdt Graham Walsh 20 yıllık serüvenlerini, Holy Fuck hikâyesinin en önemli unsurlarından canlı performanslarını son albümleri Event Beat’in ortaya çıkmasını mümkün kılan koşulları konuştuk. Ardından 2007’den günümüze uzanan diskografilerinin farklı duraklarından seçtiğim beş parçayı masaya yatırdık.
Açılışını Pitohui yapacağımız konserin biletleri burada.
“İnsanların ne yaptığımızı görmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz; dinleyicinin kendini bunun parçası hissetmesini istiyoruz. ‘Bize bakın, neler yapıyoruz görün’ diye şov sunmaktan ziyade insanları işin içine davet etmeye çabalıyoruz.“ -Brian Borcherdt
Türkiye’ ilk kez çalacak olmanız büyük heyecan sebebi. Sizi bundan tam 10 yıl önce, 10 Ekim 2016’ Amsterdam’daki Paradiso’ canlı dinleme şansım olmuştu. turnenizde yine orada çalıyorsunuz. Sanırım sahne, Holy Fuck’ın sihrinin en belirgin şekilde ortaya çıktığı.
Graham Walsh: Ne güzel. Büyük salonda çalmıştık konserin çok eğlenceli olduğunu hatırlıyorum. Orada en son küçük salondaydık konser çok yüksek enerjiliydi. Harika mekân.
Holy Fuck olarak 20 yıldır birlikte çalmanıza rağmen sahnede hâlâ birbirinizi şaşırtabiliyor musunuz?
Brian Borcherdt: Asıl şaşırtıcı olan zaten 20 yıl geçmiş olması. Sanırım bazen beni en çok çarpıyor. Grup arkadaşlarına bakıp “Bunu hâlâ yaptığımıza inanamıyorum” dediğin zaman kendini bütünüyle âna kaptırıyorsun. Bazen sahnede birbirimizle bağ kurmanın birlikte çalmanın keyfi bile bizi hayrete düşürebiliyor. Müzikal olarak yaptıklarımızla birbirimizi ölçüde hep şaşırtıyoruz sanırım ama asıl mesele bunu hâlâ sürdürüyor olmamız.
Graham Walsh: Kesinlikle. Hâlâ turnelere çıkıp birlikte çalabildiğimiz için çok şanslıyız.
Kurduğunuz sahne düzeni, dinleyicinin sesin aranızdaki fiziksel yolculuğunu mesini sağlıyor. süreci takip edebilmenin insanların müzikle kurduğu bağı etkilediğini düşünüyor musunuz?
Brian Borcherdt: Bence. başından beri yaptığımız şey değil. İnsanların ne yaptığımızı görmesini hep istedik. şey saklamıyorduk ama sahnede, belli yükseklikte olduğumuz için herkes yaptıklarımızı göremiyordu. En az 10 yıl boyunca arkadaşlarımız, bunu insanların daha rahat görebileceği yol bulmamız için bizi teşvik. Sahnede görsellerimizi her konserde kendimiz kontrol edemediğimiz için iş biraz zorlayıcı.
İnsanların ne yaptığımızı görmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz; dinleyicinin kendini bunun parçası hissetmesini istiyoruz. “Bize bakın, neler yapıyoruz görün” diye şov sunmaktan ziyade insanları işin içine davet etmeye çabalıyoruz. Çoğu zaman yanımızda kameralar oluyor. Olduğunda seyirci ne yaptığımızı daha rahat görebiliyor; sanırım bizim daha çok keyif almamızı sağlıyor.
Graham Walsh: Haklısın. Dinleyici kendini olan bitenin içinde hissediyor. Onlarla iletişim kurmanın yolu. 2000’lerin başında, özellikle Toronto’ elektronik müzik konserlerinin rave’lerin dışına çıkıp alışıldık rock mekânlarında yapılmaya başladığını hatırlıyorum. DJ’ler elektronik müzik yapanlar sahneye laptoplarını getirmeye başlamıştı. Tuhaf kopukluk vardı.
DJ’in köşedeki kabinde durduğu, senin kendi dünyanda dans ettiğin rave’e benzemiyordu. sahneye bakıyor bilgisayarında şeylere tıklayan birini izliyordun. Belki müzik güzeldi ama bağ kurabileceğin şey yoktu. Sadece sigara içip bilgisayarına tıklayan biri vardı. Bunun pek içime sindiğini söyleyemem.
Brian’la ekipmanlarımızı kullanırken, gruplarda gitar çaldığımız dönemlerde yaptığımız şeyleri buraya uyarlıyoruz. Böylece dinleyiciyle daha karşılıklı alışveriş oluyor; şeyler yaptığını görebiliyorlar. elektronik gürültüyü üretirken iki dünyayı birbirine bağlamak bence çok önemliydi.
İlk dönemlerden söz ettiniz. Holy Fuck konserini iyi yapan şeyin ne olduğuna dair fikriniz yıllar içinde değişti ?
Graham Walsh: İyi konserde karşılıklı beslenme ilişkisi oluyor. Eminim bütün gruplar için geçerlidir; yalnızca bizim için değil. Enstrümanlarımıza kapanıp birbirimize bakarak çalabilir, dördümüz kendi aramızda eğlenebiliriz. Ama dinleyici tepki verip bize enerji gönderdiğinde biz karşılık veriyoruz. Yaptığın şey dinleyicide gerçekten karşılık bulduğunda enerji gittikçe büyüyor. Bence iyi Holy Fuck konseri, seyircinin eğlenmesiyle mümkün oluyor.
Brian Borcherdt: Katılıyorum. Son turnede bizi şaşırtan şeyler. Salon dolu oluyordu ama sahneden indikten sonra kendi aramızda “Neydi öyle?” diyorduk. Çünkü insanlar sadece bakıyordu. Sonra belki hemen ertesi gece herkesin kendinden geçtiği konser çalıyorduk. Biraz bencilce ama dinleyici bizi izlerken nasıl eğlenmek istiyorsa biz onları izlerken eğlenmek istiyoruz.
yıl epey turne yaptınız. Şimdi Avrupa’ son turne etabı var önünüzde. Üstelik son konser İstanbul’ Bildiğim kadarıyla uzun zamandır aynı şehirde yaşamıyorsunuz. Holy Fuck için turne hazırlık süreci nasıl işliyor?
Brian Borcherdt: Direkt dalıyoruz dostum! grup arkadaşlarım adına konuşamam ama davulcumuz Matt’in anlattığına göre albümü dinliyor üzerine çalıyor. Graham benim için bazen zor oluyor çünkü birbirimizden aldığımız enerji.
Graham Walsh: Birbirimize bağlıyız. Yalnızca ikimiz araya gelip konser provası yapamayız zaten. Herkesin olması gerekiyor. Ama davulcumuz Matt’in herkese ihtiyacı. Basçımız Punchy zaten her şeyi biliyor, yüzden sorun. Konserlerin doğaçlamaya açık olması işe yarıyor. kaotik gürültü bazı şeyleri biraz örtüyor, işi heyecanlı tehlikeli tutuyor. Bunun bize biraz esneklik sağladığını söyleyebilirim.
Brian Borcherdt: Konser provası yapmak için araya gelsek muhtemelen yine yeni, gürültülü müzikler üretmeye başlarız.
şehre ilk kez gitmek konsere hazırlanma biçiminizi değiştiriyor ?
Graham Walsh: Pek sayılmaz.
Brian Borcherdt: Uçakla geleceğiz; düzenimizi biraz şaşırtıyor. En başta uçakla Avrupa’ya gidip birbirimizle buluşuyor, minibüse binip yola çıkıyoruz böylece rutin oluşuyor. İstanbul’a ulaşmak için yapmamız gerekenler yüzünden rutinin biraz dışına çıkacağız.
Ama turnenin son konserinin orada olması çok anlamlı çünkü hep gitmek istediğimiz Daha önce hiç gelmedik; yüzden heyecanla bekliyoruz. Bizim için güzel kapanış, son kutlama olacak. Kim bilir? Belki baştan sona klasik rock şarkıları çalarız!
Graham Walsh: zamana kadar iyice ısınmış olacağız. sürü konser vermiş olacağız, dolayısıyla setlist iyice oturmuş olacak. Umarım hâlâ tam gaz devam ediyor oluruz. Sanırım davulcumuzun eşi oraya uçacak; turneden sonra birkaç gün daha kalıp tatil yapabilir. İstanbul’a geleceğimiz için çok heyecanlıyız.
“ albümde loop’a bağlı kalmadan yaptığımız parçalar. […] Özellikle benim için synthesizer’ıma gitar gibi yaklaşmak, gitarda çalar gibi riff çalmak farklı deneyimdi. Önceden belki onu programlardım ortaya kusursuz şey çıkardı. Şimdiyse doğrudan elle çalıyorum. Müzik biraz daha rahat nefes alıyor; elektronik müzik açısından bunu ilginç buluyorum.” -Graham Walsh
Biraz son albümünüz Event Beat’i konuşalım. Albümü sakin izole yerde, süre birlikte yaşayıp kayıt yaparak oluşturdunuz. ortam size alışıldık stüdyoda bulamayacağınız hangi imkânları sundu?
Graham Walsh: Özgürlük. Denemek birbirimizle bağ kurmak için özgürlük. Dördümüzün birbirine daha yakınlaşması bizi kısıtlayan hiçbir şey olmadan keşfedip üretebilmek. Stüdyolarda çoğunlukla zaman kısıtlamaları oluyor; tabii maddi kısıtlamalar. özel mekân, bize yeni şeyler denemek için bolca imkân sundu birlikte üretirken kendi aramızda daha güçlü bağ kurmamızı sağladı.
Brian Borcherdt: albüm üzerinde çalışırken neredeyse her seferinde hepimizin kısıtlamalar olmadan arada olduğu dönem oluyor. Bazen daha sonra stüdyoya gidip tekrar kaydediyoruz. sefer en sonda, tam bitiremediğimiz bazı şeyler için bunu yaptık. Tam donanımlı stüdyoya gittik ama noktaya geldiğimizde şarkıları yazmak için birlikte geçirdiğimiz zaman zaten geride kalmıştı.
Graham’ın dediği gibi bütün günü birlikte geçirebileceğimiz üretirken zaman ya bütçe yüzünden kısıtlanmayacağımız yerin olması bizim için çok önemli. albüm bizi daha önce yaşadığımız duruma geri götürdü. ortamda yalnızca şarkı yazmıyor; kayıt yapıp albümü orada hazırlıyorduk. Bence bizim için çok belirleyici.
Graham Walsh: Özellikle araya gelemediğimiz pandemi karantina dönemlerinin ardından bunu yapabilmek daha önemliydi.
Birçok Holy Fuck şarkısı, akor dizisinden ziyade ses dokusu ya ritim kalıbıyla başlıyor gibi geliyor. Event Beat sizi açıdan yeni şarkı yazma yöntemlerine yöneltti ?
Brian Borcherdt: Bence grubumuzda sürekli değişim. Başlangıçta yalnızca araya gelip doğaçlama yapıyorduk; albümün son hâlinin nasıl olacağını belirliyordu. Sonra evden şeyler getirmeyi denedik. Küçük şarkı fikirleri getiriyorduk, grup bunları geliştiriyordu. albümde farklı olan şeylerden biri, Graham’ın sözünü ettiği pandemi ayrı kaldığımız karantina dönemiydi. Albümdeki bazı şarkıların ilk fikirleri dönemde ortaya çıktı. Dosya arak çalışırken onları tamamlayamadık. Bazıları Graham’la 10 yıl önce yaptığımız ama hiç bitirmediğimiz eski şeylerdi.
Dolayısıyla albüm için daha önce başlamış olduğumuz işleri yanımızda getirdik. yeni çok güzel şeydi. Kendimize ait yerde birlikte olabildiğimiz için albümde daha çok yapabildiğimiz başka şey hüzünlü ya dingin müzikler. Birlikte yemek hazırlayabiliyor, farklı saatlerde yatabiliyor, sabah kahvemizi içip sohbet ederek güne yavaşça başlayabiliyor, ardından tekrar çalmaya geçebiliyorduk.
Albümün son hâlinde çok belirgin olmayabilir; alışıldık Holy Fuck albümünden çok farklı değil. Ama acele etmeden ambient parçalar yaptığımız, daha dalgın hissettiren pek çok an vardı. bizim için yeniydi. Umarım sonraki albümlerde buna tekrar dönebiliriz.
Graham Walsh: Genellikle şarkı, loop etrafında şekillenebilir. Gitar ağırlıklı grubu düşün: Birisi gitar riffi getirir, herkes onu geliştirip şarkıya dönüştürür. Bizdeyse ritim makinesindeki ya klavyedeki loop oluyor.
albümde loop’a bağlı kalmadan yaptığımız parçalar var; yani kayıtlarda metronom kullanmadık. Belli tempo olmadan her şeyi doğrudan çalmayı denemek eğlenceliydi. Özellikle benim için synthesizer’ıma gitar gibi yaklaşmak, gitarda çalar gibi riff çalmak farklı deneyimdi. Önceden belki onu programlardım ortaya kusursuz şey çıkardı. Şimdiyse doğrudan elle çalıyorum. Müzik biraz daha rahat nefes alıyor; elektronik müzik açısından bunu ilginç buluyorum.
Albümdeki şarkı sıralaması çok incelikli. “Evie”yle başlayıp albüme adını veren parçayla bitiyor. Sanırım ikisi aynı kayıt seansından çıkma şarkılar. Aralarındaki döngüsel bağ, parçaları sıralarken size çerçeve sundu ?
Brian Borcherdt: Bunun tesadüf olduğunu söylemek istemem çünkü son kararımızı verdiğimizde bunu bilinçli olarak yapmıştık. Ama başlangıçta albüme adını veren parçanın “Evie”ye giriş olmasını istiyorduk. Sıralamayı şekilde yapmaktı niyetimiz.
İki parça tamamlandığında, birinin diğerini şekilde hazırlaması kadar gerekli gelmemeye başladı. Ama “Onları böyle sıralamazsak şey kaybediyor muyuz?” diye düşündük. Sonra “Event Beat”in albümü bitirmek için güzel parça olduğu fikrine vardık; biraz daha sinematik tekinsiz. küçük esprisi var: Dinlediğin streaming mecrasında albümü tekrar edecek şekilde ayarladıysan deneyimi yine yaşayabiliyorsun.
Böyle şeyleri seviyoruz. Hepimiz CD döneminde büyüdük. Nirvana albümlerindeki gibi CD’nin sonunda bulduğun gizli parçaları seviyoruz. Plaklarda gizli parçalar olurdu. The Beatles’ın küçük gizli parçası vardı mesela. Bizim düzeyde zekice şey yaptığımızı söylemiyorum ama dijital dinleme çağında neler yapabileceğini düşündürüyor. Müziğin içine böyle şey yerleştirmenin başka yolları var ? Bence kullandığımız formatı hep düşünmeliyiz. Ne gibi güzel numaralar yapabiliriz? Sanırım artık her zamankinden zor çünkü sonuçta insanlar zaten albümün tamamını bile dinlemeyecek.
Graham Walsh: dönemlere güzel gönderme kesinlikle. Artık unutulmuş yetenek. CD’lerdeki gizli parçalar harikaydı.
Eskiden doğaçlama seanslarınızın albümün nasıl olacağına dair fikir verdiğinden bahsettiniz. Event Beat’in nereye gittiğini anlamanızda belirleyici olan parça oldu ?
Brian Borcherdt: Güzel. albüm tamamlandıktan sonra geriye dönüp nasıl ortaya çıktığına dair hikâye kurmanın yolu her zaman bulunur. Ama benim sevdiğim şeylerden biri, albüm bitene kadar nasıl şey olduğunu her zaman bilememek. şey olacağını düşünüyorum; sonra her şey tamamlandığında, miks, mastering kapak bittiğinde, önümde duruyor “Demek buymuş” diyorum.
açıdan bakınca kısa cevap hayır. En azından benim için parçanın albümü tanımladığı an olmadı çünkü çoğu zaman yanılıyorum. Graham’ın bazı şarkılarda metronom olmamasıyla ilgili söylediklerine şey ekleyeyim. Yalnızca tempoyu korumak için kullanılan metronom değil bahsettiğimiz. Elektronik müzik olduğu için genellikle sabit BPM. Bizimse odada “ iki, üç, dört” diye sayıp çalmaya başladığımız şarkılar. Üretilen ritmik sinyal, bizi ona bağlı tutan şey olmadan. Graham’la ben güzel şey yapmak istediğimizde bazen MIDI’ye ya çaldığımızın tam yerine oturacağını bildiğimiz sabit BPM’e güveniyoruz. Albümde bunu kullanmadığımız epey parça. Hangileriydi Graham? “Gold Flakes”…
Graham Walsh: “Seven”, “Ice Box”.
Brian Borcherdt: “Aerosol”. Bence farklı durum çünkü albümlerde bunu çok az yapabilmiştik. Burada böyle avuç şarkı var sanırım soruna yanıt olarak onlardan herhangi birini seçebilirim.
Graham Walsh: Aynen. Şalterleri indirip her şarkı üzerinde çalışmak, onu tek başına olabileceği en iyi hâle getirmek iyi oluyor. Sürecin çok başında büyük resmi düşünmem genellikle. Her şarkı üzerinde çalışır, hepsi bittiğinde onları araya getirirsin. Albümün nasıl şey olacağı daha sonra kendini belli etmeye başlar. Belki bunu en net kapak bittiğinde anlıyoruz. Sinestezi gibi; görsel her şeyi araya getiriyor.
ŞARKI ŞARKI: Holy Fuck
Holy Fuck’ın beş albümünden seçtiğim beş şarkı üzerinden Brian Borcherdt Graham Walsh grubun kat ettiği 20 yılın belirleyici duraklarına geri döndük. Kayıtların nasıl ilerlediğini hangi seslerin hangi fikirleri tetiklediğini konuştuk.
“The Pulse”2007, LP
Bildiğim kadarıyla XM Satellite Radio’ kaydettiğiniz parçalardan. performansı albüme koyacak kadar iyi kılan neydi?
Brian Borcherdt: Sorunun cevabı Harddiskimiz bozuldu. stüdyoya gidip “Safari” “The Pulse”ı kaydetmiştik. zamanlar bilgisayarlar, harddiskler bütün dünya konusunda oldukça tecrübesizdim. Bunların yedeklemesi gerektiğini bilmediğimiz zamanlardı. Hiçbir şeyi yedeklememiştim harddiskim bozuldu.
anda “Ne yapacağız şimdi?” dedik. Ama elimizde XM Satellite kaydı vardı çok iyiydi. Muhtemelen diğerinden daha iyi versiyon.
Graham Walsh: “Mümkün olduğunca az ses kullanarak ne yapabiliriz?” diye düşündüğümüz parçalardan. Casio SK-1’ bastığında sürekli la sesi veren düğme. İşte sesin. sesi hızla açıp kapatan tremolo pedalım vardı. Hepimiz krautrock’ı çok hızlı motorik ritimleri seviyoruz. ritimleri elde etmek için bulduğumuz yoldu. İşin eğlencesi, pedal sesi kesip ritmik aralıklarla verirken SK’in sinüs dalgasıyla oynamaktı.
“Red Lights”2010, Latin
20’li yaşlarımın soundtracklerinden biri! Şarkının yazımına ritim bölümünün yön verdiğini düşünüyorum, doğru ?
Graham Walsh: Kesinlikle. şarkıda SK-1’in marş beatini kullandım. Marş beatini açıp tempoyu sonuna kadar yükselttiğinde, tıkır tıkır dans ritmi ortaya çıkıyor. Şarkı bütünüyle bunun etrafında kurulmuş değildi ama tıkırtılı loop buradan geldi. loop’un hızlandırılmış hâlini hep sevmişimdir.
Asıl olay, loop’a başlamamızla basçımız Punchy’nin bütün şarkıyı sürükleyen acayip iyi bas yürüyüşünü çalmasıydı. Klişe olacak ama Matt Matt bütün işin motoru kesinlikle; her şeyi onlar sürüklüyor. Punchy’nin harika bas yürüyüşü yüzünden şarkının adı uzun süre “Punchy Jam”di.
“Acidic”2016, Congrats
şarkıyı seçmemin sebebi grupların stüdyoda hazır ritimlerle oynayıp bunlardan şeyler çıkardığı hikâyelere olan merakım galiba. oyuncak klavyeden preset ritmini kullandığınız “Acidic” hakkında neler söylemek istersiniz?
Brian Borcherdt: Bunun duyuluyor olmasına sevindim çünkü ne yaptığımızı her zaman gizlemek istemiyoruz. İşin eğlenceli taraflarından biri, yaptığımızı açıkça göstermek dinleyicinin bunun yalnızca oyuncak olduğunun farkında olması. “Bakalım neler yapabiliriz? oyuncağı parçalarına ayırıp nasıl daha fazlasına dönüştürebiliriz?” diye düşünüyoruz.
Sanırım albümdeki tek örnek buydu. Zamanla bunları kullanmayı bıraktık. Turneye götürdüğümüz oyuncakların çoğu zaten yolda fazladan yük oluyordu. Hepsini çantaya koyup kapatman, havaalanına götürmen uçakla taşıman gerekiyor. Sonra bagaj bandında bekliyorsun; hepsi geliyor ama paramparça olmuşlar…
Bunu bilinçli kararla yaptığımızı sanmıyorum ama zamanla oyuncakları kullanmayı bıraktık çünkü seslerini Graham’ın sampler’ına kaydetmeye başladık. sahnede sample’lardan aynı kalıpları tekrar oluşturabiliyordu. Böylece pille çalışan bütün çocuk oyuncaklarını ait oldukları yerde, evde bırakabildik.
Graham Walsh: şarkıyı albüme koyup koymamak üzerine tartışmıştık sanki.
Brian Borcherdt: Grup içinde fikir ayrılığı vardı. Şarkıyı sevmeyenler olmuştu.
Benim albümdeki net favorilerimden.
Brian Borcherdt: Buna sevindim. anda grubun favorilerinden biri olduğuna eminim. Bazen noktaya gelmek zaman alıyor. Sanırım çocuk oyuncaklarıyla çalmanın başlı başına olay olmasının ötesine geçmek istiyorduk. Bazen seçtiğimiz hazır ritim özellikle tuhaf oluyordu. Bunun ne olduğunu hatırlamıyorum; muhtemelen klezmer gibi şeydi. Sonra klavyeye abanarak basıyorsun arkada böyle acayip şey çalmaya başlıyor.
Herkesin bunu anda sevmemesini anlıyorum çünkü daha ilk duyduğunda sinir bozucu gelebiliyor. Kaotik, saçma sinir bozucu. Bunun ötesine bakıp “Sevmediğim yanları var ama şunu yapıp başka yöne götürsek ne olur?” diye düşünmen gerekiyor. zaman şeyler değişmeye başlıyor.
grupta hep sevdiğim süreçlerden biri Kulak tırmalayan, saçma, çocuksu ya oyuncu şeyi alıp becerilerimizi hayal gücümüzü olabildiğince kullanarak başka yere götürmeye çalışmak. Daha neye dönüşebileceğini hayal edip onu oraya taşımamız gerekiyor. Bununla son kez daha uğraşmış olmamıza seviniyorum.
“Deleters”2020, Deleter
Size şarkıda vokallerde Liars’tan Angus Andrew eşlik ediyor. Kendi bölümlerini ayrı kaydedip size gönderdiğini okumuştum. Onun yorumu şarkıya bakışınızı değiştirdi ?
Brian Borcherdt: Vokal melodisini yazıp söylemiştim ama bunun yalnızca geçici kayıt olmasını istiyordum. Kafamda bölümü kadın sesiyle duyuyordum; dolayısıyla şarkıyı söyleyen kişinin ben olmayacağı konusunda oldukça kararlıydım.
Sonunda Angus tam aradığımız kişi oldu çünkü neredeyse falsettoya yaklaşan ses aralığında, fazlasıyla kendine özgü sesi. bizi şarkı için kesinlikle heyecanlandırdı ama düzenleme zaten hazır olduğu için şarkıyı denli değiştirmedi. Öte yandan vokal düzenlemesi ilk doğaçlamada yoktu; daha sonra ortaya çıktı.
Bazen şarkılar aşama aşama gelişiyor. şarkı Graham, Matt Schulz benim ormanda partide çalmamızla başladı. jeneratör vardı, üçümüz doğaçlama yapıyorduk çünkü basçımız Matt, yani Punchy, bize katılamamıştı. Holy Fuck şarkıları çalmak istememiştik. şeyler deneyip yeni şey yapmaktı niyetimiz. İnsanlar gelip dans etmeye başlarken ormanda çaldığımız ilk şey buydu.
şekilde bunu kaydetmişiz. Graham, neden kaydedildiğini hatırlıyor musun? Belki seyirciler arasında ses miksini yapan biri kaydetmiştir. Nasıl olduysa yaptığımız şeyin kaydı elimize geçti. Sonra stüdyoya gittik. Kâğıtlar keçeli kalemlerle oturduğumuzu hatırlıyorum. Dinleyip şarkının yapısını konuştuk: “Burada bunu yapacağız, bunu kadar tekrar edeceğiz.” Kaydettik eve döndük.
Böyle aşamalardan geçti. Önce ormanda çaldık, stüdyoda yapısını belirledik, ardından kaydı eve götürüp şarkıya başka şekil veren melodiyi bulduk Angus’a gönderdik. Epey yol. Sonunda nereye vardığını görmek her zaman eğlenceli.
Graham Walsh: Birbirimize dosyalar gönderip duruyorduk. Brian’ın deneme vokali dediği kaydın duyduğum ilk versiyonu harikaydı. Ben “Çok iyi olmuş” diye düşünüyordum. Derken, “Bunu başka birinin söylemesine ne dersiniz?” fikri geldi. albümde zaten daha fazla konuk vokalistle çalışmak istiyorduk.
“Tamam, yapalım. Ama bunun üzerine nasıl çıkacağız? Zaten çok iyi” diye düşündüm. Angus geldi müthiş söyledi. Güzel süreçti.
“Gold Flakes”2026, Event Beat
Az önce sözünü ettiğiniz “Gold Flakes”, son albümdeki favorilerimden. parçalara kıyasla daha ferah, boşluklara daha çok yer veren şarkı. Onunla albümün geri kalanı arasındaki tansiyon farkını nasıl ele aldınız?
Brian Borcherdt: Ne kadar farklı olduğunu en çok canlı çalarken hissediyorum. Özellikle bütün albümlerden şarkılar içeren; enerjiyi yüksek tutmak, insanları hareket ettirmek dans ettirmek üzere hazırladığın konser akışında. anda “Şimdi sizin için yavaş parça çalacağız” dediğimizde kendimizi savunmasız, açıkta hissediyoruz. Aslında kadar yavaş bile değil ama enerjiyi biraz geri çekiyor. Sahnede şarkıya girdiğimiz anda cesaretimi toplamam gerekiyor. “Aman Tanrım, tamam… Hadi bakalım” diyorum. şarkının arkasına saklanmak kadar kolay değil. Benim için öne çıkan fark. Albümdeki parçaların yanında kulağıma yadırgatıcı gelmiyor; güzel denge sağlıyor. Ama canlı çalarken farkını kesinlikle hissediyorum.
Graham Walsh: Kendimize yaratıcı kısıtlama koyduğumuz şarkılardan biriydi. Birlikte doğaçlama yaparken yüksek sesli gürültüler çıkarmak, kocaman uğultular çığlık gibi seslerle coşkuyu iyice yükseltmek eğlenceli oluyor. şarkıda ise daha çok “Olabildiğince sessiz kalıp çok az şey çalarak nasıl müzik yapabiliriz? bunu denesek nereye varırız?” diye düşündük.
“Gold Flakes” denemelerden çıkan şarkılardan biri. Basçımız Punchy bas yürüyüşünü yazdı; biz onun üzerine doğaçlama yapıp mümkün olduğunca az şey çalmaya çalıştık. Az çalarak büyük sesler çıkarabilir, geniş boşluk yaratabilirsin. çok güçlü etkili olabiliyor.