Elçin Sangu, Melis Sezen Ozan Dolunay’ın başrollerini tığı Netflix dizisi Seni Tanıyorum, yardımına ihtiyaç duyduğunuz yabancıya ne kadar güvenebileceğiniz sorusuyla başlıyor. Tuğba Doğan’ın yazdığı Mert Baykal’ın yönettiği sekiz bölümlük psikolojik gerilim, tanıdık ev ortamında, herkesin birbirini tarttığı huzursuz hava yaratıyor.
yazı, henüz Seni Tanıyorum dizisini izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.
Zaman dilimi mekân.
Günümüz, İstanbul.
Konu nedir?
Seni Tanıyorum, psikolojik gerilim. Doğumdan sonra resme ara vermek zorunda kalan Funda’nın (Elçin Sangu) yeniden atölyesine dönebilmek için bebeği Mavi’ye bakacak birini aramasıyla açılıyor. Neredeyse takıntıya varan titiz seçme sürecinin sonunda eve yatılı bakıcı olarak gelen Nazlı (Melis Sezen), ilk bakışta aranan çözüm gibi görünüyor. Sakin özenli biri, bebekle hemen bağ kuruyor. Ama Nazlı eve yerleştikçe evin dengeleri yavaş yavaş değişiyor. Funda’nın bedeni zihni ona oyunlar oynamaya başlıyor: baş ağrıları, unutkanlıklar, kendi hafızasına duyduğu güvensizlikler birbirini izliyor. Hikâyenin asıl kurgusu ise Funda’nun eşi İlker’in (Ozan Dolunay) Nazlı’yı geçmişten tanıdığı ortaya çıkınca sağlamlaşıyor. Böylece Seni Tanıyorum, bakıcı gerilimi olmaktan çıkıyor Funda’nın geçmiş tanışıklığı anlamlandıramaması güvenli alanını kaybetmesi üzerine kuruluyor.
İzlemeden önce bilmemiz gerekenler.
Seni Tanıyorum, “kötü bakıcı” hikâyesi gibi başlıyor. Ama asıl meselesi değil. kimin kötü olduğundan ziyade kimin kime inandığını izletiyor. İzleyici zaten sekiz bölüm boyunca kime inandığı, kimin peşinden sürüklendiğinin ritmine kendini kaptırıyor. Diziyi büyük ölçüde Funda’nın gözünden, fakat Funda’nın kendi algısına güvenemediği yerden izliyoruz. yüzden izleyici onunla birlikte sürekli tartıyor: Gördüğüm şey gerçek ? Yoksa yorgun, uykusuz, kendini kaybetmekten korkan annenin kurgusu ?
İlk intiba?
Dizinin adı iddialı: “Seni tanıyorum.” Fakat dizi boyunca soru, akılda kimin kimi gerçekten tanıdığına ilişkin olarak dönüyor. Funda’nın titizlikle yürüttüğü bakıcı arama süreci, karşısındaki kadını değerlendiren, sınayan, güvenilir olup olmadığına karar veren karşısındakini çok iyi tanıdığına işaret eden bakış veriyor. Eğitimli, kültürlü, sanatçı annenin evinde düzeni kuran kimin içeri gireceğine karar veren Ama dizi bakışı çok erken ters yüz etmeye başlıyor. Seçilen kişi (yani Nazlı), kısa sürede herkesi tanıyan kişiye dönüşüyor. Evin ritmini, bebeğin alışkanlıklarını, hatta Funda’nın kendi bedenini Funda’dan daha iyi “tanıyan” biri hâline geliyor. İlk intibam, dizinin gerilim kurgusundan çok bakış kontrol yer değiştirmesi anlattığıydı his dizinin sonuna kadar dağılmadı.
En çok neyi sevdin?
Dizinin en güçlü yanı, “iyi anne olmak” “kendini kaybetmemek” arasındaki çatışmayı soyut tema olarak bırakmaması; Funda’nın bedeni hafızası üzerinden somut gerilime dönüştürmesi. Doğum sonrası resme dönmek isteyen kadının yorgunluğu, dalgınlığı, öfkesi, çevresi için çok kolay şekilde “dengesizlik” olarak okunabiliyor dizi kolaylığı rahatsız edici biçimde görünür kılıyor. Funda’nın yaşadığı çöküşün ne kadarının kendine, ne kadarının ona yapılanlara ait olduğunu uzun süre bilemiyoruz. belirsizlik, kadınların deneyimlerinin, özellikle annelik deneyiminin, ne kadar kolay şüpheyle karşılandığına dair güçlü anlatı sunuyor. Dizi hafızayı kanıt değil; tartışma alanı olarak kuruyor: Kim neyi ne kadar nasıl perspektifle hatırlıyor anlamlandırıyor? hatırlama mesaisinin yoğunluğunu özellikle çok sevdim.
En az neyi sevdin?
İlker. Daha doğrusu dizinin İlker’le ne yapacağını türlü bilememesi. Bütün hikâye aslında onun geçmişinden sakladıklarından besleniyor ama İlker neredeyse hiç karar veren, sorumluluk alan ya derdini söyleyen birine dönüşmüyor. İradesiz sürekli geçiştiren erkek olarak kalıyor. Tam olduğu erkek.
En çok hangi sahneye yükseldin?
Final. Funda evin dışında, içeride ise İlker Nazlı Mavi’yle birlikte. Sekiz bölüm boyunca izlediğimiz her şey tek görüntüde anlam kazanıyor. Dizinin başında içeri kimin gireceğine karar veren, bakan seçen Funda’ydı. Şimdi aynı evin dışında kalmış, kendi hayatına yabancı biri gibi bakıyor. Bakıcı artık onu seçenin, yani annenin yerine geçmiş durumda. kötülüğün cezalandırıldığı ya hakikatin ortaya çıktığı son değil. Tersine dışarıdan bakıldığında son derece “normal” aile tablosu gibi görünen son ya belki sondan ziyade yeni başlangıç.
Karakterlere dair neler söyleyebilirsin?
Funda, dizinin hem öznesi hem en güvenilmeyen karakteri. Kontrolcü, titiz, zaman zaman sevimsiz ama tam kusurlarla epey gerçek karakter. Nazlı, geçmişinden kaybı yası taşıyan, yası hak iddiasına dönüştüren. Dizi onu düz kötü olarak çizmiyor. Ama yaptıklarını affettirmeye çalışmıyor. Nazlı’nın sevgilisi Emre’nin (Efe Taşdelen) hikâyesi ise dizinin gerilim kısmını besleyen ama yeterince açılmayan yan hat olarak kalıyor.
Kimler sever?
Psikolojik gerilimleri, büyük aksiyondan çok bakışlarla suskunluklarla ilerleyen hikâyeleri, annelik kadın kimliği üzerine düşünmeye zorlayan anlatıları sevenler keyifle izler.