Araba yolculuğu yapmayı herkes sevmez. Rahatsız koltukta saatlerce oturup varmayı beklemek kolay değil, kabul. yazı, araba yolculuğunun sırt ağrısına odaklansaydı pek okunası olmazdı. Hem zaten kim ne derse desin ben yola çıkmanın her biçimini seviyorum. Size road trip sevdirmeye çalışmayacağım, korkmayın. Yine şunları hatırlatmakta fayda var; upuzun yoldasın, direksiyon senin elinde, istediğin müziği açmakta özgürsün, birkaç saatliğine telefondan mümkün olduğunca uzaksın zihninle baş başasın. Zihninle baş başa olma kısmı korkutucu gelebilir evet ama çoğunlukla gerekli. Hayır, durun gitmeyin! Zihninle baş başa kalmayı ertelemenin zararlarından bahsetmeyeceğim, tamam. 

süredir tek başına yola çıkmaktan, ertelediğim duyguları arabada yaşamaktan, yeri geldiğinde yasını dahi arabada tutup ağlamaktan rahatlayan biri olarak ben uzun yol işini çok seviyorum. Yanıma birini alıp kendimle yaptığım yolculuğu ma konusunda giderek iyileşiyorum. Uzun yol arkadaşı konseptiyle barışmak için yanıma kimleri alırdım diye düşünmeye başladım, evet yazının konusu. Buraya arkadaşlarımın isimlerini yazmayacağım tabii, onları tanımıyorsunuz. Ben biraz eğlenmek kendimi zorlamak adına dizi karakterleriyle eğlenceli yolculuk planlıyorum. 

Rotamız belirsiz, buna yolda karar vereceğiz. Geceden bütün yolcuların şarkı ekleyebileceği playlist oluşturdum, ne zaman biriyle yola çıksam bunu yaparım. Yalnız herkesin şarkı ekleme hakkı var, geri kalan şarkılar benden. Oyun benim oyunum değil kadar olsun yani… Saat sabah yedi, erken çıkan erken yol. Yanıma kimleri alırdım neler yaşardık? Düşünmeye başlıyorum. Hadi başlayalım.

Marshall Eriksen (How I Met Your Mother)

Arabasını çok seven birinin araba kullanırken daha dikkatli olacağını düşünerek şoförümüz olarak Marshall’ı seçiyorum. Bizi çok kıymetli arabası Fiero yola çıkarıyor. Anlayışlı duygusal şoförümüz bize araba oyunu öğretiyor. oyunu Ted’den öğrendiğini onu ezici üstünlükle yendiğini anlatıyor. Oyun oldukça basit; yol boyunca her köpek gördüğümüzde ilk “köpek sobe” diyen kazanır. Marshall henüz oyunu anlatırken 5 puan topladı.

Telefonumu arabaya bağlayıp müzik listemizi açmak için Marshall’dan izin istiyorum. Co-plot olarak benim görevim sonuçta. Yoldaki ilk krizimizi burada yaşıyoruz. Marshall, yol boyunca sadece The Proclaimers – I’m Gonna Be (500 Miles) dinleyebileceğimizi söylüyor. Kaset takılı kalmış! Yol müziklerini çok önemsediğimden keyfim aşırı kaçsa şarkı tuhaf biçimde bağımlılık yapıyor. Tam sıkılacağımızı düşündüğümüz yerde hepimiz bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyoruz.

“But I would walk five hundred miles
And I would walk five hundred more”


Marshall şarkının dünyanın en iyi şarkısı olduğunu iddia ediyor. Katılmıyoruz. Sonra tekrar bağırarak şarkıyı söylüyoruz. Şarkı söylemek bizi acıktırınca, ikinci büyük krizimizi yaşıyoruz. Marshall, arabaya sahip olmak için zorba kardeşlerinin onu çeşitli testlere soktuğundan bahsediyor. Testlerden biri şöyleymiş: Marshall’ın çıplak şekilde kahve almaya gitmesi üstü kapaksız kahveleri üzerine dökmeden arabayı kullanması gerekmiş. Kardeşleri onu korkutmak için anda yoluna çıkınca kahveler Marshall’ın üzerine dökülmüş. günden beri Fiero’ yiyecek – içecek yasak. kural yüzünden arabaya aldığım ikinci yol arkadaşımın en önemli meziyeti boşa düşüyor ama yolunu bulacağım.

Carmy Berzatto
(
The Bear)

Carmy’yi arabaya mavi gözleri için almadım, hayır durun, açıklayabilirim. Uzun yolun en iyi eşlikçisi iyi sandviçtir bunun için akla ilk gelen ismi, hiç düşünmeden seçtim. chef! Biraz düşünseydim seçmeyebilirdim zaten, duygusal olarak dengesiz biri uzun yolda ne kadar doğru tercih emin değilim. Neyse, artık yola çıktık kere, sağ arka koltuk. Hem kriz ânında Carmy’nin çok işe yarayacağından eminim. Carmy’nin arada uzaklara dalması, sonra ansızın sinirlenmesi baş edebilirim. 

İlk molamızda Marshall arabadan indiği gibi sandviçlere gömülüyoruz. Gerçekten, iyi tercih yaptım. Kokuyu dağıtmak için torpidodan Marshall’ın purolarını alıyoruz ama içinden yemek çubuğu çıkıyor. Lily Robin’e buradan selam olsun, işte onların parmağı var belli. Koku dağılmadan Marshall’a yakalanınca Carmy köpek sobe oyununda skor alarak Marshall’ın dikkatini dağıtıyor. Kriz anlarında işe yarayacağını biliyordum Carmy, teşekkürler!
Carmy meşhur spagettisinin malzemelerini sıralıyor: 10 diş sarımsak, yağda demlenmiş fesleğen, 2 kutu San Marzano domatesi. tarifi ona abisi Mikey’nin verdiğini söyleyip uzaklara dalıyor duymaya ihtiyacı olan herkese Mikey’den not iletiyor.
“I love you. Let it.”

Miranda Hobbes
(
Sex and the City)

Miranda Carmy flört eder ben “He was a sandwich, she was a lawyer.” şakası yaparım diye orta koltuğa Miranda’yı oturttum. Tek şaka için Miranda’yı seçtiğime inanmak istemiyorum. Demek ki yol arkadaşı kriterim kadar yüksek değilmiş, neyse. Başka sebepler vardır, hemen bilinçaltımı yoklayayım. 

Başlarda soğuk mesafeli olsa kere güven ilişkisi kurduğumuz anda Miranda’nın çok iyi arkadaş olacağını biliyorum. Böyle yolculukta tane aklı başında yol arkadaşına ihtiyacımız. Yalnız, arabaya bindiği andan itibaren telefonda Carrie konuşuyor. Sanırım Big ayrılmış. Barışmış olabilir. Önce ayrılıp sonra barışmış olabilir, çok emin değilim. 

ara Miranda bize, Charlotte’un üzgün olduğu Miranda’yı yanında istemediği gün onu yürüyerek tiğini anlatıyor. “Charlotte hiç arkasını dönmese bile benim orada olduğumu biliyordu.” diyor. Doğru karar aldığıma emin oluyorum. Charlotte bizi yarı yolda bırakmaz. Yarı yolda bırakmak demişken… Sol arka koltuktaki yolcuyla göz göze geliyorum. 

Hot Priest
(
Fleabag)

Kendisini yolculuğa neden aldığımı ben tam olarak bilmiyorum. Uzun yol, böyle yolcuyla… İnsan, kendi duygularının derinliğiyle karşılaşmaktan korktuğunda yapabileceği en mantıksız şeyleri yapar. Ben Hot Priest’i yarı yolda indiriyorum. Hem onun yere yetişmesi gerekiyordur.

İndirmeme şaşırınca arkasından bağırıyorum:
“It will.”

Phoebe Buffay
(Friends)

Hot Priest’i indirdiğim yerde ne tesadüftür ki Phoebe Buffay otostop çekiyor. Boşalan koltuğa onu alıyorum.  Biraz kız neşesi iyi gelir. Arabada süredir herkesin derdi, tasası, eski sevgilisi, kardeşi, travması derken atmosfer biraz ağırlaştı.

Phoebe’nin gelmesiyle müziğin sesi açılıyor, camlar iniyor hep birlikte 42. kez aynı şarkıyı dinliyoruz. Phoebe’ye kasetin takılı kaldığını anlatınca müziğin sesini kıstırıp “Smelly Cat” söylemeye başlıyor. Yanında gitarı varmış. Nasıl sığdırdıysa küçücük arabaya… Başka şarkı duymak hepimize iyi geliyor. Marshall bundan çok mutlu olmasa sesini çıkarmıyor. Köpek sobe oyununu kazandı en azından.

Biz neredeyse vardık arada, bizi merak etmeyin. Nereye geldik, henüz bilmiyorum. Varıştan çok yol ilgilendiğim dönemdeyim. Herkese tavsiye ederim.

İlginizi çekerse işte size, her yolcudan gelen şarkıyla oluşturulmuş yol playlist’imiz.
Marshall: The Proclaimers – I’m Gonna Be (500 Miles)
Carmy:.E.M. – Strange CurrenciesMiranda: Nusrat Fateh Ali Khan – LongingHot Priest: Jennifer Lopez – Jenny from the BlockPhoebe: Smelly CatZelal: mor ötesi – Güneye Giderken