Fikret Başkaya* – Gezegenlerin birinden seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde “ dünyayı nasıl hale getirdiniz, kadar saçmalığı nasıl başardınız” derdi… Tabii Türkiye’ye uğrarsa, şaşkınlığı daha artardı…
İnsanlar kapitalist toplumda yaşıyorlar ama kapitalizmin nasıl netameli sistem olduğunu bilmiyorlar… Doğrusu merak etmiyorlar… Şeylerin ‘normal hali sayılan’ sorgulanmaktan muaf oluyor… Sadece sıradan insanlar değil, yüksek düzeyde eğitimliler bilmiyor… Buna burunlarından kıl aldırmayan iktisat (ekonomi) profesörleri dahil…
Kapitalizm, ücretli emek (işçi) sömürüsüne, karşılığı ödenmeyen kadın emeği sömürüsüne dayanan, yegâne ereği kâr etmek kârı büyütmek olan, canlı olan her şeyi ölü nesnelere, metalara dönüştüren, kullanım değerinin yerini değişim (mübadele) değerinin aldığı, var olabilmek, varlığını sürdürebilmek için sürekli büyümek zorunda olan, toplumun temel üretici güçlerinin yaşam araçlarının dar sermaye sınıfının elinde olduğu, doğa tahribatı yaratmadan var olamayan, krizden diğerine savrulan, her türlü etik ahlâkî değere yabancılaşmış, parasal maddi hesaplanabilir-ölçülebilir olan dışında hiçbir insanî değere itibar etmeyen, eşyanın onu yaratan insandan daha değerli sayıldığı, ekonomik olanın politik, sosyal kültürel olanın önüne geçtiği, araçlarla amaçların ters-yüz olduğu, öküzün arabanın arkasına koşulduğu lânetli uygarlıktır…
Üniversitelerde “saf bilim’ sayılıp okutulan, bilimle değil, ideolojiler dünyasıyla ilgilidir… ‘Saf ekonomi’ gerçek dünyanın teorisi değil, hayalî kapitalizmin teorisi… Siyasetten (politikadan) ayrı ekonomik teori. Siyaset ekonomi iki ayrı zâtiyet değil… Kapitalist toplumda ekonomi siyaseti belirliyor… Oysa ilişkinin yönünün siyasetten ekonomiye doğru olması gerekirdi…
Ekonomi bilimi denilenin doğa bilimleri, fizik, kimya gibi ‘saf bilim’ olduğunu kanıtlamak için iki zorlama yapılıyor: Matematiği tahlile dahil etmek iktisat dalında Nobel ödülü vermek… Oysa Alfred Nobel’in vasiyetinde ekonomi yoktu. Nobel ödülü beş dalda: fizik, kimya, fizyoloji tıp, edebiyat, barış dallarında, XX’inci yüzyılın başından beri veriliyor… Ekonomi Nobel ödülü 1969’dan beri veriliyor… Ödül alanların kahir ekseriyeti Amerikan üniversitelerinin piyasacı öğretim üyeleri… Aslında Alfred Nobel’in vasiyetine ihanet söz konusu…
Alet makine.
canlılardan farklı olarak insan, âlet yapabilen hayvan ki, özelliği onu hayvanlardan ayırıyor. Esasen âletlerin kompleks tekniklerin gelişmesi, uygarlıkların gelişmesinin koşulu. Başlangıçta âletler avcılığı, balıkçılığı, giyinmeyi. kolaylaştırıp yaşam kalitesini yükseltiyordu, İleriki aşamada tarım, hayvancılık, metalürji, sonraki aşamada kompleks üretim tekniklerinin gelişmesi olanaklı hale geldi. Böylece teknoloji yaşam koşullarını iyileştirip üst aşamaya taşıdı… Başka türlü söylersek, insanların doğayla ilişkisini değiştirmek olanaklı hale geldi… İnsanın âlet, yenilik yaratma yeteneği onun özelliğini, hayvanlardan farklılığını oluşturuyor.
Alet (teknik), daha az çabayla daha çok üretmeyi mümkün kılıyor, zor, tehlikeli işleri yapılabilir hale getiriyor… Velhasıl teknik “insana özgü” şey… Nitekim etnolog Andre Leroi-Gurhan, “Tekniğin gelişmesiyle insan beyninin gelişmesinin eşzamanlı olarak tezahür ettiğini“ ileri sürüyor… Daha ötede insan aleti sadece kullanmıyor, onu sürekli olarak geliştiriyor…
Fakat, kapitalist Sanayi Devrimi’yle, toplum-teknoloji ilişkisinin mahiyeti radikal olarak değişikliğe uğruyor… Hayranlığın uyumun yerini modern sanayinin karakteri olan soygunculuk, asalaklık sömürü ilişkisi alıyor…
konuda Otto Ulrich: “Günümüzde Batı teknolojisinin çekiciliğinin hortlamasının nedeni, muhtemelen teknolojinin iki temel özelliğidir: maliyetleri başka yere aktarabilmesi talancı karakteri. Maliyetleri aktarma yeteneği çağdaş teknolojiye anlaşılmazlık özelliği katar. Çağdaş teknoloji “verimlilik” konusunda yanıltıcıdır insan aklını kısa vâdeli hesap yapmaya yöneltir… Maliyetler genellikle aktarılır çok büyük zamanlara alanlara dağıtılır ama algılarımızın uzamsal zamansal ufku çok daha yakınlardadır… Ölçülmüş kirlilik düzeyleri, gelecekteki maliyetler ya uzak bölgelerdeki maliyetler konusunda bildiklerimiz bizim için soyuttur içinde bulunduğunuz an algıladığımız gerçeklikten çok uzaktadır” diyor…
Bindiğiniz elektrikli arabanın bataryasının, cebinizdeki telefonun, nerede nasıl, ne pahasına, üretildiğini hiç düşündünüz mü?
Sanayi kapitalizmi öncesinde insan aleti kullanıyordu, sanayi devrimleri sonrasında makine insanı kullanıyor…
Alet tüm insanlığın hizmetindeydi, makine kapitalist sınıfın elinde kâr etmenin sermayeyi büyütmenin hizmetinde…
Geride kalan 376 yılda 5 sanayi (endüstri) devrimi yaşandı:
1750 Birinci sanayi devrimi: buhar makinası-kömür, 130 yıl;
1880 İkinci sanayi devrimi: içten yanmalı motor-otomobil, petrol, 70 yıl;
Üçüncü sanayi devrimi: 1950 Nükleer… Hiroşima-Nagazaki… 40 yıl;
Dördüncü sanayi devrimi 1990: Yeni bilgi haberleşme teknolojileri (NTIC), 25 yıl halen devam eden beşinci sanayi devrimi “yapay zeka” 2015… 11 yıl…
Her teknolojik yenilikle canlı emeğin yerini makine alıyor… Yeni bilgi iletişim teknolojileri daha az işçi – daha az canlı emek, daha çok makine demek…
Fakat değeri sadece canlı emek (işçi) yarattığı için her ileri aşamada görece daha az değer (artı-değer) üretiliyor… Yeni teknolojiler daha çok elektrik enerjisi daha çok nadir elemente gereksinim duyuyor…
Kapitalizm dahilinde teknolojik yenilikler insanlar daha kolay üretsinler, daha rahat yaşasınlar diye üretilmiyor… Sermayenin kârını artırmanın hizmetinde…
Yapay zekâ sanayi sektöründe çok az verimlilik yaratıyor daha çok insanı işinden ediyor…
Her ileri aşamada daha az işçi (canlı emek) kullanılıyor ama değeri sadece canlı emek, insan yaratabilir…
Her çalışma, her emek, her sektör değer yaratmaz… Ticaret, finans (bankacılık), borsa, eğitim sağlık, polis, asker değer yaratmaz… Canlı emeğin yarattığı değeri kullanır… Elbette eğitime, sağlığa aktarılmasın demek değil…
Tamamı robotların kullanıldığı fabrika mümkün… Hiç ücret ödenmeyeceğine göre üretilen kime satılacak, realizasyon nasıl sağlanacak?
Yeni teknolojiler yapay zekâ aşırı enerji kullanıyor… Fakat daha çok enerji demek daha çok doğa tahribatı, daha çok ekolojik yıkım demek…
“Eğer verimlilik artışlarını ekonomik büyümeyi yeniden canlandırmayı NTIC (Yeni Bilgi İletişim Teknolojileri) aracılığıyla umuyorlarsa, zaten yetersiz olan artı değer üreten üretken emek miktarı daha azalacaktır. Üstelik azalma, umulan sonuca ulaşılmasını bile sağlamayacaktır.
Dahası, NTIC’nin elektrik nadir metallere duyduğu ihtiyaç, CO₂ salınımlarının daha artmasına yol açmakta; küresel ısınmayı şiddetlendirerek ekolojik sorunları, tarımsal sorunları, halk sağlığı sorunlarını benzeri sorunları ağırlaştırmaktadır.
Yapay zekânın, ilan edildiği biçimde gelişme göstermesi hâlinde, Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, yeni teknolojilerin elektrik tüketiminin 2026 yılında iki katına çıkması beklenmektedir. durumda söz konusu tüketimin önemli bölümünün, CO₂ salınımına yol açan kömür doğal gaz santrallerinden karşılanması gerekecektir.
Böylece sözde çözüm, yangını benzinle söndürmeye çalışmaktan ibaret kalmaktadır! Oysa yaptıkları tam budur; hem bunun farkında olmadan”.
XX’inci yüzyılın başından beri verimlilik sürekli azalıyor… Özetle yeni teknolojiler çözüm olmaktan çok sorun…
Şimdilerde kapitalist dünya sisteminin içine sürüklendiği durum, kriz değil bunama… Bunama söz konusu olduğunda artık geri dönüş mümkün değildir…
halde daha geç olmadan sefil sürece müdahale etmek aracın direksiyonunu insandan doğadan yana kırmak gerekiyor… Zira, geç kalınırsa geriye kurtarılacak kalmayacak…
Komünist devrim olmadan sistem çökecek ama devrim gerekli zira giderken bizi götürecek. halde slogan: Kapitalizm çökmeden biz çökertelim olabilir…
Kapitalizm reforme edilebilir, insafa gelebilir sistem değil. Esasen hiçbir “üretim tarzı”, hiçbir “uygarlık” reforme edilebilir değildir… Her üretim tarzı belirli mantığa göre işler mantığın dışına çıkınca sistem olmaktan çıkar… Nasıl daha iyi köleci düzen, daha iyi feodalizm olamazsa, daha iyi kapitalizm olmaz… Vakitlice saçma üretimle, anlamsız tüketimle, sefil yaşamla yüzleşmek gerekiyor ama öyle şey kapitalizm dahilinde mümkün değildir…
Binlerce, on binlerce, yüzbinlerce gereksiz, vazgeçilebilir değilse, zararlı şey üretiliyor, satılıyor, tüketiliyor… Oysa şey üretmek doğadan şeyler çekmek-azaltmaktır… Üstelik üretirken tüketirken kirletmek kaçınılmazdır… Oysa, halen doğadan çekilen kaynağın (metal-enerji) %30’uyla, 8,5 milyar insanı insan haysiyetine yaraşır standartta yaşatmak mümkün…
Artık entelektüel ataletten, politik körlükten kurtulmak, insan haysiyetinin gereği olan eylemliliği ortaya koymak gerekiyor… Zira komünist topluma giden yolun aralanmasının koşulları oluşmuş bulunuyor…
Kapitalizmin saldırısı karşısında kitleler her yerde ayakta: Sermayeye karşı işçiler, işsizler, öğrenciler, emekliler, ekolojistler, patriyarkaya karşı kadınlar, ırkçılık karşıtları, anti-faşistler, jenosit karşıtları… sahada ama kadarı şeylerin seyrini değiştirmek için yeterli değil…
Karl Marx Friedrich Engels, “Sınıfın Partisi” adlı eserde: “Sadece olaylar, ilgisiz pasif kitleleri harekete geçirebilir” demişlerdi…
İnsan umut eden, hayal edebilen canlı, şeylerin seyrini değiştirmesine engel yok…
_______________
* (Özgür Üniversite’nin, güz dönemi açılış konuşması, 10 Ekim 2026)
yazıya emoji tepki ver
😡0Kızgın🤣0Hahaha👍0dim.❤️0Muhteşem😢0Üzgün😮0İnanılmazÖnceki haber‘Türkçe ana dilim değil, ama sevgi dilim’