Alejandro González Iñárritu’nun dört yıllık aranın ardından seyirciyle buluştuğu Digger, yılın en tartışmalı filmlerinden. 125 milyon doları aşan bütçesine rağmen gişede umduğunu bulamayan yapımın başarısızlığı üzerine pek çok yazı kaleme alındı. yandan Meksikalı yönetmenin Tom Cruise kurduğu iş birliğine övgüler yağıyor. Filmin hem seyirciyle buluşma sürecine hem kendi iç dünyasına baktığımız yazının öncesinde uyaralım: Filmi henüz izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.

Film içinde film: Digger’ın çok katmanlı yapısı

Yakın gelecekte geçen Digger, izleyiciyi kırılma anları katmanlı gerçeklikler arasında sarsıntılı yolculuğa çıkarıyor.

Tom Cruise’un canlandırdığı Digger Rockwell, atalarından miras kalan enerji şirketi Rockwell United’ın CEO’su. Kâr zenginleşme hırsıyla dolup taşan, uğurda karşısına çıkan ne varsa yakıp yıkmaya hazır, özetle benzerlerine fazlasıyla aşina olduğumuz kapitalist. Şirketinin Grönland’ yürüttüğü tehlikeli kazılar sırasında açığa çıkan metan gazı, büyük patlamaya önlenemez çevre felaketine yol açıyor.

Karikatürize karakterleri, itici esprileri abartılı oyunculuklarıyla yüksek tempoda ilerleyen ilk 30 dakika, Stanley Kubrick’in Dr. Strangelove’ını akla getiriyor. Ancak Kubrick’in elinde etkili politik hicve dönüşen tercihlerin Iñárritu’ aynı karşılığı bulamadığını düşünürken, yönetmen Bertolt Brecht’in yabancılaştırma efektine açık göndermeyle kırılma ânı yaratıyor anlatının ilk katmanını kaldırıyor.

Benzer kurguyu Birdman daha önce deneyimlemiş olan Iñárritu’nun tercihi, yönetmenin sinemasına öteden beri mesafeli duran izleyicilerin aşina olduğu eleştirilere yeniden zemin hazırlamış: Anlamı veya duyguyu güçlendirmek adına aşırılığa kaçan hikâyeyi gereğinden fazla dramatikleştiren tercihler, kavramsal anlatı uğruna insan ölçeğinin kaybedilmesi, büyük jestlerin gölgesinde silikleşen duygular…

Digger’ kendi anlatısıyla fazlasıyla meşgul olduğu için seyirciyi unutmakla eleştirilen Iñárritu’nun filmin yan karakterlerine pek az alan bıraktığı gerçek. İnsanlık üzerine anlatısını kuran filmin, Digger Rockwell haricindeki karakterlere denli az ilgi göstermesi bence zayıf yönlerinden. Sandra Hüller, Michael Stuhlbarg Jesse Plemons gibi isimleri araya getiren yönetmen, Riz Ahmed dışında güçlü kadronun yeteneklerinden neredeyse hiç faydalanmamış. Tabii burada Tom Cruise’un hakkını teslim etmek gerekli. Magnolia’dan yana oyunculuğunun farklı tonlarına pek az yer veren Cruise, alışıldık yıldız imajının dışına çıkarak kendi sınırlarını aşmayı başarmış.

Yorum içinde yorum: Digger’ın hicvi kendine yöneliyor

Digger, Iñárritu’nun filmografisine özgü neredeyse tüm aşırılıklara sahip. Filmi fazla didaktik bulanlar olduğu gibi herhangi mesaj vermeyi başaramadığını savunan eleştirmenler mevcut. Tüm bunlara hak vermekle birlikte filmin başarılı olduğu yönlerin altını çizmek gerekli.

Öncelikle Digger’ın, Don’t Look Up gibi alaycı anlatımla mesaj verme hevesine kapılmış film olmaktan farklı amaçları olduğunu görüyoruz. İklim krizinin başrolündeki doymak bilmez patronları siyasetçileri karikatürize ederek eleştiriyor eleştirmesine ancak anlatının yalnızca katmanı. Iñárritu, Digger’ın yol açtığı felaketin Fossil Fools isimli tiyatro temsiline yer vererek kendi hicvinin yöntemlerini sorgulamaya açıyor.

sorgulamanın merkezinde Digger’ı canlandıran Curtis oyunun yönetmeni Hannah arasındaki anlaşmazlık yer alıyor. Felakette ailesini kaybetmiş olan Hannah, karakterlerin gülünç zavallı biçimde temsil edilmesi gerektiğini savunuyor. Curtis ise karikatürize dilin, karakterleri temsil ettikleri gerçekliği aktarmakta yetersiz kaldığını düşünüyor. Curtis’in itirazını, Iñárritu’nun kendi filminde başvurduğu karikatürleştirme yöntemine yönelttiği eleştiri olarak okuyabiliriz.

İkili arasındaki gerilimi ise oyunun yapımcısı Digger Rockwell’in yeğeni Kenny Rockwell yatıştırıyor. Jesse Plemons’ın canlandırdığı Kenny, Hannah Curtis’e dönerek soruyor: “İkiniz haklısınız, peki ya şimdi ne olacak?”

Medeniyetin mezar kazıcısı olarak Digger

Kenny Rockwell’in sorusuyla anlatıya kazandırılan diyalektik yaklaşım tesadüfi olmasa gerek. Iñárritu, yalnızca kendi anlatısının eksikliklerini görünür kılmakla ya seyircinin yönelteceği eleştirileri önceden dile getirmekle yetinmiyor. Daha temel sorunun peşine düşüyor: Yaşadığımız felaketler karşısında verdiğimiz tepkiler gerçekten şeyleri değiştirebiliyor ?

Film, etrafımızı çevreleyen savaşlar, soykırımlar yıkımlar karşısında oyunlar sahneleyerek tepki göstermenin neden yeterli hissettirmediğini düşündürüyor. Sosyal medyada yükselttiğimiz sesler, meydanlarda haykırdığımız talepler, yazdığımız metinler çizdiğimiz resimler, tıpkı filmdeki oyunun yarattığı katarsis gibi geçici. Filmin finalinde coşkuya kapılan seyircilerin harap olmuş şehrin sokaklarına dağılması gibi biz kendi hayatlarımıza geri dönüyoruz. sonraki katarsis anına kadar, değiştiremediğimiz dünyanın kendi tepkisizliğimizin içine yeniden çekiliyoruz.

Digger, iklim krizi hakkında olduğu kadar tam duygu durumuna ilişkin Tepkisizliğin, daha önemlisi tepki vermenin dönüştürücü güce sahip olamayışının yarattığı boğulmuşlukla alakalı. Tıpkı Digger’ın felaketi kendi lehine çevirerek kaostan beslenmesi gibi bizim dünyamızda krizleri yaratanlar krizlerden en fazla fayda sağlayanlar.

Böylelikle Digger’daki esprilerin seyirciyi güldürmek, didaktik söylemlerin ise belirli mesajların altını çizmek amacıyla kullanılmadığı yorumuna ulaşmak mümkün. Hatta biraz daha ileri giderek, filmdeki sloganların tiratların anlamlarını dönüştürücü güçlerini yitirmiş, neredeyse birer sahne dekoruna dönüşmüş olduğuna dair aşırı yorum bile yapılabilir. zamanlar karşı çıkmanın değişim talep etmenin araçları olan ifadeler, artık yalnızca tepki göstermenin temsil edildiği gösterinin parçaları…

Digger’ın tartışmalı tanıtım süreci

Elbette tüm yorumları gölgede bırakabilecek çelişkiler yok değil. Kapitalizmin krizleri krizlere yönelik tepkileri nasıl kendi çıkarları doğrultusunda yeniden üretebildiğini anlatan Digger’ın kendisi aynı mekanizmanın içinde var oluyor. Warner.’un kısa süre önce David Ellison’ın yönetimindeki Skydance tarafından satın alınması, filmin eleştirdiği sermaye güç ilişkilerine ayrıca ironik boyut kazandırdığı aşikâr. Filmin influencer odaklı tanıtım kampanyası açıdan düşündürücü. The Daily Beast’te yayımlanan yazıya göre, yaklaşık 100 milyon dolarlık pazarlama bütçesi kapsamında dünyanın farklı yerlerinden influencerlar yalnızca fragmanı izlemeleri için araya getirildi. 

Digger, yalnızca açtığı tartışmalarla değil; Iñárritu’nun dramatik aşırılıklarla örülü sinema dilini Tom Cruise gibi ikonik yıldızla buluştururken kendi anlatım biçimini sorgulamaya açmasıyla yönetmenin filmografisinde özel yere sahip. Ne var ki böylesine çok sayıda fikri, duyguyu anlatım biçimini aynı potada eritme çabası, yer yer birbirini beslemek yerine içinden çıkılması güç karmaşaya dönüşüyor. Belki Iñárritu için olması gereken tam olarak budur.

Filmi ister elim ister nefret edelim; Cosmo Sheldrake’in filmin dünyasıyla bütünleşen besteleri, Emmanuel Lubezki’nin sinematografisi Dennis Gassner’ın set tasarımıyla Digger’ın yıl izlediğimiz görsel işitsel açıdan en etkileyici yapımlardan biri olduğunu teslim etmek gerekiyor.