Yerli fantastik bağımsız projelere denk geldiğimizde içimizdeki geek heyecanını bastırmak zordur. Hele ki iş, büyük bütçeli stüdyoların arkasına sığınmadan, sadece tutku yetenekle yola çıkan genç Türk animasyoncuların elinden çıkıyorsa… İşte tam kafada, radara alınması gereken çok taze iş var karşımızda: The Apricot Quest.
an ilk iki bölümüyle yayında olan seri, hem arkasındaki genç ekibin potansiyeliyle hem vaat ettiği dünyayla kesinlikle tebriki desteği hak ediyor.
Ekip, karakterleri dünyayı tasarlarken oyun dünyasının devlerinden ilham aldıklarını gizlemiyor. Hollow Knight’ın kendine has atmosferi, Undertale’ın kalbi, Minecraft’ın keşif hissi League of Legends’ın karakter dinamikleri evrenin mutfağında yer alıyor.
Ancak serinin içine daldığınızda görsel dil anlatım tarzı olarak karşımıza çok daha naif büyüleyici estetik çıkıyor. The Apricot Quest, bana özellikle Adventure Time’ın absürt ama derin fantezi dünyasını Bee and PuppyCat’in huzurlu, pastel görselliğini andırıyor.
harika projenin arkasındaki vizyonu hikayeyi birinci ağızdan duymak adına, projenin yaratıcısı Çağla Öztürk’e mikrofon uzattım:
Öncelikle bana şansı verdiğiniz için teşekkür ederim. Cevaplara geçmeden önce söylemek isterim ki kaybettiğim annemi yaşatmak için başladığım minik tutku projesinin herkesin desteği kadar büyüyeceğini asla tahmin edemezdim. Destekleyen, desteklemiş olan destekleyecek herkese çok minettarım. tarz yapıtlar umarım Türkiye’nin bağımsız animasyon projelerine destek olabilir çok başka sanatçının önünü açabiliriz.
1 – İlk kıvılcımınız neydi
Kendimi bildim bileli hayalperest insandım kafamdaki hikayeleri insanlarla mak istiyordum, animasyon benim için kendimi yansıtmanın en iyi yoluydu. Çünkü hikayeler hem beni eğlendiriyor hem gerektiğinde bana güvenli alan sağlıyordu. gün kendi stüdyomu açmak daha çok hikaye anlatmak istiyorum. Ancak proje diğerlerinden farklı çünkü annemi kaybetmem başladı. Onu yaşatabilecek yasımı yansıtabileceğim, karakterlerin zorlukları aştıkları yolculuğa atıldıkları hikaye yapmak istedim. En büyük isteğim, gün ben dünyadan ayrıldığımda insanların beni sevgim hatırlamasıdır. )
2 – karakterler sizin için ne ifade ediyor
Karakterlerin hepsiyle ayrı bağım. Hepsi, hikaye ilerledikçe geçmişi yüzleşmeli şeyleri atlatmanın yollarını bulmalıdır.
Bina; nazik, koruyucu sessiz tavrı zor durumunuzda her zaman arkanızda durabilecek babacan kalkan gibidir. İnsanların izlerken Bina’yı güvenilir bulmalarını onlara sıcak his vermelerini istedim, dev gibi olduğu için adını Bina koydum.
Yazgı ise sizin en yakın arkadaşınız. Hikayenin anlatıcısı olan Yazgı, her kararınızda (iyi olsa, kötü olsa) sizi destekleyecek asabi kadar hassas sihirli Yol gösterici olmasının yanı sıra çok iyi dinleyici. Yazgı’yı çocukluğunuzdan kalan, en güzel anılarınızdan bazılarını tığınız eski samimi arkadaşınız gibi düşünebilirsiniz.
Karabaş ise sanırım en çok bağ kurduğum karakter. Onu tasarlarken tasarımına en sevdiğim mavi şişme montumu ekledim. Kendisi küçük, yaramaz güvensiz kız çocuğu. Karabaş’ın hepimizin alışık olduğu ‘iyi kalpli, kusursuz’ ana karakter tipinden çıkmasını istedim onu biraz daha bencil, sır tutan benmerkezci karakter olarak tasarladım.
3 – ilham aldığınız seyler
seri benim için çok bireysel olduğu için çocukluk oyunlarım Minecraft, Undertale League of Legends gibi oyunlardan ilham aldım. Ayrıca Gravity Falls, The Owl House gibi diziler bana ilham oldular.
4 – ekibiniz kaç.
Sadece tek animatör olarak başladığım serüvenimde yolda bana katılan arkadaşlarım minik ama macera eğlence dolu ekibimiz. Hepsi gerçekten çok yetenekliler emekleri için hepsine teker teker minnettarım ) Prodüksiyon kısmında animasyon arkaplanlar olarak iki kişiyiz, müzikleri ise tek kişi yapıyor (outro hariç, özel hediyeydi). Seslendirmen kadrosu Karabaş Yazgı dışında her bölümde değişiyor. Ekibimiz kurulurken güvenebileceğim insanlarla çalışmak istedim doğru kararımın önemini her gün tekrar anlıyorum.
Bağımsız animasyon yapmak, özellikle bizim coğrafyamızda devasa sabır emek. The Apricot Quest ekibinde ise emeğin karşılığını fazlasıyla veren, ardında çok derin duygusal motivasyon barındıran muazzam potansiyel parıldıyor.
Bize düşen en güzel görev ise, tarz anlamlı “gizli cevherleri” henüz yolun başındayken keşfetmek, seslerini duyurmak hak ettikleri desteği onlara sunmak.
İlk iki bölüme göz atmak duygu dolu maceraya ortak olmak için ekibin kanallarına mutlaka şans verin youtube’dan ulaşabilirsiniz Türkçe dublajı mevcut, hemen aratın The Apricot Quest. Buradan tekrardan Çağla Ablaya tüm ekip arkadaşlarıma teşekkürlerimi iletiyorum yolunuz açık olsun.