Fransa' öğretmensiz sınıflara, eğitimde ayrımcılığa, eşitsizliğe gelecek kaygısına karşı başlayan liseli hareketi, 17 Ekim' yüz binlerce kişinin katıldığı protestoya dönüştü. 19 Ekim'den sonra ise ülkenin birçok kentinde kısmi sokağa çıkma yasakları başladı. Şiddet olaylarının sorumluluğu üzerinden yürüyen siyasi tartışma ise yalnızca hükûmetin değil, muhalefetin meşruiyetini hedef alıyor.

Fransa' 17 Ekim Cumartesi günü düzenlenen büyük yürüyüşe, 800 bin kişi katıldı. Ülke genelinde 110 ayrı gösteri düzenlendi. Birkaç hafta önce liselilerin talepleriyle başlayan protestolar, artık eğitim alanının sınırlarını aşmış durumda. Hayat pahalılığı, akaryakıt fiyatları, ücretler, emeklilik hakları kamu hizmetlerinin gerilemesi hareketin taleplerine eklendi. Öğrencilerin yanına işçi sendikaları, üniversiteliler, öğretmenler, sağlık sektörü, emekliler 2018' Fransa'yı sarsan Sarı Yelekliler hareketinin temsilcileri katıldı.

17 Ekim çağrısının yayılmasında önemli rol oynadı. Eylül başında Z kuşağı tarafından yayımlanan çağrı videosu yüz binlerce i. Ancak, gençlerin itirazı farklı kuşakların ekonomik toplumsal hoşnutsuzluklarıyla birleştiğinden, hareketi yalnızca Z kuşağı başkaldırısı olarak tanımlamak artık yetersiz kalıyor.

Yürüyüşten yağmalara kaydırılan kurgu kime ait?

17 Ekim gösterilerinin büyük bölümü barışçıl geçti. Ancak Paris, Lyon, Marsilya, Bordeaux, Limoges başka kentlerde yürüyüşlere şiddet olayları eşlik.

Mağazalar yağmalandı, araçlar ateşe verildi, kamu binaları hedef alındı. Limoges' belediye binasına yönelik kundaklama, Marsilya Lyon'daki tahribat ülke gündeminin merkezine yerleşirken, Fransa sol muhalefeti, meclis araştırma komisyonu kurulup bunları kimin gerçekleştirdiğinin belirlenmesini istedi.

Fransa' protestolar genişliyor.

Güvenlik güçleriyle çatışmalar yaşandı. Paris protestoları sırasında sokak sağlık görevlisinin, polis copları altında hayatını kaybettiği görüntüler, göstericiler tarafından çekilmiş videolarla duyuldu. Saint-Étienne' polis tarafından kullanılan mühimmattan kaynaklı, gencin elinin koptuğu sosyal medya aracılığıyla görüntülendi. Göstericiler arasında yaralananlar olduğu gibi çok sayıda polis yaralandı.

Valilikten izni alınmış yasal hak olan yürüyüşte, CRS (çevik kuvvet polisi) tarafından uygulanan şiddetin, 17 Ekim 1961 Cezayir'in bağımsızlığı için düzenlenen kanlı gösterilerden sonra ilk kez boyuta ulaştığını söyleyen birinci kuşak göçmen yaşlılar. Polis göstericilere karşı savaş silahı olarak sınıflandırılan ekipmanlar kullandı.Valeurs actuelles muhabiri Amaury Brelet bağımsız medya platformları tarafından polis teşkilatından sızan/alınan bilgilere göre, yalnızca 17 Ekim günü içindeCRS’in; 2.178 el bombası, 9.070 fırlatıcıdan atılan el bombası, 204 ASSD el bombası, 273 GM2L el bombası, 385 Condor el bombası, 638 GENL el bombası, 564 sis bombası, 393 LBD (öldürücü olmayan ama ağır yaralayan savunma silahı) mermisi kullandığı kamuoyuna duyuruldu.

20 Ekim' açıklanan bilançoya göre, 17 18 Ekim boyunca gözaltı işlemlerinin sayısı 2.500'ü aşarken 123 kişi cezaevine gönderildi.

Fakat burada iki ayrı olguyu birbirine karıştırmamak gerekiyor: Yüz binlerce kişinin katıldığı toplumsal protesto gösterilerin sonlanmasına doğru meydana gelen yağma şiddet olayları aynı şey değil.

Üstelik şiddet olaylarına katılanların siyasi kimlikleri örgütsel bağlantıları henüz bütünüyle aydınlatılmış değil. Yürüyüş esnasında öğrencilerin katılımcıların cep telefonları görüntülediği yüzlerce video, sivil polis memurlarının (özellikle Suçla Mücadele Tugayı- BAC veya bölgesel istihbarattan polis memurları) yürüyüşlere sızdığını polislerin yakma yağmalama eylemlerini başlatıp katıldıklarını gösteriyor. Dükkan sahipleri, “polis memurlarının emir aldıkları için dükkanlarını korumak için müdahale etmeyi reddettiklerini” ifade ediyor. Lyon'daki yürüyüşte kimi video görüntüleri, üç gün önceki yağmaların aşırı sağ tarafından örgütlendiği yönünde kuşkular içeriyor. Israrlı taleplere rağmen, hükûmet konuda henüz açıklama yapmadı.

Başbakan Sébastien Lecornu, 19 Ekim Pazartesi günü, protestolarda yaşanan şiddet olaylarının ardından, "aşırı sol hareketin" "cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar ülkede büyük karışıklık yaratmak" istediğini iddia ederken, Paris Başsavcısı Laure Beccuau ise TF1 canlı yayınında, açıklamalar karşısında çekincelerini dile getirip ana kadar mahkemelerde önlerine gelen kişilerin "aşırı sol hareket" bağlantılarının saptanmadığını söyledi. beyan, iktidarın sorumluluğu belirli gruplara yükleyen açıklamaları adli makamların önlerine gelen olgular arasında, çok önemli fark olduğunu gösterdi.

Aşırı sağ açısından olayların siyasi sonuçları olduğunun göz ardı edilmemesi gerek elbette. Eğitim protestolarının başlangıcında hareket üzerinde belirgin etkisi olmayan RN, şiddet olaylarının ardından güvenlik kamu düzeni söylemini öne çıkarma Nisan 2027 cumhurbaşkanı seçimleri için olayları kendi lehine çevirme fırsatı buldu.

La France Insoumise (LFI) milletvekili Manuel Bompard ise Mediapart yayın organının araştırması sonucu ortaya çıkan, “hükümetin milli istihbarat birimlerine baskı yaparak 17 Ekim 2026'daki protestolarda yaşanan şiddet olaylarının sorumlusu olarak LFI'yi göstermelerini talep etmesini” devlet skandalı olarak nitelendirdi. Bompard, manipülasyon iddiaları üzerine İçişleri Bakanı Laurent Nuñez hakkında Cumhuriyet Adalet Divanı'na suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Sokağa çıkma yasakları

17 Ekim'den iki gün sonra Başbakan Sébastien Lecornu, valiliklerden şiddet yağmaların yaşandığı bölgelerde kısmi sokağa çıkma yasakları uygulamalarını istedi. isteğin en önemli nedenlerinden birinin, ülkenin en büyük beş işçi sendikasının (CFDT, CGT, FO, UNSA FSU) çağrısıyla 5 Kasım 2026’ düzenlenecek olan yürüyüş eylem dalgasının önünü kesmek gerçekleştirilecek olan ulusal genel grev kitlesel protestoları engellemek olduğu ileri sürülüyor.

19 Ekim Pazartesi gecesi Paris, Lyon, Lille, Nice Bordeaux dahil birçok kentte farklı saat kapsamlarla yasaklar yürürlüğe girdi.

Paris'te Cumhuriyet Meydanı (Place la République) Les Halles çevresindeki belirli sokaklarda gece 23.00 sabah 06.00 arasında sokağa çıkmak yasaklandı. Élysée Sarayı, Ulusal Meclis, Senato, İçişleri Bakanlığı bazı büyük garların çevresinde gösteri toplanma yasakları getirildi.

Lyon' kentin merkezindeki Presqu'île bölgesinde yasak 21.00' başladı sabah 06.00'ya kadar sürdü. Nice'te ise kent merkezinde refakatsiz çocuklara yönelik kısıtlamaların 25 Ekim'e kadar uygulanması kararlaştırıldı.

kararlar an ülke genelinde ilan edilmiş tek sokağa çıkma yasağı anlamına gelmiyor. Her kentte bölgede farklı uygulamalar.

Lyon' aşırı sağın yürüyüşü

Sokağa çıkma yasaklarının başladığı 19 Ekim gecesi Lyon' yaşananlar ise tartışmaya başka boyut ekledi.

Kent merkezindeki Bellecour Meydanı'nda yağmalardan zarar gören esnaf güvenlik güçlerine destek amacıyla toplantı düzenlendi. Başlangıçta siyasi olmadığı savunulan toplantıya, aşırı sağcı gruplar katıldı. Yerel gazete Le Progrès'nin haberine göre, toplantının ardından siyah giyimli yaklaşık 200 kişilik grup Victor-Hugo Caddesi boyunca yürüdü. Yürüyüşte göçmen Müslüman karşıtı sloganlar atıldı; Kelt Haçı taşıyan bayrak açıldı.

Bölgedeki gösteri sokağa çıkma yasağına rağmen gerçekleşen yürüyüş, güvenlik önlemlerinin kimlere nasıl uygulandığı sorusunu gündeme getirdi. Toplumsal gerilimin yükseldiği dönemde, aşırı sağın sokakta örgütlü biçimde görünür hale getirilmesi tepkilere neden.

Valilik, grubun sokağa çıkma yasağının uygulandığı bölgeden ayrıldığını bilgileri dahilinde kamu düzenini bozan olay yaşanmadığını açıkladı.

Senato Başkanından muhalefet partisini yasaklama talebi

Fransa'daki portestolar artık siyasi tartışmalara dönüştü.

En dikkat çekici siyasi gelişme ise 19 Ekim' yaşandı. Macron’dan sonra ikinci siyasal güç sayılan Fransa Senato Başkanı Gérard Larcher, Le Figaro'ya verdiği demeçte LFI'nin kapatılmasının gündeme getirilebileceğini söyledi.

Senato Başkanı ayrıca genel olağanüstü hâl ilan edilmesinin tartışılabileceğini belirtti. Sendikaların 5 Kasım için duyurduğu genel grev gösteri gününün korunup korunmaması konusunun yeniden düşünülmesini istedi.

açıklamalarla iktidar, yalnızca sokak şiddetine yönelik güvenlik tartışması yapıyor olmaktan çıktı elbette. Çünkü Fransa' parlamentonun iki kanadından birinin başkanı, önemli seçmen desteğine sahip yasal muhalefet partisinin kapatılması ihtimalini siyasi tartışmanın konusu haline getirdi.

17 18 Ekim olaylarının ardından Senato Hukuk Komisyonu güvenlik önlemlerinin hazırlanması, polis müdahaleleri siyasi-idari sorumlulukların araştırılması için partiler arası inceleme başlatma kararı.

Bütün bunlar, Fransa'daki toplumsal kriz rejim krizine dönüşüyor, sorusunu gündeme taşıdı. Çünkü burada yalnızca Macron hükûmetinin karşı karşıya olduğu protesto dalgasından söz etmiyoruz artık. Tartışma, devletin meşruiyetine, muhalefetin siyaset yapma hakkına, gösteri özgürlüğüne güvenlik güçlerinin yetkilerine uzanıyor.

İktidarın güvenlik iddialarının protestoların asıl nedenlerini ikinci plana ittiği, olağanüstü güvenlik tedbirlerinin siyasetin merkezine yerleştiği görülüyor. Şiddetten yarar sağlayan kim? Güvenlik söylemi hangi siyasi aktörlerin elini güçlendiriyor, hangi demokratik hakların sınırlandırılmasını meşrulaştırıyor?

Şiddet olaylarının bütün sorumlularının ortaya çıkarılması, yağmalanan işyerlerinin zararlarının giderilmesi güvenliğin sağlanması elbette devletin görevleri arasında. Ancak görev, yüz binlerce kişinin neden sokağa çıktığı sorusunu ortadan kaldırmıyor.

Bugün Fransa' asıl mesele sokakların ne zaman sakinleşeceği değil. Gençlerin halkın taleplerinin duyulup duyulmayacağı; yaşanan şiddetin muhalefetin meşruiyetini gösteri hakkını sınırlandırmanın gerekçesine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği. Aşırı sağın iç savaş ortamı yaratıp yaratmayacağı.

Fransa'nın, itiraz eden yurttaşlarına nasıl demokrasi sunacağı.