Sabah 5’te kapı çalıyor. Tabii yeterince "makbul" şanslıysanız. Kırıladabilir. Yalnız yaşıyorsanız şanslısınız. Değilseniz; çocuklarınız, eşiniz varsa anne babanız ya kedileriniz herkes terörize edilerek uyandırılıyor tüm ev halinizle karşınızda polisleri görüyorsunuz. Onlarca polis evinize giriyor, eşyalarınızı arıyor.

Çünkü siz gazetecisiniz. Yani işinizi yaptınız birilerinin hoşuna gitmedi.

Tabii bunun farklı senaryoları bayram ziyaretinde eşinizin ailesinin evinde, havaalanında, sokakta GBT aramasında ya halihazırda çağrıldığınız ifadeyi vermek üzerine gittiğiniz emniyette birden gözaltına alınabilirsiniz.

Evet, çünkü siz gazetecisiniz. Yani işinizi yaptınız birilerinin hoşuna gitmedi.

Anlayacağınız, insan onuru, adil yargılanma hakkı, adalet, suç daha birçok şey; içi boşaltılmış kavramlar olmasın, hukuksuzluklar ortaya çıksın, tüm yurttaşlar sansürün karşısında sözünü söyleyebilsin, ifade özgürlüğü korunsun diye haber peşinde koşan, kendi alanlarında olup bitenleri aktaran, kimi zaman bulup çıkaran kimi zaman aracı olan gazeteciler, türlü rahat nefes alamıyor. Üstelik hukuk garabetinde, kimse yaşananlara gerekçe sunmaya bile tenezzül etmiyor. Gerekçesiz kararlardan bizim payımıza “Nasıl olabilir, nasıl mümkün?” soruları hukuksuzlukları tekrar tekrar anlatmak düşüyor. Dün ya daha önce olduğu gibi; muktedirlerin işine kere daha akıl sır erdirilemiyor.

Manav meyve satıyor, gazeteci haber yapıyor

Yeni değil ama son yıllarda hiç olmadığı kadar sıklıkla bunları yaşıyor Türkiye’deki gazeteciler. Sırf sabahın köründe operasyon yapılıyorsa, gazeteciye ters kelepçe yapılıyorsa kesinlikle suçludur algısı yaratmak. Aslında ortada suç, gizli saklı şey. Akşam attığınız tweet ya LGBTİ+’lar hakkında yazdığınız yazı veya canlı yayında söylediğiniz bilgi, gerçekleri saklamak isteyenler için yeterli oluyor. Çünkü gazetecilerin ortaya çıkardığı bilgiler, “esas suçluları”n kim olduğunu gösteriyor.

Gazetecilik suç değildir. tıpkı terzilik, bilgisayar mühendisliği ya aklınıza gelen başka herhangi meslek. Absürd geldiğini biliyoruz ama gazetecilerin gözaltına alınması işte kadar absürd.

Dürüst olacağım, “Gazetecilik suç değildir” sloganından hoşlanmıyorum. Yanlış olduğundan değil; kadar açık şeyi tekrar tekrar söylemek zorunda kaldığımız. Her gözaltının, her tutuklamanın ardından gazeteciliğin suç olmadığını anlatıyoruz. Sanki mesleği yapmanın meşruiyetini her seferinde yeniden kanıtlamamız gerekiyormuş.

Üstelik mesele yalnızca gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması, kapatılması ya kayyım atanması nedeniyle işsiz kalması ya yargılanması değil. Hangi haberlerin yapılabildiği, hangi kaynakların konuşabildiği, hangi bilgilerin kamuoyuna ulaşabildiği meselenin parçası. Türkiye’ çok uzun zamandır, iktidarın sırtını iktidara yaslayanların tekelinde. Matematik basit. gazetecinin haber yaparken başına ne geleceğini düşünmesiyle yurttaşın ne olup bittiğini öğrenememesi arasında doğrudan ilişki.  yazıyı gazeteciliğin neden suçmuş gibi muamele gördüğünü bunun hepimizin hayatından neleri eksilttiğini hatırlatmak için yazıyorum. biraz “Artık yeter, bırakın işimizi yapalım”, “mesleğimize dair başka sorunları konuşalım” demek.

Son yıllarda basına yönelik baskıları, erişim engellerini, kayyım atamalarını, gözaltılar, tutuklamaları, hedef göstermeleri kapanan gazeteleri yazmaya kalksam kaç bin vuruşluk metin ortaya çıkar, bilmiyorum. Üstelik her seferinde birini unuttuğum endişesi içimi kemirir. Yalnızca son birkaç haftada yaşananlar bile baş döndürmeye yetiyor.

Son birkaç haftada…

Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer’in 11 Ekim Pazar günü açıkladığı rapora göre, son 70 günde 25 gazeteci gözaltına alındı.

Halen 10 gazeteci cezaevinde bulunuyor: Merdan Yanardağ, Selahattin Günday, Ali Tarakçı, Tuğba Tekerek, Fatih Ergin, Hasan Güraksu, İrem Delice, Şaban Sevinç, Mustafa Balcı Derya Okatan.

11 Ekim’den bugüne, yani külliyehaberajansı’un basıldığı 21 Ekim’e sayıya iki gazeteci daha eklendi: Murat Ağırel İsmail.

Anlayacağınız gazeteciler sadece işlerini yaptıkları, halka ne olup bittiğine dair bilgi verdikleri için tutuklanıyor. Atladığım var endişesi içimi kemirirken neler yaşadığımızı kısaca özetleyeyim:

Eylül ayının son günü, Türkiye’nin en çok okunan haber sitelerinden T24’ün internet sitesi sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında uygulanan erişim engeli kararından önce soruşturma kapsamında çok sayıda LGBTİ+ aktivisti, hak savunucusu gazeteci tutuklanmış; kişilerin medya kuruluşlarının dijital hesaplarına erişim engeli getirilmişti. Öte yandan Türkiye' özellikle Eylül ayında gazetecilerin arasında bulunduğu yaklaşık bin 300 X hesabı erişime engellendi. Bunlar arasında Evrensel Kısa Dalga'nın X hesapları yer.

9 Ekim’ “fon soruşturması” kapsamında yaptıkları yorum haberler nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gözaltına alınan gazeteciler Şaban Sevinç Mustafa Balcı tutuklandı. Aynı suçlamayla ifadeleri alınan İsmail Saymaz Murat Ağırel ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Savcılığın itirazı üzerine 10 Ekim’ Saymaz Ağırel hakkında ev hapsi kararı verildi. Ancak Ağırel için hikaye henüz bitmemişti.

Takvimler 14 Ekim’i gösterirken Halk TV’nin İstanbul’daki binasına sabah saat 05.30’ polis baskını düzenlendi. Kanala kayyım atanırken televizyon yayını durduruldu çalışanların binaya girişine izin verilmedi. Kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu dahil 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Kanalın sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi.

Fon soruşturması kapsamında, haberleri nedeniyle 15 Ekim’ “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlamasıyla gözaltına alınan gazeteci Bahadır Özgür yurt dışına çıkış yasağı imza yükümlülüğünü içeren adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Halihazırda ev hapsinde tutulan Ağırel, Sarıgül Ailesi'ne yönelik yürütülen "kara para aklama çıkar amaçlı suç örgüt kurma yönetme" soruşturması kapsamında "suç örgütüne yardım" suçlamasıyla 19 Ekim' tutuklandı.

20 Ekim’ ise BirGün muhabiri İsmail Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in şikâyeti üzerine “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamalarıyla gözaltına alındı. İfade vermek üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne giden Arı’ya burada gözaltı kararı tebliğ edildi. Geceyi nezarette geçiren Arı, 21 Ekim sabahı adliyeye sevk edildi savcılık ifadesinin ardından tutuklama talebiyle hâkimliğe gönderildi.

Biz haberi baskıya hazırlarken maalesef son anda yazıyı revize etmek zorunda kaldık. Zira İsmail Arı, çıkarıldığı hâkimlik tarafından tutuklandı. Gazetesine gönderdiği açıklamada, “Hâkim dinlemedi bile, avukatların sözünü kesti. Yatarı bile olmayan suçtan beni kez daha cezaevine gönderiyorlar”. Arı’nın sözleri, insanın aklına eski sözü getiriyor: Kurt kuzuyu yemeye karar verince suyun nereden aktığının önemi kalmazmış. daha önce “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla 21 Mart 2026’ tutuklanmış, Sincan Cezaevi’nde 75 gün kaldıktan sonra 5 Haziran’ görülen ilk duruşmasında adli kontrol uygulanmadan tahliye edilmişti. cezaevine götürülürken kez daha durmumuzu özetleyen dinlerken hem utandıran ama daha çok öfkelendiren sözleri söyledi:  “Hakim dinlemedi bile, avukatların sözünü kesti. Yatarı bile olmayan suçtan beni kez daha cezaevine gönderiyorlar”.

Engeller her yerde

Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Medya Gözlem Raporu, Temmuz-Eylül 2026 dönemine ilişkin raporunu yayımladı. Gazetecilere yönelik baskı sansürün arttığına dikkat çekilen raporda, üç ayda yedi gazetecinin tutuklandığı, en az 52 çevrimiçi habere 16 gazeteci sekiz medya kuruluşunun X hesabına erişim engeli getirildiği belirtildi.

Raporda, fon vurgununun ardından hem vurgunu hem piyasadaki usuldüzlükleri haberleştiren yorumlayan gazeteciler medya kuruluşlarının, erişim engelleriyle karşı karşıya kaldığı hatırlatıldı. BirGün Muhabirleri Meral Danyıldız Sarya Toprak, Esra Tokat, Ersin Eroğlu, Hilmi Hacaloğlu, Canan Kaya, Razi Canikligil, Uğur Gürses, Naz Yavuzarslan, Dinçer Gökçe Alptekin Dursunoğlu’nun aralarında bulunduğu gazetecilerin X hesapları engellenirken; bianet, Kısa Dalga Bizim TV için erişim engeli kararları getirildi.

Raporda, son üç ayda beş gazetecinin (Şirin Payzın, Alican Uludağ, İrfan Değirmenci, Nasuhi Bektaş, Fırat Fıstık) dört medya kuruluşunun (soL Haber, Özgürüz, Mezopotamya Haber, Sendika.org) X hesabı en az 52 çevrimiçi habere erişim engeli getirildiği ilgisine yer verildi. Ayrıca T24’ün ise “LGBT propagandası” iddiasıyla kapatıldığı hatırlatıldı.

“Neredesiniz?”

Durum. En net sade ifadeyle gazeteciler işlerini yapamıyor. Dahası

süre önce Halk TV’den ayrılan gazeteci Gözde Şeker, gazeteci Hilmi Hacaloğlu’nun “Akşam milyonlar izler sizi, sonra sabah olur yapayalnızsınızdır” sözlerini alıntılayarak izleyicilere seslendi. Şeker, ımında ifadeleri kullandı:

“‘Akşam milyonlar izler sizi sonra sabah olur yapayalnızsınızdır’ yazmış Hilmi Hacaloğlu.

Çok çok üzgünüm. Sadece kayyım atandığı için değil, görüntü yüzünden çok üzgünüm. Neredesiniz?”

Şeker’in sorusu, gazetecilerin yalnız bırakılmasına ilişkin haklı öfkeyi dile getiriyor. Ancak mesele yalnızca gazetecilerin yalnızlığı ya mesleklerini yaparken maruz kaldıkları baskılar değil. televizyon kanalına kayyım atanması, gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması haber sitelerine erişim engeli getirilmesi, toplumun haber alma hakkına doğrudan müdahale anlamına geliyor.

Okuyucular olarak, gasp edilen haklarımızı, derinleşen eşitsizlikleri, hak arayışlarını, gıda güvenliğini, iklim krizini, kültür-sanat alanında yaşananları, depremleri doğal afetleri, LGBTİ+ haklarını, siyasi tutsakları, ekonomiyi hayatlarımızı etkileyen daha pek çok gelişmeyi gazeteciler aracılığıyla öğreniyoruz. Gazetecilerin susturulması, meselelerin üzerinin örtülmesi, yaşananların görünmez kılınması toplumun gerçeğe erişiminin engellenmesi demek. Gazeteciliğe yönelik her baskı, hepimizden çalınması demek.

Tam yüzden gazetecilerin yalnız bırakılmasına, haberin sansürlenmesine gerçeğin karartılmasına ses çıkaran gazeteciler, yurttaşların desteğini istiyor.

Gazeteciler meydanlarda

Basın meslek örgütleri, gazetecilerin gözaltına alınması tutuklanmasından medya kuruluşlarına kayyım atanmasına, haber siteleri sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmesine kadar uzanan baskılara karşı 24 Ekim Cumartesi günü ülke çapında eylem düzenleyecek.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş gazetecilik alanındaki uzmanlık derneklerinin aralarında bulunduğu basın meslek örgütleri, basın özgürlüğüne yönelik baskıları protesto edecek.

Ortak çağrıyla gazeteciler, TELE 1’e kayyım atanmasının yıl dönümü olan 24 Ekim 2026 Cumartesi günü saat 14.00’te meydanlara çıkacak. Eylemin çağrısı açık: Gazetecilere yönelik baskılara, sansüre kayyım uygulamalarına karşı çıkmak, yalnızca gazetecilerin değil, toplumun haber alma hakkını savunmak.

Daha önce, yine gazetecinin tutukluluğu için (gazeteci Furkan Karabay’ın tutukluluğunun 100. gününde) külliyehaberajansı için yazmıştım:

“Türkiye’ gazetecilik yapmayı uçsuz bucaksız, dalgalı dibi görünmeyen denizde yüzmeye benzetiyorum. Kimi zaman korkutan, kimimizin ‘Girdikçe alışıyorsun’ dediği, kimilerininse kıyıdan izlemekle yetindiği deniz… Furkan onun gibilerin varlığı, suyu çok daha güvenilir kılıyor. ‘Hadi, ipleri aşalım, deniz bizim’ diyor. Çünkü ülkede gazetecilik, hakikatin peşinden gitmek kadar ona sahip çıkma iradesiyle ölçülüyor. Yalnızca yazmayı değil, yazdıklarının sonuçlarına katlanmayı gerektiriyor.”

Hiçbir şeyin değişmediğini fark etmenin hüznüyle yeniden oraya gideyim. Bugün deniz daha dalgalı, su dibi görünmeyecek kadar bulanık. Ama ne kadar sert eserse essin, denizde yüzmeye devam eden gazetecilere ihtiyacımız. Kıyıdan “burdayız” diye el sallayanlara, sesimizi duyanlara, gerektiğinde can simidi uzatacak okurlara. Çünkü gazeteciler yalnız bırakıldığında yalnızca onlar boğulmuyor; toplum gerçeğe ulaşabileceği yolu kaybediyor. denizi karartmak, hepimizi karanlıkta bırakmak istiyorlar. Bizimse dayanışma mücadeleden başka can simidimiz.

Gazetecilerin eylem noktaları

24 Ekim Cumartesi

Adana: Sanatçılar Parkı Basın Anıtı önü (Saat: 13.00 )

Ankara: Kolej kavşağından Sakarya Caddesi’ne yürüyüş açıklama (Saat: 14.00)

Antalya: Attalos Heykeli önünden Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş (Saat: 14.00)

Bursa: Osmangazi – Şehreküstü Meydanı (Saat: 14.00)

Diyarbakır: Diyarbakır adliyesi önünden BTK önüne kadar yürüyüş açıklama (Saat: 14.00)

Eskişehir: Köprübaşı’nda açıklama (Saat: 14.00)

İstanbul: Kadıköy boğa heykelinden meydana yürüyüş açıklama (Saat: 13.00)

İzmir: Kıbrıs Şehitleri Türkan Saylan Kültür Merkezi önünden Limana doğru yürüyüş (Saat: 14.00)

Kocaeli: İzmit Uğur Mumcu Parkı (Saat: 14.00)

Van: Sanat sokağından kent meydanına yürüyüş açıklama (Saat: 14.00).