Tüm tutkuyla kendinizi adadığınız şey düşünün. Uğruna engelleri aşmış, varınızı yoğunuzu ortaya koymuşsunuz. Sonra gün, geride bıraktığınız her şey elinizden alınmış. Eserleriniz kaybolmuş, adınız unutulmuş, sanki hiç yaşamamışsınız gibi silinmişsiniz. Dünyaya bırakmak istediğiniz her şey elinizden alınmış. Adeta hiç var olmamışçasına yok edilmişsiniz.
Bugün size Rum kızı İvi’nin hikâyesini anlatacağım. Nam-ı değer ressam İvi Stangali.
1922’ İstanbul’ kökleri Ege’deki Sakız Adası’na uzanan Rum ailenin kızı olarak dünyaya geldi İvi Stangali. Annesi, dönem Pera’nın tanınmış terzilerinden biriydi. Parlak öğrenci olan İvi, Zapyon Rum Kız Lisesi’ni bitirdiğinde ailesi onun edebiyat eğitimi almasını istiyordu. Hatta kızlarını Paris’e, Sorbonne Üniversitesi’ne göndermekte ısrarcıydılar. Ailesi kızlarının geleceğini belirlemişti: Paris’te edebiyat ya felsefe eğitimi alacak sonra döndüğünde Zapyon’a öğretmen hatta günün birinde müdür olacaktı.
Fakat ne. İvi’nin kalbi resim yapmak için atıyordu. Pek tabii ailesi konuda büyük engeldi. Onları şekilde ikna etse bile sınavları geçebilecek miydi? kuşkusunun altında önemli neden vardı. İvi yetenekliydi ama başka büyük problem dildi. Ana dili Yunanca olan İvi, çok iyi şekilde Fransızca konuşuyordu ancak Türkçesi yeterli değildi, özellikle sınava giriş mülaka*tı.
Ancak İvi’nin sanat eğitimi almasının önüne geçemedi. Belki hayat, en azından yıllarda, ona yardım ediyor, şans yüzüne gülüyordu. Akademi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) dönemde misafir öğrenci kabul edeceğini duyurunca İvi fırsatı hemen değerlendirdi. 1942’ henüz 20 yaşındayken Akademi’ye misafir öğrenci olarak kabul edildi. Okulun hocalarından Zeki Faik İzer onu, Akademi’nin genç parlak öğretmenlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesine yönlendirdi. Elbette onun hayatını değiştiren dönüm noktalarından biri. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde yetişen İvi Stangali, dönem ressamın asistanlığını yaptı. Onlar Grubu’nun kurucuları arasında yer alan “İlyada”nın ilk baskılarını resimleyen Stangali, 1950’lere gelindiğinde sanat çevrelerinde tanınan isim olmuştu.
Resimle arasında hiçbir şey giremezdi, kızının babası bile
Stangali’nin hayatındaki en büyük öncelik daima resimdi. 1963’te, bebeğinin babasından hiçbir beklentisi olmadan kızı Maya’yı dünyaya getirmeye onu tek başına büyütmeye karar verdi. Resimden vazgeçmeyecekti. Maya’ya babasının kim olduğunu ise son nefesine kadar söylemeyecekti.
Ancak İvi’nin resimden başka hiçbir şeye öncelik tanımayan dünyası altüst olmak üzereydi. Doğup büyüdüğü, terk etmek istemediği ülkeyle bağı zorla koparılacak, adı eserleri zamanla unutulacaktı.
“Bizi kovdular”
Kıbrıs meselesi nedeniyle Türkiye Yunanistan arasındaki gerilim tırmanırken Türkiye’ oturma izniyle yaşayan Rumlar sınır dışı edilmeye başlandı. İvi’nin aralarında Bedri Rahmi, Yaşar Kemal Nurullah Berk’in bulunduğu dostlarının çabaları onu sınır dışı edilmekten kurtaramadı.
Ekim 1964’te Stangali, 11 aylık kızı Maya’yla birlikte, 20 kiloluk tek valiz 20 dolarla Yunanistan’a gönderildi. Hayatında yalnızca kez turist olarak ziyaret ettiği Atina’ya kez sürgün ediliyordu. Ayrılmadan önce Bedri Rahmi’yle birlikte 40-50 tablosunu paketleyerek Atina’ya yolladı. Ancak paket hiçbir zaman yerine ulaşmadı. Böylece 20 yaşından 42 yaşına kadar ürettiği eserlerini, sanat yaşamının izlerini kaybetti. pek çok İstanbullu gibi yaşadıklarını “Bizi kovdular” sözleriyle anlatacaktı.
“Ölüm gibi şey duydum”
“Uçakta sürü insan ağlıyordu, herkesten çok. Fakat Atina Havaalanı’na inmeye başlayınca herkes gülmeye, şakalaşmaya başladı, ben ise… Nasıl tarif edeyim bilmiyorum… Ölüm gibi şey duydum.”
İvi, Ekim 1964’te İstanbul’dan gönderilişini Bedri Rahmi’ye yazdığı mektupta satırlarla anlatmıştı. Türkiye’ye dönebilmesi için dostları, onun burada üretim yapan ressam olduğunu kanıtlamaya çalışan mektuplar yazdı. Ancak çabalar sonuç vermedi. İvi, resme küstü; Atina’ çok az eser üretti. Siyah beyaz çalışmalar, yaşadıklarının özeti gibiydi.
27 Ağustos 1999’ 77 yaşında hayatını kaybeden Stangali’den geriye eskiz defterleri tarama tekniğiyle yaptığı az sayıda kâğıt işi kaldı. Kızı Maya’ya…
Sürgününden yalnızca beş yıl sonra eserleri, arkadaşlarının hazırladığı antolojilerde bile yer almıyordu. Üstelik eserlerinden biri, arkasında adı yazmasına rağmen Türkiye’ yıllarca “Sanatçısı Belirsiz” ibaresiyle sergilendi. Oysa adı hemen arkasındaydı: İvi.
İvi yeniden İstanbul’ !
Neyse ki Stangali unutulmasın diye çalışanlar Araştırmacı Sula Bozis’in sanat tarihçisi Seza Sinanlar Uslu’yla birlikte hazırladığı “İvi Stangali / Ressamı Hatırlamak” kitabı, ressamın yaşamını, Akademi yıllarını, eserlerini Atina’daki sürgün dönemini anlatıyor. Uslu’nun makalesiyle birlikte kitap İvi’nin hikâyesini yeniden keşfetmemizi sağlayan, benim yazıyı hazırlarken başvurduğum kaynaklardan.
İvi’nin hikâyesi, kitap sayfalarından çıkıp elden ele, sohbetten sohbete dolaşarak tiyatro sahnesine ulaştı. Profesör. Seza Sinanlar Uslu’nun kitabını arkadaşı Tilbe Saran’a vermesiyle başlayan yolculukta, Saran gün deniz kıyısında Zeynep Özden’e İvi’den söz. sohbet, yıllar boyunca adı gölgede kalmış ressamın hikâyesini sahneye taşıyacak “Sanatçısı Belirsiz: İvi Buradaydı” oyununun ilk adımlarından biri.
Buradaydın İvi!
Çiğdem Erdöl’ün yazdığı, Zeynep Özden Elif Sözer’in proje tasarımını yönetmenliğini üstlendiği Sanatçısı Belirsiz”, İvi Stangali’nin izini sürüyor. Tilbe Saran, Fulya Peker Çağdaş Ekin Şişman’ın rol aldığı oyunun prömiyeri Atina’ yapıldı. İvi’nin hikâyesi, 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında yeniden İstanbul’a, doğduğu şehre dönüyor. Yıllarca adı unutulan, eserleri kaybolan ressamın hikâyesi kez sahneden anlatılacak. Belki onu tanımayanlar tanıyacak, hikâyesini duyanlar başkalarına aktaracak. İvi’nin adı, kez daha İstanbul’ kez unutulmasın diye anılacak. Buradaydın İvi. İyi.
Not: Oyun, 3 4 Kasım’ saat 20.30’ Arter Karbon’ 17 Kasım’ saat 20.30’ Bakırköy Leyla Gencer Opera Sanat Merkezi’nde sahnelenecek.