Bilimsel çalışmalar sosyal medyanın uykusuzluğa, dikkat dağınıklığına bilişsel yorgunluğa (beyin sisi) neden olduğunu söylüyor. Buna “CIA bizi gözetliyor, telefonlarımız dinleniyor, aramızda reptilian’lar (insan kılığına giren sürüngen varlıklar) geziyor” benzeri komplo teorileri eklenince zihnimiz gerçek tehditle varsayımsal tehdidi ayırt etmekte zorlanmaya başlıyor. “Görmediğimiz uzaylılar kaldı” diyor, adeta gelmelerini bekliyoruz. Epstein davası gibi filmleri aratmayacak korkunç olayların gerçek hayatta yaşanması panik duygusuna neden olabiliyor. Yapay zekâyla üretilen sahte içerik-
ler cabası. Sosyal medyada maruz kaldığımız komplo teorilerinin psikolojimizi nasıl etkilediğini klinik psikolog, psikoterapist Feyza Bayraktar’la uzman psikolog Ayben Ertem’le konuştuk.
PSİKOLOJİMİZİ NASIL ETKİLİYOR?
‘Beyni kronik olarak tetikte tutuyor’
Haberlerimizi Google’ Takip EdinEn güncel haberlere son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’ tercih edilenolarak ekleyin
◊ İnsan beyni belirsizliği sevmez. Belirsizlik arttığında zihin hikâye üretir. Komplo teorileri tam boşluğu doldurur. Sürekli felaket, gizli plan, saklanan gerçekler gibi içeriklere maruz kalmak beynin tehdidi algılama sistemini, özellikle amigdala aktivasyonunu tetikte tutar. sürekli uyanıklık hali, güvensizlik, ‘ şey olacak’ beklentisi, topluma kurumlara karşı şüphecilik gibi etkiler yaratır. Zihin gerçek tehditle varsayımsal tehdidi ayırt etmekte zorlanmaya başlar.
◊ Kronik stres prefrontal korteksin (mantıklı düşünme) etkinliğini azaltıyor, limbik sistem (duygusal beyin) baskın hale geliyor. panik eşiğini düşürüyor.
◊ Komplo teorilerinin kadar yaygınlaşmasında pandeminin etkisi. Çünkü küresel belirsizlik yarattı, otoritelere güveni sarstı, gerçekle kurgu arasındaki sınırı bulanıklaştırdı. Kolektif travma yarattı. Travma dönemlerinde komplo teorileri artar çünkü zihin kaosa anlam vermek ister. (Ayben Ertem)
◊ Sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan anlatılar bizi dünyayı anlamaya değil, dünyaya karşı tetikte durmaya çağırıyor. Zihin noktadan sonra bilgi toplamıyor, etrafı kolaçan ediyor. Gündelik hayatın içine sızan belirsiz gerginlik hissi buradan çıkıyor. İnsan farkında olmadan her an şey olacakmış gibi hissetmeye başlıyor. hal çok yorucu aynı zamanda bulaşıcı. Biz genel itibariyle jeopolitik konumumuzdan dolayı eskiden beri komplo teorilerine açık toplumuz. İşin kötüsü bunların kısmı doğru çıktığı için kafamızda hep ‘olabilir’ fikri. Epstein olayları gibi durumlara maruz kaldığımızda iyice paranoya oluyoruz. ‘CIA takipte’ kafasındayız çoğumuz.
class='medyanet-inline-adv'>◊ Sosyal medyanın etkisini yalnızca içerik üzerinden düşünmek yetmiyor, sürekli akan, durmayan, nefes aldırmayan ritim. Zihin ritimde dinlenemiyor. Özellikle gece saatlerinde maruz kaldığımız felaket anlatıları bedenin ‘tehlike geçti’ demesine izin vermiyor. Uyku bozuluyor, dikkat dağınıklaşıyor, zihnin içi sisleniyor. Zihin yoruldukça ayırt etme gücü azalıyor. En yüksek sesli, en dramatik, en korkutucu anlatılar daha gerçekmiş gibi hissediliyor. Bazı insanlar için panik duygusunun yavaş yavaş yerleşmesi anlamına geliyor. (Feyza Bayraktar)
KİMLER DAHA MEYİLLİ?
‘Kaygılı kişiler inanmaya daha müsait’
◊ Araştırmalar komplo teorisi üretmeye meyilli kişilerde genellikle şunların olduğunu gösteriyor: Belirsizlikle ilgili yüksek intolerans, kontrol kaybı hissi, otoriteye güvensizlik, narsistik kırılganlık, özel bilgiye sahip olma ihtiyacı. Komplo üretmek kişiye ‘Ben sıradan değilim. Ben gerçeği görüyorum’ hissi veriyor. Yüksek kaygı düzeyli, kritik düşünme becerisi zayıflayan, sosyal izolasyon yaşayan, aidiyet ihtiyacı yüksek olan, düşük güven duygusuna sahip bireylerse komplo teorilerine inanmaya daha müsait. Komplo teorileri topluluk hissi yaratır. gruba dahil olmak kişiye kimlik kazandırır. (Ayben Ertem)
class='medyanet-inline-adv'>◊ Kendini güçsüz, etkisiz ya dışarıda hisseden biri için anlatılar dünyayı yeniden anlamlandırmanın yolu olabiliyor. Belirsizlikle yaşamak herkes için. Bazı insanlar için yanlış bile olsa kapalı hikâye, ucu açık dünyadan daha katlanılır geliyor. Zihinsel olarak yorgun olanlar, uykusuz kalanlar, uzun süredir stres altında yaşayanlar anlatılara daha açık olabiliyor. Çünkü zihin yorulduğunda mesafe koymak zorlaşıyor. (Feyza Bayraktar) KENDİMİZİ NASIL KORURUZ?
KENDİMİZİ NASIL KORURUZ?
‘Duygusal tepkimizi fark etmeliyiz’
◊ Her bilgiye maruz kalmak zorunda değiliz, yüzden dijital detoks uygulayabiliriz. Bilginin kaynağı, uzmanlığı, veri temeli var diye kontrol edebiliriz. Duygusal tepkimizi fark etmeliyiz. Eğer içerik bizi korkutuyor öfkelendiriyorsa manipülasyon ihtimali olabilir. ‘Bilmiyorum ama an güvendeyim’ diyebilmek ruh sağlığı için koruyucudur. Komplo teorisi üreten kişiyle tartışmaya girmek genellikle işe yaramaz. Alay etmek savunmayı arttırır. Aşırı onaylamak pekiştirir. “ konuda farklı düşünüyorum ama seni anlıyorum. Ben güvenilir kaynakları meyi tercih ediyorum” diyebiliriz. Ruh sağlığımızı korumak sosyal nezaketsizlik değildir. (Ayben Ertem)
class='medyanet-inline-adv'>◊ Özellikle yorgunken, uykusuzken, kaygılıyken maruz kaldığımız felaket anlatıları zihnimizde çok daha derin iz bırakıyor. Kendimize sınır koyabilmek, her şeyi bilmek zorunda olmadığımızı kabul etmek önemli. Belirsizlik hayatın parçası, onu tamamen ortadan kaldıramayız ama onunla yaşama kapasitemizi arttırabiliriz. (Feyza Bayraktar)