Öğretmenler Odası filmiyle uluslararası tanınırlık kazanan İlker Çatak, yeni filmi Sarı Zarflar 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı’nın sahibi. Senaryosunu Ayda Meryem Çatak Enis Köstepen’le birlikte kaleme aldığı film, tiyatro oyuncusu Derya akademisyen tiyatro yazarı Aziz’in, politik baskılar ekonomik sıkışmışlık altında dönüşen hayatına odaklanıyor. Özgü Namal Tansu Biçer’in başrollerini tığı, Leyla Smyrna Cabas İpek Bilgin’in oyuncu kadrosunda yer aldığı Sarı Zarflar, gündelik hayattaki küçük görünen ama derin sonuçlar doğuran tercihler üzerinden, ifade özgürlüğü, mesleki dışlanma aile içi gerilim etrafında güçlü anlatı kuruyor.
Bağımsız Sinema olarak, Sarı Zarflar vesilesiyle yönetmen senarist İlker Çatak senaristler Ayda Meryem Çatak Enis Köstepen’le özel oturumda araya geldik keyifli söyleşi gerçekleştirdik.
Yazının buradan sonraki kısmı filmi izlememiş olanlar için spoiler içermektedir.
Araştırmadan Anlatıya: Politik Hafızayla Kurulan Mesafe
Söyleşi, filmin politik arka planı Barış Akademisyenleri süreciyle kurduğu bağla açıldı. Türkiye’ uzun süredir tartışılan ifade özgürlüğü, yargısal baskı konuşmanın bedeli gibi meselelerin filmde nasıl karşılık bulduğu ele alınırken, hikayenin hangi deneyimlerden beslendiği gündeme geldi. Yönetmen İlker Çatak, hazırlık sürecinde kapsamlı araştırma yürüttüklerini söyledi.
İlker Çatak, süreci yaşamış kişilerle konuşmadan ilerlemenin mümkün olmadığını belirterek Ankara’ Süreyya Karacabey, Berlin’ Fırat Erdoğmuş Hilal Alkan görüştüklerini aktardı. Sanat akademi çevrelerinden farklı isimlerle temas kurduklarını, Kemal Kocatürk dahil birçok kişinin yazılarını incelediklerini ekledi. Yazım sürecinde Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi kitabının belirleyici olduğunu, Nilgün Toker’in “Beklemek Üzerine” metninin filmde karşılık bulduğunu söyledi. Yaklaşık altı aya yayılan sürecin senaryo sonrasında devam ettiğini, metni Barış Akademisyenleri’ne okuttuklarını Emin Alper görüştüklerini belirtti.
Filmin neden özellikle süreçten hareketle kurulduğu soruldu. Yanıtlarda, fikrin 2021’ ortaya çıktığı, ilk taslakta tiyatrocu çiftin yer aldığı, ancak zamanla karakterlerden birinin akademisyen olarak düşünüldüğü anlatıldı. davaların dönemde güncelliğini koruduğunu, nedenle deneyimden beslenmenin önemli olduğunu, buna karşın doğrudan “ Barış Akademisyenleri filmi” yapmak istemediklerini vurguladı. Buna rağmen kapıdaki işaret, bilgisayara erişememe, duruşma süreci akademi içindeki tartışmalar gibi detayların doğrudan tanıklıklardan geldiği ifade edildi. Özellikle akademi içindeki görüş ayrılıkları dışarıdaki kolektif mücadeleyle kurulan mesafe, senaryonun arka planını şekillendiren başlıklar arasında yer alıyor.
Filmin dikkat çeken tercihlerinden biri, somut politik kırılmadan beslenmesine rağmen bunu doğrudan tarihsel referans olarak işaretlememesi. İlker Çatak, soyutlaştırmayla izleyicinin hikayeyi yalnızca “başka ülkeye ait” örnek olarak tüketmesini engellemek istediklerini söyledi. Aynı bağlamda karakterlerin “merkezlerini kaybetmesi” konuşuldu. Çatak, Aziz Derya’nın karşılaşmalar üzerinden yalnızca politik değil, kişisel kör noktalarıyla yüzleştiğini ifade. Aziz’in idealize edilmemesi kolektif mücadeleyle mesafeli yerde konumlanmasının bilinçli tercih olarak öne çıktığını belirtti.
Hayatı Değiştiren Küçük Anlar
Söyleşide öne çıkan başlıklardan biri, filmin karakterlerini büyük kırılma anlarından çok gündelik tercihler üzerinden kurmasıydı. tweet’i silmek, susmak, eve dönmek ya iş teklifini kabul etmek gibi kararların hikayenin temel gerilim alanını oluşturan temel unsurlar olduğundan bahsedildi. tercihlerin nasıl şekillendiği sorulduğunda Ayda Meryem Çatak, bunların belirli coğrafyaya özgü değil, herkesin hayatında karşılığı olan kararlar olduğunu söyledi. Gündelik hayatın akışı içinde, kimi zaman çok kısa sürelerde yön değiştiren koşulların insanları farklı tercihlere zorladığını, filmin çıkış noktasının kırılganlık hali olduğunu belirtti.
Enis Köstepen ise izleyicinin çoğu zaman daha belirgin kahramanlık hikayesi beklediğini, ancak gerçek hayatta tür anların çoğunlukla daha küçük ölçeklerde yaşandığını ifade. Büyük anlatıların aksine, gündelik hayattaki ayrıntılara odaklanmanın bilinçli tercih olduğunu vurguladı. Yönetmen İlker Çatak yaklaşımı filmin yapısıyla ilişkilendirdi. Hikayenin başında karakterlerin kendi dünyalarının merkezinde durduğunu, ancak zamanla merkezin dağıldığını yerini savrulma haline bıraktığını söyledi. değişimi, büyük dramatik kırılmalar yerine gündelik kararlar üzerinden menin daha doğru anlatım yolu sunduğunu belirtti.
Sanat Politika Arasında: Özel Olanın Sınırları
Söyleşinin odağı, sanat politika arasındaki ilişkiydi. Filmde karakterler yandan “işini yap, politikaya girme” baskısıyla karşılaşırken, yandan tam baskı geçim sıkıntısı nedeniyle gündelik hayatlarının zaten politik çerçeveye yerleştiği görülüyor. noktada “Sanatçı sadece işini yapabilir ?” sorusu tartışmaya açıldı. Enis Köstepen, politik pozisyon almamanın zamanla başlı başına pozisyona dönüştüğünü söyledi. Gündelik hayatın yapılan işlerin kaçınılmaz olarak politik zemin taşıdığını; filmde durumun karakterlerin yaşadığı kayıplar, etik ikilemler vicdani gerilimler üzerinden açıldığını ifade. Filmin net cevaplar vermekten çok sorularla ilerlediğini özellikle vurguladı. Köstepen ayrıca, projenin ilk geliştirme aşamalarında “sanatçı çiftin hikâyesi”nin ne kadar ilgi çekici olacağına dair tereddütlerle karşılaştıklarını anlattı. Ancak hikâye ilerledikçe, karakterlerin sanatçı kimliğinin bile gündelik hayatın baskıları karşısında geri plana düşmesinin belirleyici hale geldiğini söyledi. Ona göre filmin sorduğu temel sorulardan biri buydu: Hayat kadar şey olurken neden durmuyor?
İlker Çatak ise filmin ikinci yarısında politikanın geri çekildiği yönündeki yorumlara katılmadığını belirtti. Ona göre bölümde olan şey, politikanın biçim değiştirerek daha kişisel alanlara sızması. Aile ilişkileri, kimlik meseleleri gündelik rollerin toplumsal bağlamdan bağımsız düşünülemeyeceğini; nedenle filmin ikinci yarısının siyasetten uzaklaşmadığını, aksine onu daha içsel düzleme taşıdığını ifade. Enis Köstepen çerçevede, filmde kendisini en çok etkileyen anlardan birinin Aziz’in sahneye çıplak çıktığı sahne olduğunu söyledi. anı, karakterin kendini en savunmasız haliyle ortaya koyması olarak yorumladı filmin genelinde kurulan politik-özel gerilimin yoğunlaştığı nokta olarak değerlendirdi.
Mesafe, Hafıza Üretim İmkanı
Söyleşide filmin ne zaman nasıl “sinemasal forma” dönüşmeye başladığı konuşuldu. Hikayenin belirli döneme referans verdiği açık olsa kendisini tek zamanla sınırlamaktan çok süreçlerin bireyler üzerindeki etkisine odaklandığı vurgulandı. çerçevede fikrin ne zaman ortaya çıktığı soruldu. İlker Çatak, 2015-2016 yıllarında yaşanan gelişmelerin peş peşe geldiğini bunların tür “hazım süresi” gerektirdiğini söyledi. Hikayenin ilk izlerinin 2019’ ortaya çıktığını, 2021’ ise projeyi daha somut biçimde ekiple tığını, tarihten sonra yazım geliştirme sürecinin hızlandığını anlattı.
Söyleşide ayrıca, Çatak’ın uzun süredir yurt dışında yaşamasına rağmen filmografisinde Türkiye’ye Türkçeye sürekli geri dönmesi gündeme geldi. durum, hem son yıllardaki beyin göçü tartışmalarıyla hem Türkiye’yi uzaktan menin yarattığı duygusal zihinsel mesaiyle birlikte ele alındı. İlker Çatak soruya kimlik üzerinden yanıt verdi. İnsanların zamanla, mesafe koyduklarını düşündükleri ailelerine benzediklerini fark ettiklerini söyleyerek, kültürel mirasın bütünüyle geride bırakılmasının mümkün olmadığını ifade. Uzun metraja geçmeden önce çektiği Sadakat sonrasında kendisinden daha çok “göçmen hikayesi” beklenmesinin süre belirleyici olduğunu, beklentiden uzaklaşmak için farklı türlerde işler denediğini anlattı. Ancak zamanla mesafenin kalıcı çözüm olmadığını fark ettiğini, kendi birikimini sahiplenmenin daha sahici yol açtığını söyledi. doğrultuda, sonraki filmlerinde kendi dilini, kültürel arka planını kişisel deneyimini daha doğrudan sinemasına taşıdığını belirtti. Bunu artık yük olarak değil, yaratıcı imkan olarak gördüğünü ifade.
Yeni projeyi Alman yapımcısına sunduğunda filmin tamamen Türkçe olup olmayacağının sorulduğunu, “tamamen Türkçe” yanıtının ardından bunun ekonomik açıdan zorlayıcı olabileceğinin konuşulduğunu aktardı. Buna karşılık Almanya’ yaşayan milyonlarca Türk izleyiciye kendi dillerinde film sunmanın neden zor görüldüğünü sorguladığını; sonrasında yapımcının projeye ikna olduğunu söyledi. Filmin, farklı ülkelerden ortak yapımcılar ekip üyeleriyle, Avrupa’nın çeşitli yerlerinden araya gelen Türk oyuncularla kurulduğunu belirten İlker Çatak, oyuncuların yalnızca göçmenlik temsilleriyle sınırlı rollerde yer almaktan yorulduklarını ifade. Kendi dillerinde başka hikayede yer almanın onlar için önemli olduğunu; bunun başlı başına tercih duruş anlamına geldiğini vurguladı.
Enis Köstepen ise noktada üretim koşullarına dikkat çekti. Türkiye’ film üretmeye çalışan yönetmenle, Almanya’ çalışan yönetmenin imkanlarının aynı olmadığını; tür hareket alanının her zaman yalnızca kişisel tercihlerle açıklanamayacağını söyledi. Yine onu projeye çeken asıl unsurun, Çatak’ın başından itibaren risk almaya açık film yapmak istemesi olduğunu ekledi. İlker Çatak önceki filmlerinin yarattığı görünürlüğün projeyi mümkün kılan koşulları güçlendirdiğini kabul. Oyuncuların, finansörlerin ortak yapımcıların araya gelmesinde bunun etkili olduğunu; ancak yine filmi farklı yollarla olsa gerçekleştirmeye çalışacaklarını düşündüğünü söyledi.
Aynı Hikayeye Üç Farklı Yaklaşım
Filmin üç senarist tarafından yazılması, yaratıcı süreçte en çok hangi başlıkların tartışıldığını gündeme getirdi. Aynı zamanda filmin gerçekçilik sembolizm arasında nasıl denge kurduğu soruldu.
Ayda Meryem Çatak, ekip olarak en çok odaklandıkları alanın “en iyi bildikleri yer” olan ev içi ilişkiler olduğunu söyledi. İki sanatçı insanın birlikteliği, aile içindeki görüş ayrılıkları, politikanın eve girişi çocuk yetiştirmenin dengeyi nasıl değiştirdiği gibi meselelerin hem kişisel deneyimlerden hem yakın çevreden beslendiğini belirtti. Bununla birlikte karakterlerin birebir gerçek kişiler olarak düşünülmemesi gerektiğini; bilinçli olarak rollerin yer değiştirildiğini karşılıklı okumalarla karakterlerin ayrıştırıldığını vurguladı. Kendi katkısını daha çok gündelik dil, samimiyet ev içi anların kurulması üzerinden tarif eden Ayda Meryem Çatak, İlker Çatak’ın ise yapısal anlamda belirleyici olduğunu ifade.
Enis Köstepen ise yazım sürecinde en çok Aziz karakteri üzerine tartıştıklarını söyledi. Karakteri daha kusurlu, daha kırılgan yere çekmeye çalıştığını; ayrıca filmin finalinin tonu üzerine yoğun biçimde düşündüklerini ekledi. İlker Çatak ise Enis Köstepen’in daha önce kaleme aldığı Türk sinemasında “çatı arayışı” üzerine düşündüğü metnin filme etkisi olduğunu belirtti. Filmi karavanda bitirme fikrinin süreçte ortaya çıktığını söyledi. Kendi yazım yaklaşımını karakterlerine yakın durmak onları anlamaya çalışmak olarak tanımladı; ancak asıl derinliğin, karakterlerin zaaflarını görünür kılmakla mümkün olduğunu vurguladı. Derya’nın aldığı kararın inandırıcılığı Aziz’in idealize edilmemesi, üzerinde özellikle durdukları başlıklar arasında yer.
Duygunun Kamusal Karşılığı
Söyleşide filmin yarattığı duygusal etki özellikle yalnızlık hissinin nasıl kurulduğu ele alındı. katılımcı, kendi hocasının Barış Akademisyenleri’ne imza attığı için yaşadığı yalnızlaştırılma deneyimini hatırlatarak, filmin duyguyu güçlü biçimde yansıttığını ifade. noktadan hareketle Aziz karakterinin neden kadar yalnız kurulduğu soruldu.
Enis Köstepen, filmle ilgili en beklemedikleri geri dönüşlerden birinin, izleyicilerin salondan “yalnız değiliz” duygusuyla çıkması olduğunu söyledi. Hikayenin kamusal alanda anlatılmasının, bazı izleyiciler için hissi görünür kıldığını belirtti. Filmin, süreçleri birebir yaşamış kişiler için tetikleyici olup olamayacağı sorular arasındaydı. Köstepen, bazı izleyicilerin özellikle belirli sahnelerde yoğun biçimde etkilendiklerini, benzer geri dönüşleri farklı gösterimlerde duyduklarını aktardı. İlker Çatak ise “tetiklenme” meselesine daha geniş yerden baktıklarını söyledi. Bunun yalnızca olumsuz durum olarak görülmediğini; bazı izleyicilerin deneyimi yeniden görmenin aynı zamanda iyi geldiğini ifade ettiklerini aktardı. Konunun daha geniş izleyiciyle buluşmasının, yalnızlık hissini ölçüde kırabildiğini düşündüklerini belirtti.
bağlamda, filmde kısa sahnede yer alan Kemal Kocatürk’ün kendi deneyiminden hareketle yaptığı yorum anıldı. Çatak, tür deneyimlerin görünür olmasının, geride bırakılan etkinin hâlâ hissedildiğini gösterdiğini ifade. Enis Köstepen, aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen duyguların hala güçlü olmasının yalnızca filmle değil, içinde bulunulan siyasal atmosferle ilgili olduğunu söyledi. Filmin hissi görünür kılmasının başlı başına önemli olduğunu ekledi. Ayda Meryem Çatak ise Aziz karakterinin sonunda yalnızlaştığını kabul etmekle birlikte, geriye etik değerlerinin vicdani duruşunun kaldığını belirtti. durumu seyirciye açık tartışma alanı olarak bıraktıklarını, karakterin son ana kadar kendi doğrularını korumaya çalıştığını ifade. İlker Çatak filmin sonunda Aziz’e kalan şeylerden birinin kızına bıraktığı örnek olduğunu vurguladı. Sanat üretmenin ötesinde, çocuğa aktarılan tutumun küçümsenmemesi gereken anlam taşıdığını söyledi.
Cevaptan Çok, Karşılaşma Alanı
Filmin daha umutlu olup olmadığı ya olması gerekip gerekmediği gündeme geldi. İlker Çatak, soruyla daha önce karşılaştıklarını belirterek filmin “umut verme” gibi görevi olduğunu düşünmediğini söyledi. Sinema yapmayı, gördüğü şeyi tarif etmek bunu seyirciyle mak olarak tanımladığını, asıl beklentisinin karşılaşmanın yeni sorular doğurması olduğunu ifade.
İlker Çatak’a göre umut, filmin içinde sunulan cevap değil, film sonrasında kurulan ilişkide ortaya çıkıyor. Seyircinin araya gelip tartışabilmesi, yüz yüze konuşabilmesi filmi düşünme alanı olarak deneyimlemesi anlamda daha belirleyici. nedenle filmi belirli realizm belirli mesafe duygusu içinde kurduklarını, kendisi için asıl karşılığının “diyalog teklifi” olduğunu söyledi. Enis Köstepen benzer biçimde, filmin eksik bulunan ya tartışma yaratan yanlarının bile konuşma üretmesini değerli bulduğunu ifade. Ona göre filmden tüm cevapları vermesini beklemek yerine, tür karşılaşmayı mümkün kılması daha anlamlı. İlker Çatak noktada, sözü daha hafif yerden bağlayarak tartışmanın kendisine işaret.
Oyuncu Seçiminden Estetiğe: Filmin Görünür Yüzü
Oyuncu seçimleri söyleşinin öne çıkan başlıkları arasındaydı. İlker Çatak, Tansu Biçer’i sahnede izledikten kısa süre sonra Aziz karakteri için doğru isim olduğuna karar verdiğini anlattı. Oyuncu seçim sürecinde ekibin yoğun çalışma yürüttüğünü ekledi. Özgü Namal içinse daha eskiye uzanan hatırlamadan söz. Genç yaşta sahnede izlediği Namal’ın hafızasında kaldığını, yazım sürecinde Derya karakterini düşünürken zihninde onun belirdiğini söyledi. Karakterin kırılganlığıyla birlikte taşıdığı güç duygusunun seçimde etkili olduğunu ifade. Deneme çekimleri sonrasında oyuncular arasındaki uyumun belirleyici olduğunu ekledi.
Filmde yer alan tiyatro sahnelerinin nasıl seçildiği soruldu. İlker Çatak, açılıştaki parçanın doğrudan film için yazıldığını; dilin ötesinde, farklı coğrafyalarda karşılık bulabilecek atmosfer kurmak istediklerini belirtti. oyundaki sahnenin ise dava anlatısından esinlendiğini, tür metinlerin araştırmaların zamanla filmin estetik katmanına dönüştüğünü söyledi. Araştırmanın yalnızca içerik değil, biçim üzerinde belirleyici olduğunu özellikle vurguladı.
Boyun Eğmek Kendi Yolunu Açmak ?
Söyleşide Derya karakteri üzerine ayrıntılı biçimde duruldu. İlk bakışta politik itici gücün erkek karakterde olduğu, Derya’nın ise onun peşinden sürükleniyormuş gibi göründüğü, ancak özellikle ilerleyen sahnelerle birlikte dengenin değiştiği karakterin kendi mesafesini kurduğu ifade edildi. çerçevede Derya’nın motivasyonu finaldeki yönelimi tartışmaya açıldı. Ayda Meryem Çatak, ekip olarak cinsiyet rollerini katı biçimde yeniden üretmek istemediklerini söyledi. Buna karşın, kadınların çalışma hayatında aile içinde karşılaştığı eşitsizliklerin göz ardı edilemeyeceğini, nedenle karakter dengesi üzerinde özellikle durduklarını belirtti. Süreç içinde erkek karakterin fazla idealize edildiğini, Derya’nın ise daha kırılgan yere itildiğini fark ettiklerini dengeyi yeniden kurduklarını ekledi. İlker Çatak ise Derya’nın “boyun eğen” karakter olarak okunmasına katılmadığını söyledi. Ona göre burada aynı zamanda karşı çıkış tavrın patriyarkaya karşı duruş olarak değerlendirilebileceğini, filmdeki kadın karakterlerin (farklı kuşaklardan olmak üzere) kendi sözlerini kurabildikleri alan içinde yazıldığını ifade.
Geçim Sıkıntısının Sessiz Baskısı
Söyleşide filmin yalnızca ideolojik ya hukuksal baskıyı değil, ekonomik baskıyı merkeze aldığı vurgulandı. işsizlik, borç statü kaybı gibi unsurların karakterlerin kararlarını belirleyen temel etkenler arasında yer aldığı hatırlatıldı. İlker Çatak, boyutun çoğu zaman arka planda kaldığını, ancak belirleyici olduğunu söyledi. Ekonomik baskının görünür baskı biçimleri kadar etkili olduğunu; hatta birçok durumda insanların seçimlerini doğrudan şekillendirdiğini ifade. Enis Köstepen karakterlerin sürekli “günü kurtarma” çabası içinde olmasının yalnızca politik değil, ekonomik sıkışmayla ilgili olduğunu belirtti. durumun, insanların hayal kurma kapasitesini daralttığını, filmin yanıyla daralmayı görünür kıldığını söyledi.
Mesafenin Açtığı Alan, Koşulların Sınırı
Yurt dışında yaşamanın daha özgür ya daha cesur üretim alanı sağlayıp sağlamadığı sorular arasındaydı. İlker Çatak, soruya kesin yanıt vermekten kaçındı. Ancak mesafenin bazen daha geniş perspektif sunabileceğini, buna rağmen bunu genelleştirmek istemediğini ifade. Enis Köstepen ise noktada üretim koşullarının belirleyiciliğine dikkat çekti. Ona göre tür hareket alanı yalnızca kişisel cesaretle açıklanamaz; içinde bulunulan endüstri, finansman imkanları kariyer momentleri alanı doğrudan etkiler.
Diyalog Teklifi Olarak Sarı Zarflar
Sarı Zarflar hakkında yapılan söyleşi, filmin belirli dönemi ya tekil politik olayı temsil etmekten çok, deneyimlerin gündelik hayata nasıl sızdığını tartışmaya açtığını gösterdi. İlişkilerden çalışma hayatına, aileden sanata uzanan geniş alanda dolaşan meseleler, filmde tek çerçeveye indirgenmeden ele alındığını ortaya koydu.
İlker Çatak, Ayda Meryem Çatak Enis Köstepen’in yanıtları, filmin kesin yargılar üretmekten çok birlikte düşünmeye alan açmayı hedeflediklerini gösterir nitelikteydi. nedenle Sarı Zarflar’ı, sonuçtan ziyade davet, deyişle diyalog teklifi olarak değerlendirebiliriz.
İlker Çatak, Ayda Meryem Çatak Enis Köstepen’e verdikleri samimi yanıtlar için teşekkür ederiz. Sarı Zarflar izlemek isteyenler için vizyonda.