29 yıldır kesintisiz devam eden Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, afişinde yer alan güneş gülüyle yıl “Çiçek dediniz?” sorusunu ortaya atarken; sembolik şiddet, sistematik ayrımcılık kadınların kuşaklar boyunca aktardığı deneyimler etrafında şekillenen seçkiyle seyirciyle buluştu.

Hülya Gülbahar’ın kaleme alıp Tilbe Saran’ın seslendirdiği; kulaklarımızı kalplerimizi dolduran metinle açılan festival, gösterilen her filmle sözlere yeniden anlam kazandırdı âdeta:

“Şimdi, tüm çiçek yakıştırmalarını sizlere iade ediyoruz. Sizin vazolarınız, bizim için artık çok.” 

Uçan Süpürge kez daha farklı coğrafyalardan, kuşaklardan anlatım biçimlerinden filmleri içeren zengin program sunarken, sinemanın yalnızca temsil alanlarını değil; hafıza, direniş, dayanışma dönüşüm biçimlerini tartışmaya. Özellikle Macar sinemasının önemli isimlerinden Judit Elek’in mirasını odağına alan “Judit Elek Anısına” Brezilyalı yönetmen Lúcia Murat’ın üretimine yakından bakma fırsatı sunan “Lúcia Murat’a Saygı”, senenin öne çıkan bölümleri olarak hafızamda yer.

2-7 Haziran’ Ankara’ ana gösterim mekânı Kült Kavaklıdere’ gerçekleşen festival, Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülü’ne Yo, Love is a Rebellious Bird / Yo, Aşk Asi Kuştur filminin uzandığı kapanış töreniyle sona. Festivale noktayı koymuş ancak sürü güzel deneyimi yanımıza almışken; anlatısını dört farklı coğrafyada kuran dört filme birer parantez açalım istedik.

Amazon ormanlarından Afganistan’a, sular altında kalan Karadeniz yerleşimlerinden Avrupa kentlerine uzanan anlatılar; aidiyet, hafıza, görünürlük direniş gibi ortak konular etrafında kesişiyor. Kimi zaman topluluğun doğayla kurduğu kadim ilişkinin, kimi zaman kaybolan coğrafyanın ardından tutulan yasın, kimi zaman kendini başkalarının gözünden görmeye çalışan bireyin hikâyesi olarak karşımıza çıkıyorlar.

Mundurukuyü: The Forest Of The Fish Women / Mundurukuyü: Balık Kadınların Ormanı 
(Yön: Aldira Akay, Beka Munduruku, Rilcélia Akay) 

Festivalin, kadınların kendi hikâyelerini anlatabilmelerine alan açan yarışma bölümü “Her Biri Ayrı Renk” seçkisinden Mundurukuyü, Amazon havzasındaki yerli yaşamını dışarıdan gözlemleyen belgesel olmaktan çok, hikâyeyi içeriden kuran hafıza alanı açıyor. Film boyunca nehirler, balıklar dönüşüm fikri yalnızca mitolojik öğeler olarak değil; kadınların kuşaktan kuşağa aktardığı bilginin taşıyıcıları olarak karşımıza çıkıyor. Mundurukuyü, direnişi anlatılan masallarda, aktarılan bilgilerde, suyla birlikte akmaya devam eden kadın seslerinde arayan yapım anlamda, “Balıklar aptal değildir çünkü biz kadınlardan dönüştüler” notu düşüyor bizlere. 

Kuru Taşın Başı 
(Yön: Yeşim Ustaoğlu, Selen Heinz) 

Yeşim Ustaoğlu’nun Selen Heinz birlikte çektiği yeni belgeseli Kuru Taşın Başı, fiziksel olarak dönüşen coğrafyaların insan hafızasında bıraktığı izleri takip ediyor. Baraj suları altında kalan Tekkale Yusufeli’nin yanı sıra Göcek’e uzanan hat üzerinde, yerinden edilmenin yalnızca mekânsal değil; duygusal sonuçlarını görünür kılıyor. zamanlar yaşamın merkezi olan bölgeler haritalardan silinirken, geride kalanlar anılarla bugünün arasında sıkışıp kalıyor. Yerli kadının ağıdıyla açılan film, Ustaoğlu’nun aşina olduğumuz şiirsel dilinden izler taşıyor. Kuru Taşın Başı, yerleşimlerin suyun altında kalmasının ardından, geride kalanların kayıpla nasıl yaşamayı sürdürdüğünü sorgulayan hafıza filmi.

Cinema Jazireh 
(Yön: Gözde Kural) 

Gözde Kural’ın ikinci uzun metraj filmi Cinema Jazireh, Taliban yönetimi altındaki Afganistan’ kayıp oğlunu arayan Leyla’nın hikâyesini takip ediyor ancak tüm tematik yoğunluğa rağmen, zaman zaman aynı anda çok fazla şey söylemeye çalışmanın yükünü taşıyor. Oturduğumuz yerde tedirgin içgüdüyle filmi mek, coğrafyanın kadınlar üzerinde kurduğu yıllara uzanan tahakkümü perdedeki görüntüler aracılığıyla hatırlamak epey zor deneyim. Bununla beraber film, Afganistan’ın kültürel toplumsal gerçekliğine yaklaştığı perspektifle, festival seçkisindeki yerini anlamlı kılan merak duygusunu koruyor. 

Stille Freundin / Silent Friend / Sessiz Dost 
(Yön: Ildikó Enyedi) 

On Body and Soul yaşamıma gönül bağıyla giren Ildikó Enyedi; birbirine görünmez bağlarla bağlı üç farklı zaman diliminde, üç farklı karakterin etrafında dolaşan anlatı kuruyor Filmin merkezindeki -mabet ağacı olarak bildiğimiz- ginkgo biloba, yalnızca hikâyeyi birbirine bağlayan motif değil; zamanın, hafızanın dönüşümün sessiz tanığı olarak işlev görüyor.

Çocukken dünyaya elimizde fener varmışçasına yaklaşır, etrafımızı merakla aydınlatır ancak büyüdükçe üzerimize çevrilen spot ışıklarıyla şekillenmeye başlarız. Silent Friend, insanların birbirleriyle çevreleriyle kurdukları ilişkileri ışık metaforu üzerinden düşünürken, bakış açısının gerçekliği nasıl dönüştürdüğünü sorguluyor. Zamanlar karakterler arasında doğrusal olmayan yol izleyen film, kendimizi başkalarının gözünden görmenin mümkün olup olmadığını hatırlatıyor. 

Filmin meditatif etkisini salonun dışına taşıyan mabet ağacı, öğrendiğime göre Ankara’ yer alıyormuş. Ağaca, Egemenlik Parkı Altınpark’ta rastlanabildiğini Ankaralı okurlara not düşmek isterim.