Felsefenin geçmişi, daha doğrusu, durağan ya donmuş gibi algılanan problemleri zamanımızın sorunları arasında bağlantılar kuran; yaşamın felsefenin birbirine hiç uzak olmadığını, hatta iç içe geçtiğini söyleyen Todd May, insanın nasıl dünyada bulunduğuna, hem kendini hem yeryüzünü nasıl etkilediğine kafa yoruyor. 

May, bazen umutsuzluğa bazen kırılganlığa bazen mutluluğun asgari koşullarına dair kalem oynatırken tarihi felsefeyi araya getiriyor. İnsanın “Biz kimiz?” sorusuna yanıt arayışına ortak olurken uzak geçmiş bugün arasında fikirler bağlamında köprüler kuruyor. 

Teori pratiği birbirinden koparmadan yol alan May, günümüzdeki problemleri, hem filozoflara hem zamanın ruhuna bakarak çözümlemeye uğraşıyor. Kaleme aldığı Varolma(ma)nın Felsefesi minvalde kitap. 

May, çalışmasında “Nasıl insanlık?” “Nasıl dünya?” soruları etrafında, insanın hem türdeşleriyle hem yeryüzüyle kurduğu ilişkiye yoğunlaşıyor. 

Sorumluluk sorumsuzluk sınırında 

İnsanmerkezci yaklaşım yaşayış, yeryüzünün işleyişini tabiatın düzenini sekteye uğratmakla kalmadı, insanın doğayla kurduğu ilişkiyi örseledi. hâlde hayatî soru İnsanın var oluşunun sona ermesi tüm sorunları çözüme kavuşturacak ? soruya verilecek her yanıt eksik kalacak. kolaycılığa kapılmıyor ama yorumunu esirgemiyor:

İnsan varlığının sona ermesi, insanların büyük ölçüde insan olmayan hayvanlara çektirdiği büyük acıların sona ermesi anlamına gelecektir. (…) İnsan-dışı hiçbir hayvan, endüstriyel çiftçilik bununla birlikte gelen tüketim, ormansızlaşma, okyanuslara plastik atılması, bilimsel deneyler benzerleri yoluyla insanların neden olduğu müthiş ıstıraba sebebiyet veremez. (…) Çoğu kişi, yok olmamızın kötü şey olacağını düşünüyor. Haksız olmayabilirler. Ancak haklı olmayabilirler. soruyu farklı açılardan ele alarak burada sunmayı umduğum şey, insan varoluşunun en uç noktasında, kim nerede olduğumuz nereye doğru gidebilip ya gidemediğimiz –ya gitmemiz gerekip gerekmediği– hakkındaki düşüncelerimizi aydınlatabilecek dizi soruşturma olacaktır.

‘Bilgiye sahip olan iktidara sahiptir’ 

May’in var oluş var olmama dikkat çektiği şey, bakıma umut geleceksizlik arasındaki salınım. Başka deyişle yaşama ümidi yok olma endişesi arasındaki gerilim. Yazara göre sorun ikilem, hem hayatî hem ahlaki sorular doğuruyor. İklim değişikliğine bağlı krizlerden politik savruluşlara, salgın hastalık korkusundan nükleer savaş ihtimaline dek pek çok kaygıyla kuşatılmış insanın ruh hâline gönderme yapıyor yazar. Burada dikkat çeken nokta, tüm ihtimallerin insanın yok oluşu ekseninde dillendirilmesi yani dünyayı bugünkü durumuna getiren insanmerkezci bakış açısının yine kendini göstermesi. 

İnsanmerkezci yaklaşımın sorunlu yanı, sorumluluğu ötelemesi. May’in asıl uğraştığı şey “İnsan türü yaşasın” veya “insanlık yol olsun” demek, sorumsuzluğun sorumluluğu genelleştirerek meselenin özünü kaçırmanın dik âlâsı. Yazar ise insanmerkezcilik insanî soruşturma arasında ayrım yapıyor konuyu tartışmaya açma becerisinin altını çiziyor. Soruşturmanın soru sormanın problemlerin çözümüne giden yoldaki sorumluluğun parçası olduğunu hatırlatıyor. Yanıtı aranan sorular sayesinde birtakım gerçeklere ulaşıyor:

Daha büyük mutsuzluk pahasına mutluluğa neden olan eylem, faydacılık açısından iyi eylem değildir. (…) Gelecek nesillerdeki ilave insan mutluluğunun buna özgü değerin çetelesini tutacaksak eğer, insanların mevcut durumda duyarlı varlıklara çektirdikleri ıstıraplar yoluyla yarattıkları negatif değerin çetelesini tutmamız onu gelecek koşullardan soyutlamamız gerekir. Kötü olan ki haddinden fazla negatif değer yaratıyoruz. (…) Dünyaya kazandırdığımız mutluluğa karşı ürettiğimiz mutsuzluk; hakikat, güzellik iyi yaşam deneyimlerine karşı yarattığımız sefalet ekosistemler için oluşturduğumuz tehdit.

“İnsanmerkezci yaklaşımın sorunlu yanı, sorumluluğu ötelemesi. Todd May’in asıl uğraştığı şey “İnsan türü yaşasın” veya “insanlık yol olsun” demek, sorumsuzluğun sorumluluğu genelleştirerek meselenin özünü kaçırmanın dik âlâsı.”

Var oluşu gerekçelendirme zorunluluğu 

May, insanın var oluşunun bunu daha mutlu kılmasının kendisi dışındaki canlılara doğaya ıstırap çektirerek gerçekleştiğini söyledikten sonra yeni yorum soru karşımıza çıkıyor:

Dünyada ne kadar az insan bulunursa kadar az hayvan özellikle endüstriyel çiftçilik yoluyla beslenmemiz uğruna kötü muameleye maruz kalacaktır. Yanı sıra, daha az ormansızlaşma kirlilik, daha az miktardaki karbon ayak izi yok olma tehdidiyle karşılaşan daha az ekosistem olacaktır. Tüm bunlar, süreğen varoluşumuzdan görülecek zararın en aza indirilmesi anlamına gelmektedir. Peki daha az insan nüfusu, daha az sefalete yol açsa bile yok olup gitmemiz durumundakinden daha fazla sefalete neden olmayacak ? (…) Sonuçta, daha küçük nüfusun, örneğin birkaç milyon ya belki milyar yahut daha fazla insanın, değerlerimizden daha fazla sefalet yaratma tehdidi oluşturmadan insan var oluşunun ürünlerini devam ettirmesi mümkün görünebilir.

Dikkatin akıştan koparılması 

May, insanın var oluşunun iyi kötü yanlarına kafa yorarken insan dışı canlılara çektirilen ıstırabın tabiata verilen zararın üzerinde öncelikle durup “Yok olmalı mıyız?” gibi hayatî sorunun yanıtlanması zorunluluğuna atıf yapıyor. Sonra başka zor soru geliyor:

Şimdiye kadar anladığınız gibi faydacı argüman üzerinde düşünüyoruz. Faydacılık, endüstriyel çiftlik ürünlerini tüketmekten vazgeçtiğimiz takdirde giderilebilecek ıstırap miktarıyla ilgilidir. Ancak hayvanlardan uzak durmak için başka argüman daha var nasıl insan olmak istediğinizle ilgili: Dünyayı tığımız canlılar üzerinde uygulanan zalimliklere iştirak eden biri olmayı istiyor musunuz yoksa istemiyor musunuz? Özellikle bunu yapmamaya paranız yettiğinde… sorunun cevabı sizin kim olduğunuzla ilgilidir.

May, insan var oluşunun bunu faydacılık esasına göre sürdürmesinin iklim krizini derinleştirdiğini, bitki hayvan çeşitliliğini azalttığını, ormansızlaşmayı hızlandırdığını tabiatın işleyişini sekteye uğrattığını hatırlatıyor. kısırdöngüden veya girdaptan çıkış yolu var ? Yazar bunun için öneri dillendiriyor elbette:

Eğer dünyada ahlaken daha duyarlı şekilde yaşamanın yolunu bulamazsak dünyanın bizsiz daha iyi olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Söz konusu olan, eylemlerimizi birbirimize karşı gerekçelendirmek değil, en başta dünyada var olmaya devam etmemizin gerekçelendirilmesidir. (…) hâlde söz konusu şey, var oluşumuzu sürdürmemizle alakalı ahlaki gerekçelendirmedir. (…) Hâlihazırda yaşayanların var oluşunu sürdürme meselesi değil yalnızca.

Varolma(ma)nın Felsefesi, Todd May, Çeviren: Bekir Aşçı, İrene Kitap, 152.