Kapitalizm neoliberalizm eleştirilerini anarşizmi temel alarak sıralayan antropolog David Graeber; insanın kurulu düzene bağlılığını, buradaki gönüllü köleliğini, ekonominin her şeyin önüne geçirilişini, hem demokrasinin hem kapitalizmin âdeta birer din hâline getirilişini incelerken toplumsal politik krizleri çözümlemişti. 

Zamanımızın geçmişin toplumsal düzenlerine dair fikirlerini ortaya koyan Graeber; yalnızca uzmanlık alanı olan antropolojiyle yetinmemiş, işin içine felsefeyi iktisadı katmıştı. Böylece günümüzün tüketim çılgınlığını meta fetişizmini, kişileri eylemsizleştirmek için yaratılan “güvenli” veya “konforlu” alanları eleştirmeye girişmişti. Hayal gücüne yaratıcılığa atıf yaparak zamanın ruhuyla oluşturulan çemberin dışına çıkmaya çağırmıştı hepimizi. 

‘Toplumsal değerleri ayaklar altına alan’ kadın 

Neoliberalizmin, dijitalleşmenin, çalışma düzeninin, bürokrasinin şiddetin kuşatıcılığına karşı isyanı sonrasında kurulacak gerçek demokrasiyi savunan, borçlandırmanın boyunduruğundan zincirlerinden kurtulmayı salık veren, yüzde 1’in egemenliğine karşı yüzde 99’un harekete geçmesi gerektiğini her fırsatta dillendirirken “verimlilik”, “performans” “başarı” sarmalından kurtulmanın önemini vurgulayan Graeber; Chicago Üniversitesi’nde antropoloji yüksek lisansı yaptığı dönemde saha araştırması için gittiği Madagaskar’ gerçek Aydınlanma’nın izlerine rastladığını bunun resmî öğretiden (yani Avrupa’nın söyleminden) farklı olduğunu görüyor. Özellikle bölgedeki korsanların toplumsal ilişkilerinden hareketle modern özgürlük anlayışının nüveleriyle karşılaşıyor. 

Graeber, tecrübesini Korsan Aydınlanma başlığı altında kitaplaştırırken Madagaskar kıyılarındaki korsanların mülkiyet, doğrudan demokrasi halk meclisleri uygulamaları üzerinden bilindik olandan daha farklı Aydınlanma modeli ortaya koyduğunu belirtiyor. 

Affetmedilmez ırkçılık, cinsiyetçilik şovenizm 

“Efendi” Avrupalıların “köle” gördüğü herkese paket hâlinde sunduğu Aydınlama’nın önemli unsuru olan liberalizm, “özgürlük” “hak” söylemiyle öne çıkarılsa 1700’lerin sonu 1800’lerin ortasında buna müsait alanın bulunmadığı âşikârdı. Bazı filozofların (örneğin Kant, Locke, Hume, Voltaire…) yanı sıra dönemin önde gelen entelektüellerinin ırkçı ayrımcı fikirleri, hakkın adaletin beyazlara ait olduğuna dair görüşleri buna yönelik eylemleri, Aydınlanma’nın karanlık yönünü oluşturuyor. Üstelik öncüler, Afrika’daki ırk ayrımcılığının sömürgeciliğin fitilinin ateşlenmesinde ya bizzat yer alıyor ya bunun destekleyicisi hâline geliyor. Dolayısıyla söylem eylemleriyle kurdukları Aydınlanma, “efendi”nin marifeti şeklinde “köle” sayılan yeryüzünün bölgelerine ihraç ediliyor. 

Wittgenstein yeniden Cambridge’

Graeber ise Korsan Aydınlanma’ kazın ayağının böyle olmadığını anlatıyor: Madagaskar örneğini vererek yeni alternatif Aydınlanma (gerçek libertalia) okumasıyla çıkıyor karşımıza. 

“Aydınlanma” fikrinin zeminindeki ırkçılıktan sömürgecilikten sıyrılma düşüncesiyle yola koyulan Graeber, 1989-1991 arası bulunduğu Madagaskar’ yüzleştiği gerçekleri kâğıda döküyor:

Korsanların korsan topluluklarının varlığı başlı başına tür deneydi bugün devrimci çevrelerde özgürlük vaadiyle yola çıkıp dünyaya tarif edilemez zulüm getirdiği düşünülen Aydınlanma projesinin en derin kökenlerinde bile, sahici alternatife dair kurtarıcı vaat mevcuttu. (…) Bugün Aydınlanma Çağı’nın Avrupa’daki on sekizinci yüzyıl Lumières hareketinin ürünü saydığımız pek çok fikrin, sadece kendi ülkelerindeki emekçi sınıflara değil, kıtalarda yaşayanlara karşı olağanüstü zulmü, sömürüyü yıkımı meşrulaştırmak için kullanıldığı konusunda hiçbir kuşku. Ancak Aydınlanma düşüncesinin toptan mahkûm edilmesi, kendi içinde epey tuhaf tutumdur. Zira hareket, tarihsel olarak bilinen ilk entelektüel akımlardan biri olup, büyük ölçüde kadınlar tarafından, üniversite gibi resmî kurumların dışında örgütlenmiş var olan tüm otorite yapılarını sarsma amacıyla yola çıkmıştır. Dahası, birçok özgün kaynağa bakıldığında, Aydınlanma düşünürleri fikirlerinin kökenlerinin, bugün ‘Batı geleneği’ diye adlandırdığımız şeyin tamamen dışında yattığını açıkça ifade etmiştir. (…) Günümüzde ‘Batılılar’ dediğimiz kişilerin (artık esasen ‘beyaz insanlar’ için kullanılan örtük kod sözcüğü) ırksal kibri üzerine yöneltilen suçlamaları, tam ‘beyaz’ olarak sınıflandırılmayan herkesi tarihten özellikle entelektüel tarihten dışlamak için mazeret olarak kullanıyoruz. Sanki tarih –özellikle radikal tarih– tür ahlaki oyuna dönüşmüş gibi: Burada gerçekten önemli olan tek şey, tarihin Büyük Adamları’nı sergilediği (elbette ki son derece gerçek) ırkçılık, cinsiyetçilik şovenizm nedeniyle affetmediğimizi açıkça göstermek.

Demokrat kaptanlar 

Özgürleşmenin, mülkiyet hakkının demokrasinin kaynağını Batı’ daha doğrusu on sekizinci yüzyıl Avrupası’nda aramak yerine, yüzünü Madagaskar kıyılarına korsanlara çeviren Graeber, Avrupamerkezcilikten çıkmaya uğraşırken hayatî birkaç soru sıralıyor:

Neden Kandiaronk gibi adamı, açıkça öyle olmasına rağmen, insan özgürlüğünün önemli kuramcısı diye görmüyoruz? Neden Tom Tsimilaho gibi birini demokrasinin öncülerinden biri olarak görmüyoruz? Huron Betsimisaraka toplumlarında çok önemli roller oynadığını bildiğimiz ancak isimleri büyük ölçüde unutulmuş kadınların katkıları neden, tıpkı salonları organize eden kadınların Aydınlanma hikâyesinin kendisinden büyük ölçüde dışlanması gibi erkekler hakkında anlattığımız hikâyelere bile dâhil edilmemiştir?

‘Dünyasızlaşarak’ ‘mülksüzleşerek’ yaşlanma

Graeber’a göre Avrupalıların Aydınlanma sentezinde ABD, Çin Ortaçağ İslâm dünyası kadar Afrika önemli yer tutuyor. Sözleşme anlayışını teorilerini Afrika toplumlarından devşiriyorlar. Graeber, tam yüzden Madagaskar tecrübesinin çok kıymetli olduğunu düşünürken demokratik yönetim biçimleri bağlamında korsan gemilerine dikkat çekiyor:

Korsanların özellikle yeni türde demokratik yönetim biçimlerinin gelişiminde öncülük etmesi bakımından taşıdığı önemin altını çizmek gerekir. Korsan mürettebatları, çok farklı toplumsal düzenlere dair bilgiye sahip pek çok farklı milletten insandan (aynı gemide İngilizler, İsveçliler, kaçak Afrikalı köleler, Karayipli Kreoller, yerli Amerikalılar Araplar bulunabiliyordu) oluşuyordu. insanlar, belirli pratik eşitlikçilik anlayışına bağlı olarak yeni kurumsal yapıların hızla geliştirilmesinde mutlak biçimde gerekli olduğu koşullarda araya geldiğinden, korsan gemileri bakıma demokratik deneylerin kusursuz laboratuvarları hâline gelmişti. Nitekim Avrupa siyasal düşünce tarihinin önde gelen isimlerinden en az biri, on yedinci yüzyılda; 1680’lerde 1690’larda korsan gemilerinde ilk kez denenen bazı demokratik biçimlerin, daha sonra Kuzey Atlantik dünyasındaki Aydınlanma dönemi devlet adamları tarafından geliştirilen yönetim biçimlerinin öncülü olduğunu öne sürmüştür. (…) Korsan kaptanları, dışarıda korkutucu, otoriter haydutlar olarak ünlenmeye çalışırdı ancak kendi gemilerinde sadece çoğunluk oyuyla seçilir aynı şekilde herhangi zamanda görevden alınabilirdi. Ayrıca yalnızca kovalamaca veya savaş sırasında emir verme yetkileri vardı, bunun dışında herkes gibi toplantılara katılmak zorundaydılar.

Modern özgürlük düşüncesinin temsilcileri 

On yedinci on sekizinci yüzyıl korsanlarının, özellikle Madagaskar civarındakilerin, gaddarlıklarıyla zamanın ruhunu yansıttığını, uygulamalarının ise bilindik örnekleri aştığını emsalsiz olduğunu söylüyor Graeber. Korsanların isyanının, dünyanın gidişatına karşı başladığını uyumsuzluk barındırdığını hatırlatıyor. anlamda, olmayan krallığın meydan okuyan hükümdarları diye nam salıyorlar. Bahsi geçen meydan okuma, çoğunlukla soygunlar şeklinde bazen rehin almalarla gerçekleşiyor. 

David Graeber, ‘Korsan Aydınlanma’ Madagaskar örneğini vererek yeni alternatif Aydınlanma (gerçek libertalia) okumasıyla çıkıyor karşımıza. 

Graeber’ın anlattığı hikâyede isyankârlar, Madagaskar kıyılarına geldiğinde Malgaş halklarıyla ilişki kuruyor, üretime önayak oluyor hatta bölgedeki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmak üzere görevlendiriliyor. Coğrafyaya sömürü esirler için gelen Avrupalıların aksine, barışçıl hâlleriyle dikkat çekiyorlar. Dünden bugüne gerçekleşmeyen buluşma, elbette tedirginliklerle, kimi zaman önyargılarla yer yer çatışmalarla işlese Graeber, korsanların Madagaskar’a gelip Malgaş halklarıyla ilişki kurmasının bazı gelişmeleri hızlandırdığını söylüyor:

Korsanların gelişi dizi tepkiyi tetikledi -önce Madagaskarlı kadınların ticari anlamda kendilerini ortaya koyması, ardından buna karşılık olarak genç erkeklerin verdiği siyasi tepki- Ratsimilaho sürecin fiilen simge ismi hâline geldi; nihayetinde süreç, bugün  var olan Betsimisaraka toplumunu yarattı.

İnsanın ruhunun karanlığı 

Demokrasinin, mülkiyet hakkının özellikle kadınların ön plana çıktığı Madagaskar kıyılarında yazarın antropolojik, tarihî, politik kültürel açıdan etkisini yorumladığı korsanların “haydut” “kanun dışı” insanlar değil, modern özgürlük düşüncesinin birer temsilcisi hâline geldiğini düşünüyor. Bununla beraber, konfederasyon konusunda korsanların yardımına dikkat çekiyor:

Konfederasyon, ne tek adamın ne Malata’nın kolektif yaratımıydı. Önderlik rolünü üstlenen genç erkekler, korsan gemilerini korsanların örgütlenme biçimlerini modellerinden biri olarak aldıysa pek şaşırtıcı değildi ki sonuçta bunlar, doğrudan deneyim sahibi olma ihtimali en yüksek yabancı örgütlenme biçimleriydi. Johnson’ın anlatımının açıkça gösterdiği gibi korsanlar, aslında gemilerinin örgütlenmesini karada bilinçli şekilde uygulamıştır; Nathaniel North’u Ambonavola korsanlarının ‘kaptanı’ olarak seçerken yöntemin Malgaş komşularına iyi yönetimin modeli diye kasıtlı biçimde tasarlandığını vurgular. Avrupa’ya ya Hindistan’a seyahat edenlerin bile büyük olasılıkla bunu korsanların refakatinde yaptığı düşünülür.

Graeber, korsanların öncülüğünde Malgaş halklarının dâhil olduğu tarihsel deneyden söz ediyor çalışmasında. sürece “altın çağ” diyor. 

Hakiki Aydınlanma’nın kadınları 

Graeber’ın bahsettiği tarihsel deney “altın çağ” sürecinin etkin aktörleri olan korsanlar Madagaskar kıyılarında yaşananlar Aydınlanma düşüncesi arasında nasıl bağlantı var? Yazar, soruya yanıt aradığı incelemesinde, özgürlük fikri bağlamında yakınlık buluyor:

İnsanlar hâlâ dünyanın dört yanında korsanları korsan ütopyalarını anlatıyor ya bunları, göreceğimiz üzere, her zaman onlara eşlik eden büyü, cinsellik ölümle ilgili türden hayal gücüyle bezeli, renk cümbüşü fantezilerle geliştirmeye devam ediyor. hikâyelerin varlığını sürdürmesinin ardında, hâlâ geçerliliğini koruyan ama aynı zamanda on sekizinci yüzyıl boyunca Avrupa salonlarında benimsenen bugün hâlâ egemen olan özgürlük anlayışlarına alternatif sunan insan özgürlüğü vizyonunu barındırmaları yatıyor gibi görünüyor. Dişsiz ya tahta bacaklı korsanın dünyaya karşı meydan okurcasına bayrak kaldırışı, çalıntı ganimetlerle kendini içkiye ziyafete vurması, ciddi direniş belirtisinde ilk fırsatta kaçışı ardından yalnızca abartılı hikâyeler karmaşa bırakması, belki Voltaire ya Adam Smith kadar Aydınlanma’nın figürüdür. Ancak aynı zamanda korsan imgesi, zorunlu olarak şiddet içeren gelip geçici özgürleşme biçimini temsil eden, derinlemesine proletarya kökenli özgürlük vizyonunu simgeler. Modern fabrika disiplini, gemilerde plantasyonlarda doğdu. İnsanları makinelere dönüştürme tekniklerini ilk olarak burada kullandılar ancak daha sonra gelişmekte olan sanayiciler yöntemleri Manchester Birmingham gibi şehirlere taşıdı. durumda korsan efsanelerini, sanayi devriminin zeminini oluşturan sömürülmüş Kuzey Atlantik proletaryasının ürettiği en önemli şiirsel anlatım biçimi olarak adlandırabiliriz.

Yeni ‘anlam’ dünyasında insanın hâlipürmelali 

Başta Karayipler olmak üzere, farklı coğrafyalardan gelen korsanlar, Madagaskar kıyılarında nasıl devrim gerçekleştirdi? ikinci hayatî sorunun cevabı ise kadınların girişimlerinde politik eylemlerinde saklı:

Korsanların gelişi, kıyılarda dizi devrimi tetiklemiş olabilir. devrimlerin ilki muhtemelen en önemlisi, büyük ölçüde kadınlar tarafından yönlendirilmişti amacı, daha önce yabancılar kuzeydoğu kıyısının halkları arasında aracılık yapan klanın ritüel ekonomik gücünü kırmaktı. Betsimisaraka Konfederasyonu’nun kurulması ise aslında ikinci devrimdi en iyi şekilde ilkine yönelik erkek karşıtlığı olarak görülebilir. Korsanların yarı kast korsan kralın resmî liderliğiyle, klan liderleri hırslı genç savaşçılar, bence en iyi şekilde kendi Aydınlanma öncesi siyaset deneyleri olarak kabul edilebilecek şey gerçekleştirdi. korsan yönetimi geleneksel Malgaş siyasal kültüründeki daha eşitlikçi unsurların yaratıcı sentezidir. Genellikle başarısız krallık kurma girişimi diye yazılan şey, aynı şekilde başarılı Malgaş liderliğindeki korsan Aydınlanması deneyimi olarak görülebilir.

Korsan Aydınlanma, David Graeber, Çeviren: Nilüfer Şen Çakar, Everest Yayınları, 192.