Okul dışında anadilimde ilk okuma girişimlerim, Rasulayn' büyükbabam Boğos'un yanında geçirdiğim uzun yaz günlerinde. Büyükannem büyükbabamın evinde, hatırladığım kadarıyla, çok sayıda dergi, gazete kitapçıklar vardı. Hepsi Ermeniceydi. Muhtemelen Halep'ten geliyorlardı, çünkü Halep'teki stadyumlarda düzenlenen etkinliklerle ilgili atletlerin, izci çocukların, kalabalıkların geçit törenlerine dair görseller başlıklar hatırlıyorum.

Kamışlı' küçük yaştan beri izci olmama rağmen, “Homenetmen” (Ermeni Diasporası Atletizm İzcilik Birliği) kelimesinin yazılı halini ilk kez sanırım dergilerde gördüm. Çoğunlukla spor dergileriydi.

Futbola olan sevgim yayınlarla kabardı. Avrupa'daki kulüp maçlarını tasvir eden resimler ayrıntılı başlıklarla doluydular. Real Madrid Dinamo gibi isimleri ilk kez buradan öğrendim. Elbette çoğu çocuk gibi ben basılı resimleri görmeden çok önce Kamışlı sokaklarında futbol oynuyor oynamayı seviyordum. Sokak maçlarında varlıklarını bilmeden tekniklerini taklit ettiğimiz oyuncuların yüzleri, dergiler sayesinde ete kemiğe bürünüyordu.

onların isimleri! Gente, Puskás, Yashin. resimler sayesinde kişisel kahramanlarım haline gelen efsaneler.  Örneğin resim altlarını okuyarak öğrendiğim, Gente'nin havada yaptığı ‘‘çift tekme’’ adını verdikleri hareketinin görüntüsünü size tarif edemem.

Aslında hikayeye büyükbabam Boğos hakkında ikinci bölüm yazma niyetiyle başlamıştım. Ancak yarı yolda, ana kadar yazdıklarımın beni onun hikayesinden uzaklaştırıp “okuma” konusuna yönelttiğini hissettim. yüzden büyükbabamı başka zaman anlatmayı tercih ediyorum.

İtiraf etmeliyim ki, 15 yaşlarında Kanada’ya varana kadar, kitapların genel olarak okumanın, büyürken hayatımda büyük yeri yoktu. Elbette okul hayatım boyunca kitaplar vardı yoğun şekilde okudum çünkü öğrenci olarak buna mecburdum. okumam istenen tüm kurguları şiirleri çok sevdim. Ama keşke kitaplara, özellikle klasiklere olan merakım, sevdiğim birçok yazar gibi bende çok erken yaşlarda başlamış olsaydı. Neden ? Çünkü kitaplar hayal gücünüzü besler size sürekli olarak hayatın insan ruhunun ne kadar kutsal olduğunu hatırlatır. Bunu ne kadar erken keşfederseniz, insan bütünlüğünün önemini kadar hızlı takdir etmeye başlarsınız.

Ama ben daha çok görsel çocuktum. Okul dışındaki boş zamanlarımı, ciddi kurgu şiirlerden ziyade filmler, resimli kitaplar veya dergiler dolduruyordu. Tüm bunlarla ilgili kısa hikaye anlatmak istiyorum.

Annem okumayı çok severdi Kanada'ya taşınmamızdan önce Beyrut'ta geçirdiği son birkaç yılda çok yoğun okurdu. Yalnızdık. Kardeşlerim Kanada'ya gitmişlerdi babam çalışmak için Kamışlı’ya dönmüştü; çünkü Beyrut'taki işi iflas etmişti. Annem kardeşlerimi özlüyordu. fotoğrafta gördüğünüz annemin gözlerindeki uzak bakış, bahsettiğim yalnızlıktır, özlemle. özlem, Kanada'daki oğullarıyla yeniden araya geldikten sonra bile hayatı boyunca onunla kaldı. Üzgündü. Kitap okumak onun için tür teselli olmuştu. Artık aile küçüldüğü ev işleri azaldığı için daha fazla zamanı oluyordu. Kitaplarını mahallemizdeki Azadamard Ermeni Kulübü'nün kütüphanesinden alırdım. Hepsi ciltli romanlardı, çoğunlukla Ermeni yazarlara aitti ama ara ara Ermeniceye çevrilmiş Fransızca veya Rusça romanlar oluyordu.

Tolstoy, Hugo Dostoyevski gibi isimleri ilk kez onun okuma tutkusu sayesinde duydum. En çok Raffi'yi severdi, özellikle “Tavit Beg”ini “Khentı”sını.

yandan kendim için kitaplar alırdım. Bunlar çoğunlukla yabancı romanların kısaltılmış Ermenice çevirileriydi. Benim yaşımda biri için ilginç keşiflerdi. Kral Lear, Denizin Dibine Yolculuk, Gulliver'in Seyahatleri, Huckleberry Finn'in Maceraları vs…

Kütüphaneyle ilgilenen genç kız beni çok severdi. Annem için sık sık aldığım ciltler nedeniyle onun en iyi “müşterisi” ben olmalıydım. Kütüphaneyi her ziyaret ettiğimde eve götürmem için bana birçok kitap önerirdi. 11-12 yaşlarındayken bana gösterdiği ilgiden dolayı sanırım ona vurulmuştum. Çok güzel genç kadındı.

gün kütüphaneden çıkacağım sırada şefkatli gülümsemeyle masanın yanına geldi başımı okşayarak; “Çok etkileyici çocuksun. Kitaplara olan tutkuna hayranım. kadar çok kitabı kadar hızlı bitiren başka çocuk tanımıyorum’’. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Önce onun sıcak okşaması yüzünden sonra benimle ilgili edindiği yanlış fikir yüzünden kıpkırmızı olmuştum. Kitapların annem için olduğunu ona hiç söylememiştim. Hissettiğim suçlulukla afallamıştım.

Uzun sessizlikten sonra baklayı çıkardım; “kitapların çoğu annem. Kendisi yalnız kitap okumak ona iyi geliyor!’’ Utancımın içinde kaybolmuşken birdenbire eliyle çenemi kaldırdı nazikçe şöyle dedi: “Yine takdire şayan çocuksun, çünkü annene değer veriyorsun!’’

İşte ben buna nezaket derim.

İngilizceden Türkçeye çeviri Nora Dink