Tiyatromuzun -belki - en üretken çağında bayrağı taşıyan yeni alan var: Kadın oyunları trendi. Kadınlığın kırk odasına tutulan kırk ayrı ayna… Çocuklukta keşfedilen kadınlık, patriyarkanın koca ayakları altında ezilirken nefes almaya çalışan kadınlık, cam tavanları aşmaya çalışan kadınlık, aşkı sadakati kendi ruhunda anlamlandırmaya çalışan kadınlık aklımıza henüz gelmeyen nicesi.
Kadın oyunlarından, kadınların sanat üretimlerinde bayrağı eline almasından kırk odalı dehlizin tek tek açığa çıkmasından epey memnunum. Tiyatro sahnesinde kapısı aralanan her odaya hevesle bakıyorum. Geçtiğimiz hafta “Anadolu’nun kadın hafızasından beslenen karanlık, komik politik performans” cümlesiyle seyirciye takdim edilen Hortlak Kızın Hikâyesi hevesle baktığım kapıların sonuncusuydu. kapının ardında olan bitene ya olamayana şimdi birlikte bakacağız.
Derem Çıray‘ın yazdığı, Işık Kaya‘nın yönettiği Iraz Akçam‘ın oynadığı Horlak Kızın Hikâyesi, Aesthetics of Hope and Other Nonsense Collective işbirliği 25 Haziran’ DasDas Açık Sahne‘ prömiyerini yaptı. Türkiye-Londra ortak yapımı olarak sahneye adım atan oyun, 60 dakika boyunca seyirciye 17 yaşındaki Cazu karakterini tirerek hem gotik anlatının izini sürmeye hem kadınlık deneyimlerinin farklı açılarına dikkat kesilmeye davet ediyor.
gönderiyi ' görHortlak Kızın Hikâyesi, bugünkü tiyatro üretimlerinde kişisel olarak rahatsız olduğum aslında oldukça sıradan hikayelerimizin dramatik anlatıları sarmalından farklı hikâye anlatacağını vadettiği için dikkatimi çekti. Aroa Fuentes‘in Anadolu masallarından esinlenen afiş tasarımı, oyunun tanıtım metninde “Kuşaklar boyunca susturulan kadınlar hortlağın bedeninde geri dönüyor” cümleleriyle altı çizilen gotik hikâye beni heyecanlandırdı 25 Haziran’ DasDas Açık Sahne’deki koltuğuma oturup hevesle oyunu beklemeye başladım. Tek kişilik oyunların yakasına yapışan ‘metin’ sorunu
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Hortlak Kızın Hikâyesi, maalesef vadettiği anlatıyı kuramayan metinle oldukça doyurucu oyunculuk performansı arasına sıkışmış, potansiyelini gerçekleştirememiş Ne demek istediğimi adım adım açacağım. Arthur Rimbaud’dan Will Eno’ya: Dünyadayız Başkasıyız
Potansiyelini gerçekleştirememiş ifadesini oyun için özellikle kullanıyorum çünkü oyun, kendine seçtiği tema, Cazu karakterine hayat veren Iraz Akçam’ın gerçekten etkileyici oyunculuk performansı hikâyeye eşlik eden başarılı ses-ışık tasarımıyla oldukça büyük potansiyele sahip. Oyunu, “etkileyici oyun” olmaktan alıkoyan şey, bana kalırsa, temayı oyunculuğu besleyemeyen metni.
Tek kişilik oyunların sayısının artması türü kendi içinde bazı zorluklarla sınamaya başladı. sınamaların en etkilisi malesef iyi metin çıkmazı. Sahnede tek oyuncuyla, dekorsuz ya minimum dekorla, çok etkili ışık ses tasarımı olsa bile iyi metin, iyi hikâye ya iyi dil kurulamadığı sürece seyirciyi etkilemek artık 10 sene öncesinden çok daha. Seyirci için tek kişilik oyunlar artık arada şans verdiği farklı deneyim değil, tiyatro sahnesinin rutini.
Ensemble tiyatro oyunlarında metin çıkmazı çoğu zaman oyunun destek ayaklarıyla silikleşebilir. Ancak tek kişilik oyunlarda güçlü anlatıya ister istemez daha fazla anlam yüklüyoruz. Hortlak Kızın Hikâyesi, tek kişilik oyunlarda alışık olduğumuz temalardan farklı tema veriyor. Anadolu’dan bugüne kuşaklar boyu “cadı”, “deli”, “cinli”, “albastı” diye etiketlenen, kalıbına sığamayan, patriyarkaya boyun eğmeyen kadınların hikâyesini; 17 yaşında hayatını kaybeden genç kızın hortlak olarak dünyaya geri dönen bedeni üzerinden irdeleyeceğini söylüyor. Iraz Akçam, Hortlak Kızın Hikâyesi.
Sahnenin ortasında, üzerine artılan toprağın altından büyük çabayla yeryüzüne geri dönen 17 yaşındaki Cazu’nun inlemeleriyle başlıyor. Genç şair Cazu hayatını kaybetmiş ama neden nasıl öldüğünü soran sorgu meleklerine cevap veremediği, nasıl öldüğünü hatırlamadığı için ahiretten kovulmuş. Öte dünyaya geçebilmesi için dünyaya dönüp, nasıl öldüğünü hatırlaması gerekiyor. Yoksa ruhu huzura kavuşmayacak…
Oyun başladıktan sonra hikâyenin vadettiği irdeleme seyircide türlü oturmuyor. Cazu karakterinin yanına gömüldüğü çok önceden ölmüş annesi, onu terk eden sonra yasını tutup geri dönen ama sırada karakter üzerinde travmatik yara açan babası. Ancak ne annenin ölümü karakterin nasıl etkilendiği ne dünyanın neresinde olursa olsun çok sık karşılaşacağımız travmatik baba konusunun karaktere oyuna yardım edecek çatışması metinde belli belirsiz söylenmiş birkaç cümle dışında.
Metin, karakterin tırnak içinde asiliğini ya farklılığını hem kendi içine gömülmüş şair ruhlu romantik çocuk olmasına hem annesinin, anneannesinin ailesindeki bazı kadınların yaşadıkları dönemde “cadı”, “deli”, “cinli”, “albastı” diye etiketlenmesin belirterek anlatmaya çalışıyor. Fact Tiyatro Sendrom oyunu Avignon Tiyatro Festivali sahnesine çıkıyor
Cazu’nun karakter olarak belirgin derinlikli iskeleti. Daha çok, 17 yaşında yetişkinliğe geçişin en zorlu yıllarında dünyayla ilişki kurmakta zorlanan haşarı çocuğun toplumla kendi duygularıyla yüzleşirken yaşadığı zorluklar. Metin, hortlak kıza ona özel, özgün yaşam öyküsü sunmakta zorlansa karakterin temsil ettiği yaş grubunun duygularına yaşamdaki yerine dair başarılı okuma yapabiliyor.
Hikâyeye kullanışlı oyun alanı sunmayan metnin aksine oyunda alanı yaratmayı başaran şeyler Bunların ilki elbette oyunu sırtında taşıya oyunculuk. Iraz Akçam‘ın kendi bedenini sanki dışarıdan yönetilen kukla gibi eğip bükerek sergilediği performans oyundaki en güçlü taraf desem abartmış olmam. hortlak olarak aramızda dolaşan Cazu’nun bedeniyle ilişkisini büyük ölçüde yitiren akışkan ruh olduğuna ikna olmamak imkansız.
Cazu, çoktan terk etmesi gereken bedende insan gibi olağan değil, kendisine ait olmayan yükü her an fırlatıp atacakmış gibi taşımaya çalışan hamal gibi hareket ediyor. Seyirciye dikkatlice bakıp “ beden artık ölü, yaşadığı her şeyin ağırlığıyla aşağı çekiliyor. an önce onu gitmesi gereken yere, toprağın altına gönderip bana ait olan şeyi, ruhumu ferahlatmam lazım” diye fısıldıyor.
Karakterin ölü bedenine kefenden bozma beyaz kostüm değil ruhunun huzursuzluğunu gösteren, dünyada olmanın formunu kaybeden ama ahirete intikal edemediği için tamamen rahatlayamayan kostüm tasarımı tercih edilmesi hoşuma gitti. Cazu’nun ölü ama yersiz yurtsuz bedenine eşlik eden Melis İçtener imzalı kostümü başarılı buldum.
Zaman zaman sürüklenen zaman zaman rüzgara kapışmışçasına savrulan bedende hikâye yazmaya çalışan oyuncuya eşlik eden güçlü şey ise oyunun ışık tasarımı. Mustafa Karakoyun‘un ışık tasarımı hem Cazu’nun dünyaya geri gönderildikten sonra kendi ölüm nedenini araştırırken dalıp gittiği anılara geçişleri hem kendi kafasının içindeki sorgulamalara geri dönüşü işaretliyor. Üstelik ışık tasarımının oyundaki tek işlevi hikaye içindeki geçişlere aracılık etmesi değil.
Iraz Akçam’ın hareket tasarımıyla müthiş uyum içinde çalışan ışık tasarımı mekanı daha hareketli zemine çeviriyor. Sahneyi dik açılarla bölen renkli spot ışıkları oyun mekanının derinliğini yüksekliğini büyütürken renkli spotların bittiği yerde sahneyi dolduran büyük gölgeler hem kurulmak istenen gotik anlatıya yardım ediyor hem seyircinin dikkatini Cazu’nun zihninden film şeridi gibi geçen bulanık anılara odaklaması gerektiğini hatırlatıyor.
Oyunun tanıtımından tasarımına kadar her yerde altını çizmeye çalıştığı gotik anlatının sahnedeki en başarılı yansıması birbiriyle uyumlu ışık hareket tasarımı. Ancak bunlara eşlik eden şey daha. Can Aydınoğlu Anıl Ulaş Özcan‘ın ses/müzik tasarımı. Cazu’nun anılarına dalıp çıkarken karşılaştığımız insanların Cazu ağzından seslendirilmesi değil dış seslerle oyuna dahil edilmesi, oyuncunun yükünü tığı gibi hikâyeyi daha dinamik yere getiriyor.
2025’te Tiyatro sahnelerinden aklımda kalanlarGülfem Özdoğan‘ın boş sahnenin ortasına üç boyutlu olarak tasarladığı kenarı eğimli kenarı yeri 90 derece kesen içi boş kutuyu andıran dekor başladığı andan itibaren oyuna değil oyuncuya hizmet ediyor. Dekorun, oyundaki anlatıya tematik olarak katkısı yok ancak oyuncuya, sahnede bedeni üzerinden kurduğu hareket tasarımını destekleyecek oyun alanı veriyor.
Oyun ilerledikçe; zaman zaman arkadaşlık ilişkileri aşk hikâyelerinin arasında sürüklenen, macera dolu gençlik dizisi ritmine kapılan metnin başarısız taraflarına rağmen, yönetmenin ışık, ses hareketle sürdürmeye çalıştığı gotik anlatı vaat edilen etkiyi yaratmakta yetersiz kalıyor. Gerçekten iyi yazılmış metinle oldukça başarılı farklı oyun olabileceğini düşünsem sahneyi, ışığı hareketi sanki vücudunun uzvu gibi büyük doğallık esneklikle kullanan oyuncuyla tanışmak tatmin ediciydi. Hortlak Kızın Hikâyesi Künye
Yapım: Aesthetics of Hope and Other Nonsense Collective
Yazan: Derem Çıray
Yöneten: Işık Kaya
Oynayan: Iraz Akçam
Dekor Tasarım: Gülfem Özdoğan
Kostüm Tasarım: Melis İçtener
Işık Tasarım: Mustafa Karakoyun
Orijinal Müzik & Ses Tasarım: Can Aydınoğlu
Ses Tasarım: Anıl Ulaş Özcan
Hareket Tasarım: Iraz Akçam
Yardımcı Yönetmen: Nil Üzer
Uygulayıcı Yapımcı: Öykü Kalkan
Yürütücü Yapımcı: Dilek Tora
Prodüksiyon Amiri: Erdi Güçlü
Yapım Koordinatörü: Nil Üzer
Prodüksiyon Asistanı: Aslı Kaplan
Fotoğraf & Video: Derin Küpeli