Tüketimin pazarlamanın zirveye ulaştığı nokta teknolojik araç gereçler. “Hep daha iyisi” “daha fazlası” şiarıyla satın aldığımız, yenilediğimiz biriktirdiğimiz cihazların varlığından öte, onları edinme arzusunun durdurulamaması körüklenmesi, üreticilerin bunların tüketimini âdeta dine dönüştürmesini kolaylaştırdı. Guillaume Pitron, “aciliyet çağı” dediği zamanımızda “akıllı” cihazları hızla piyasaya sürenlerin onları edinenlerin büyük kirliliğin parçası olduğunu hatırlatmıştı Dijital Cehennem’  

Pitron; “yeşil”, “sürdürülebilir” “akıllı tasarımlar” gibi albenili tanımların pazarlama tekniklerinin ardında, “tüketimi çevreci hâle getirme” anlayışının yattığını söylerken her ileri teknolojinin bununla üretilen her cihazın, yaşamı daha fazla maddileştirdiğini, böylece hem üretim hem tüketim için daha çok altyapıya hammaddeye ihtiyaç duyulacağı uyarısında bulunmuştu. 

Pitron, Dijital Cehennem’ bıraktığı noktadan Nadir Metaller Savaşı’nda devam ediyor; “yenilenebilir” denen kaynaklardan enerji sağlayarak teknolojik ürünlerin imalatında kullanılan, kayalarda yaygın metallerin içinde yer alan nadir metallere olan ihtiyacın yanı sıra bunların çıkarılarak işlenmesi sırasında tabiata verilen zararı anlatıyor. Dahası, nadir metaller üzerinden yürütülen ekonomik politik mücadelenin “sürdürülebilir” yeşil” teknoloji paketiyle sunulduğunu, ambalajın altında ise son derece sert üretim tüketim yarışı bulunduğunu anımsatıyor. 

‘Dijitalleşmenin karanlık yüzü’ 

Bugün sürekli satın aldığımız, yeni modeli çıksın diye iştahla beklediğimiz akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler, elektrikli arabaların yanı sıra uydular, rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, jet uçakları pek çok cihazın üretimi için nadir metallere ihtiyaç duyuyoruz. Fakat nadir metallerin elde edilme süreci, hem insan sağlığı hem doğa için hayli sakıncalı. Pitron, çalışmasında hem metallerin toprak altından çıkarılmasının hem tedariğinin jeopolitik, ekonomik, ekolojik toplumsal etkilerini gözler önüne sererken bağlamda zamanımızdaki gerilimlerin izini sürüyor. 

Pitron, “enerji geçmişinin dijitalleşmenin karanlık yüzü” dediği nadir metaller tedariği, onlarla üretilen teknolojik cihazların pazarlanmasının tüketim sürecinin, jeopolitik ekolojik tehlikelerine dikkat çekiyor. Meselenin daha iyi daha fazla akıllı telefon, elektrikli hibrit otomobil üretip satmanın ötesinde, güç mücadelesi olduğunu hatırlatıyor. 

Sayısı otuzu bulan nadir metallerin dağılımını gösteren haritalara bakıldığında, bunların büyük çoğunluğunun Çin’in elinde olduğu görülüyor. Böylece ABD Çin arasında gitgide şiddetlenen ticaret teknoloji geriliminin önemli ayağını kavramak kolaylaşıyor. Pitron, çalışmasının hatırı sayılır kısmını gerilime ayırmış. 

Nadir metallerin yerlerini belirleme işleme sürecinin “yeşil enerji” söylemiyle hiç uyuşmadığını, metallerle yapılacak üretimin asla ekolojik olmadığını ortaya koyan Pitron, teknoloji şirketlerinin müritleri olan müşterilerin tüketiminin kirliliği tehdidi artırdığı uyarısında bulunuyor. elbette işin ekonomik tabiatla ilgili olan kısmı. Konunun stratejik jeopolitik yönü bulunuyor; teknolojik “gelişme” buluşlar diplomatik güç ilişkileri arasındaki sıkı bağlar, tam olarak buna denk geliyor. Pitron’un notu anlamda önemli:

Nadir metaller, uluslararası ilişkilerin nasıl yürütüleceğini bile belirliyor. metaller sayesinde diplomatlar kendi jeopolitik geçişlerini yaşıyor. Jeopolitikçiler, karbon gazı salmayan yeni enerjilerin payının artmasıyla birlikte fosil üreticisi devletler fosil tüketicisi devletler arasındaki ilişkilerin altüst olacağını anlatıyor.

Benzemezler arasındaki suç ortaklığı 

Dijitalleşmeyle beraber yeni “refah” toplumu söyleminin öncüsü hâline gelen teknoloji şirketlerinin üretim için ihtiyaç duyduğu nadir metallerin çıkarılması tedariği, Pitron’un ifadesiyle taze ölçüsüzlüklere kapı aralıyor. “Akıllı” teknolojik ürünlerin her geçen gün daha çok kullanılması, daha büyük miktarda nadir metal gerektiriyor. gereksinim, karaborsa yaratılmasından vahşi madenciliğe dek uzanan karanlık tehlikeli faaliyetleri hızlandırıyor. Yazarın “daha yeşil dünya kirli metallere bağlı” demesi, hem süreçle hem ayrıştırma işlemi sırasında suya, toprağa havaya verilen zararlarla ilgili. Çin’in, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin, Bolivya’nın, Şili’nin, Arjantin’in az ya çok metallere sahip ülkelerin madencilik faaliyetleri sırasında yarattığı büyük kirliliğe dikkat çekiyor Pitron. 

Yenilenebilir enerjide rekor büyüme: Dünya için hâlâ umut var ?

Metallerin çıkarılması sürecindeki kirlilik, teknolojik cihaz üretimi sırasında katlanıyor sonrasında ihtiyaç duyulacaklar listesi, Pitron’a göre kirliliğin boyutunu tahmin edilemez kılıyor:

Dijital teknolojilere yeni enerjilere geçiş, Silikon Vadisi devlerinin şimdiden vaat ettiği gibi gazegenin bütününü internete bağlayacak uydu takımyıldızlarının devreye sokulmasını, bunları uzaya taşıyacak roketleri, doğru yörüngeyi saptayıp doğru frekanslara iletim yapacak uyarlanmış dijital araçlarla iletişimi şifreleyecek bilgisayar donanmasını veri tufanını analiz edecek süper bilgisayar lejyonlarını, bilgiyi gerçek zamanlı iletebilmek için gezegenimizin denizaltı kablolarıyla sarılmasını, yeraltı yerüstü elektrik şebekeleri labirentini, milyonlarca bilişim terminalini, sayısız veri depolama merkezini, bataryalarının durmadan doldurulacağı milyarlarca tableti, akıllı telefonu çeşitli bağlantılı nesneyi gerektirecektir. Maddisizleşme çağına doğru büyük fiziksel etki yarattığından, büyük aldatmacadan ibaret öyleyse.

Pitron, Batı’nın nadir metallerin işlenip cihazlar üretimini, zenginleşmek uğruna çevreyi feda etmeye hazır ülkelere taşıdığını hatırlatıyor. Üretim, kâr teknolojik güç mücadelesinin yansıması olan hamle, yazarın deyişiyle gerilimler yaşayan ülkeler arasındaki suç ortaklığından başka şey değil. Bahsi geçen ortaklık, Batı’nın kirliliği kendi topraklarından uzak tutmasını sağladığı gibi nadir metalleri elde etme mücadelesini başka alanlarda sabitleme manası taşıyor. 

‘Teknolojik sıçrama’ ya yeni bağımlılık   

Pitron; ABD, Avrupa, Afrika, Latin Amerika Çin arasında kıyasıya devam eden mücadelede, ABD-Çin geriliminin öne çıktığını, nadir metallerin âdeta yeni silahlar hâline geldiğini söylüyor. Teknolojik üretimden metallerin çıkarılıp işlenmesine tedariğe dek genişleyen ABD-Çin mücadelesinin dünyayı yeni kutuplaşmalara; ittifaklara ayrışmalara götüren politik stratejik kamplaşmaya sürüklediğini, yaşanan her çatışmanın savaşa dönüşen (ya dönüşebilecek) her zıtlaşmanın şekilde nadir metallere dokunduğunu ekliyor yazar. Başka deyişle nadir metallere sahip olan bunları çıkarıp işleyen ülkelerde, maden milliyetçiliği gelişirken nadir metaller, yandan nüfuz sağlamayı kolaylaştırıyor yandan yeni siyasi, ekonomik, ekolojik toplumsal krizler çıkarıyor. Dahası, Çin önderliğinde olduğu gibi yeni tekelleşme sorunları yaratıyor, ABD önderliğindeki gibi yeni ekonomik politik işgal harekâtlarına vekâlet savaşlarına yol açıyor. başka gerçek ise Pitron’un vurguladığı gibi gelişme aşamasındaki ülkelerin, nadir toprak elementlerini zenginlik getireceği varsayılan birer imkân olarak görmesi. gerçekler, hem âdil bölüşümde problemler doğuruyor hem ekoloijk krizleri derinleştiren sorun olarak karşımıza çıkıyor. 

‘Emisyon hedefini çoktan kaçırdık, rotamız değişmezse sonumuz yıkım’

Karşılaştığımız gerçek ise nadir metal ihtiyacımız gezegenin eylemlerimize ayak uyduracağını düşünmemiz arasında sürekli açılan makas; başka ifadeyle daha “yeşil” yaşam hayali tabiatın buna verdiği yanıta dair hakikat:

Nadir metallere olan ihtiyacımız çeşitlenirken yandan kat kat artıyor: Yeşil enerjiler üretiliyor, elektrik aktarılıyor depolanıyor, mikro-işlemciler kullanılıyor, uzay savunma sanayileri kuruluyor, kripto paralar dolaşıma giriyor, üretici yapay zekâ kullanılıyor. Nadir metallerin mucizevi yeni özelliğinin, görülmedik uygulamasının bulunmadığı tek gün bile geçmiyor. Teknolojik amaçlarımızın, daha yeşil dünya isteğimizin hayallerimizden başka sınırı yokmuş gibi gezegenin bize ayak uyduracağını düşünüyoruz!

‘Biyoçeşitliliği koruma işi evden başlıyor’

Kusursuzluk, güç hız arayışı, yeni teknolojik atılımların yakıtı hâline gelirken teknolojiyi geliştirmek cihazlar üretmek için elzem olan nadir metal ihtiyacını günden güne artırıyor. ihtiyacı karşılamak, “yeşil” tekno-tüketimin sürdürülebilirliği için hayatî öneme sahip. Hâl böyle olunca daha fazla nadir metal için daha çok kimyasal süreç başlatılacak, denizler çöller daha çok kirletilecek, daha çok ağaç kesilecek. “Teknolojik sıçrama” uğruna ekolojik kriz derinleştirilecek adını yeni duyduğumuz pek çok element misali yepyeni hastalıklarla karşılaşacağız. Sonuçta “teknolojik sıçrama” için giriştiğimiz eylemlerin “devrim” olup olmadığını zamanla göreceğiz ama Pitron, şimdi yaptıklarımızı tarif edip yarın nelerle yüzleşebileceğimize dair öngörüde bulunuyor:

Fosil yakıtlardan kendimizi kurtarmak isteyip eski düzenden yeni dünyaya geçerken aslında yeni, üstelik daha güçlü bağımlılık yaratıyoruz. Robotik, yapay zekâ, dijital hastane, siber güvenlik, tıbbî biyoteknolojiler, bağlantılı nesneler, nanoelektronik, sürücüsüz taşıtlar… Geleceğin ekonomisinin en stratejik alanları, hesaplama becerilerimizi yüz kat artıracak enerji tüketme tarzlarımızı modernleştirecek tüm teknolojiler, gündelik hareketlerimizin en küçüğü, hatta en önemli kolektif tercihlerimiz bile nadir metallere bağımlı hâle gelecek. kaynaklar, yirmi birinci yüzyılın hissedilir, elle tutulur temel kaidesi olacak. Oysa iptila iptila, hiçbir kâhinin öngörmediği geleceğin ana hatlarını çizmeye koyuldu. Doyuramadığımız petrol kömür açlığımızın yol açtığı kıtlık, çatışma krizlerden kurtulabileceğimizi sanıyorduk ama bunların yerine eşi benzeri görülmedik kıtlık, çatışma krizlerden oluşan yeni dünya koyuyoruz. Çaydan kara altın yani petrole, küçük hindistancevizinden laleye, güherçileden kömüre kadar hammaddeler hep büyük keşiflere, savaşlara imparatorluklara yön verdi. Tarihin akışını sık sık değiştirdiler. Dünyayı değiştirme sırası artık nadir metallerde. Çevreyi kirletmekle yetinmeyip ekonomik dengeleri gezegenimizin güvenliğini tehlikeye atıyorlar.

Nadir Metaller Savaşı, Guillaume Pitron, Çeviren: Alp Tümertekin, İş Bankası Kültür Yayınları, 266.