“Ne dinlesek?” diye soranlara, eylül ayından yerli – yabancı karışık 55 albüm. Sıralama kronolojik.
Chat PileFotoğraf: Ryan Lawson
4 EYLÜL: Chat Pile – Who Loves The Sun(The Flenser)
Yeni nesil sludge metal sahnesinin en ilgi çekici gruplarından biri olan Oklahomalı çıkışlı Chat Pile, Who Loves the Sun adlı yeni albümü ABD’nin çürümesine dair yıllardır kurduğu anlatıda artık kabullenme fazına geçiyor. “Dünyanın sonu gelmiş ama mesai devam ediyor, ne yapalım” der. Bununla birlikte önceki albümlere kıyasla daha davetkâr bestecilik yaklaşımı kendini belli ediyor; sanki şarkıların daha fazla hava almasına izin vermişler “Same Rules”, “October All the Time” “Intruder” gibi Chat Pile habitatı için yeni denemeler barındıran duraklar akışın öne çıkanları arasında. C.K.
4 EYLÜL: Gnoomes – Losey(Rocket Recordings)
Rusya’dan ayrılıp Slovenya’ya yerleşen Sasha Piankov Masha Piankova’nın ikili olarak kaydettiği ilk Gnoomes albümü Losey; biraz yer değiştirme, biraz izolasyon, bolca dünyayla başa çıkma manifestosu. Neredeyse tamamı evde kaydedilen albüm, shoegaze psikedelik unsurlarla temelini kurarken motorik ritimler, acid EBM küçük peri tozları gibi kayda ruh katıyor. Albümle aynı adı taşıyan “Losey”, “Satan’s Ball” “Foreign Agent” kayda değer cevherler. Losey çok huzursuz ama ürkek değil; inadına capcanlı. D.U.
4 EYLÜL: Hav Hav! – Lunapark(Bağımsız)
Hav Hav!’ın üçüncü albümü Lunapark, eğlencenin baş döndürücü hâlinin savrulmaya dönüştüğü ânın kaydı. “Dönme Dolaplar” arasında başlayıp “Duvarlar” kapanan albüm, grubun lo-fi garage punk dünyasını Western melodileri, beklenmedik trompetler her zamanki salaş enerjisiyle genişletiyor. Mert Tugen, Emir Aktunç, Ozan Uzunsoy Caner Akcan’dan oluşan Hav Hav!, Lunapark’ta kafanın karışık, dünyanın fazla hızlı olduğu günlere eşlikçi. “Dönme Dolaplar” için Ege Uysal yönetmenliğinde çekilen video buradan izlenebilir. T.Ö.
4 EYLÜL: Arab Strap – Half-Told Tales(Rock Action Records)
İskoçya’dan çıkmış en dikkat çekici ekiplerden Arab Strap’in ikinci baharını seviyoruz. 2021’ 16 yıl aradan sonra albüm yayımlamaya yeniden başlayan Aidan Moffat – Malcolm Middleton ikilisi son beş yıldaki üçüncü albümleriyle karşımızda. Akranı grupların son yıllardaki işlerini düşününce kâğıt üzerinde tarzlarının 2026’ çok işlemeyeceğini bekleyebilirsiniz ama Arab Strap harika iş çıkarıyor. Moffat’ın spoken word-vari yüklü aksanları vokalleri şarkılara derinliğini verirken, hemşerileri The Beta Band gibi türler arası gezintileri hiç sırıtmadan kotarabiliyorlar. Alçakgönüllü ama kendine güvenen atmosferi var albümün, dinleyiciye geçiyor. Yılın güzel sürprizlerinden. Grubun 27 Kasım’ İstanbul’ konser vereceği konseri hazırlık yapmak için birebir. U.Ç.
4 EYLÜL: Personal Trainer – Human Assholes(Bella Union)
Personal Trainer’ın üçüncü albümü, grubun kaotik indie rock dünyasının aynı odada canlı kaydedilmesiyle daha sıcak doğal hâl alıyor. Klasik şarkı biçimlerini Willem Smit’in esprili dili yenilikçi eğilimleriyle buluşturan albüm, baştan sona meraklı hafif dağınıklık taşıyor. Akustik gitarların, üflemelilerin grubun canlı enerjisinin birbirine karıştığı Human Assholes; enstrümanların birbirinin içine girdiği sürekli yön değiştirdiği, vokallerin küçük hataların kaydın parçası hâline geldiği hevesli neşeli kayıt. T.Ö.
Mick Harvey & Amanda AcevedoFotoğraf: Alex Hallag
4 EYLÜL: Mick Harvey & Amanda Acevedo – Psychedelia In White(Mute)
Nick Cave & The Bad Seeds’in önemli unsurlarından olan Mick Harvey 2009’ gruptan ayrıldığından beri düzenli olarak albümler kaydetmeye devam ediyor. 2023’te müzikal birlikteliğe başladığı Meksikalı sanatçı Amanda Acevedo üçüncü albümlerine ulaştılar. Harvey’nin The Bad Seeds’in müziğindeki etkisini düşününce albümden tatları almak gayet kolay. Ayrıca çalışma, Harvey’nin en iyi vokal performanslarından birine sahip. Acevedo olan ahenkleri ise yer yer soru işareti yaratabilir. Ancak Harvey külliyatına aşina olanların benzer kalitede işle karşılaşacaklarını söyleyebiliriz. U.Ç.
4 EYLÜL: Mykki Blanco – CAFE PARADISO(Transgressive Records)
Dört yıl önce yayımlanan Stay Close to Music ardından gelen Postcards from Italia EP sonrasında Mykki Blanco, müzikal açıdan beklenmedik ölçüde sakin, ritmik yapısı bakımındansa çok daha groove odaklı albümle karşımızda. Alaycı söz yazarlığı kuir bakış açısının ciddiyeti arasında kurduğu denge, albümü hem ihtişamlı hem romantik geçit törenine dönüştürüyor. Californialı rapçi, şair aktivistin lo-fi groove’lar, rock’n’roll trap’li 90’lar hip hop’u arasında gezindiği dördüncü albümünde tanıdık flow’una hisli vokaller katarak kendini alternatifin kollarına bırakmış Kimi zaman marş-vari, kimi zaman 2000’ler ortasından synth’li indie rock parçalarıyla ilerliyor bol konuklu Cafe Paradiso’ FaltyDL lakaplı Drew Lustman’la birlikte hazırladığı albüm, Blanco’nun 10 yılı aşkın kariyerini şekillendiren alter egosuyla arasındaki mesafeyi tamamen kapattığı ikisi arasında hiçbir zaman kesin ayrım bulunmadığını kabul eden Blanco, albüm boyunca artık üzerine iyice yerleşmiş olgun özgüvenle hareket ediyor. Z.N.G.
4 EYLÜL: Loraine James – It’s Nothing Personal.(Bağımsız)
Loraine James, elektronik damarlarımızı beslemeye devam ediyor. Mayıs ayında yayımlanan Detached From the Rest of You’nun üzerinden henüz birkaç ay geçmişken, dokuz parçalık yeni albümü It’s Nothing Personal. durup dururken, tantanasız şekilde Bandcamp’e düştü. It’s Nothing Personal., müzisyenin keskin bıçağı andıran elektronik stilinin uçlarında dolanıyor. Glitch’in parçalı yapısı IDM, grime, breakcore drum & bass iç içe geçerken ritimler kimi anlarda sendeleyip bazen düpedüz üstünüze koşuyor. Buna rağmen ruhsuz, donuk kompozisyon sunmuyor; derin baslar, ansızın kesilip biçilen vokaller sürekli yön değiştiren perküsyonlar kaydın içinde garip canlılık yaratıyor. Özellikle “U Get Me” albümün diken diken enerjisini tek başına güzelce özetliyor. It’s Nothing Personal. biraz adına yakışır biçimde mesafeli duruyor ama dinleyeni rahat bırakmaya pek niyeti. D.U.
4 EYLÜL: Jay Mitta – Kazi Kwanza(Nyege Nyege Tapes)
Darüsselam’ şekillenen singeli müziğinin kilit prodüktörlerinden Jay Mitta, 170 BPM’in “işleri biraz ağırdan almak” sayıldığı yaklaşıma sahip. Yani baştan söyleyelim, albüm bittiğinde nefes nefese kalmanız olası. Yedi yıl aradan sonra gelen ikinci albümü Kazi Kwanza’ kez herhangi vokalistle çalışmamış tüm oyun alanını kendine ayırmış Jay Mitta. Drill, grime, trance gibi referansları yakalayabileceğiniz 13 şarkılık akış boyunca muazzam kalabalık son sürat trafik var ama herhangi kazaya tanık olmuyoruz. Sonlara doğru “Mwanzo” kısa süreliğine melankoliye yanaşıp “Koma No” ortalığı yine birbirine katıyor. Kazi Kwanza, Sisso Studios çevresinde vuku bulan müziklere dair kapıyı aralamak için iyi opsiyon. C.K.
4 EYLÜL: Guy Offenbach – Lo Amiti
(Flirt 99)
Büyümeye çalışırken geçmişe yönelik anıların, süre sonra nostalji, hafıza bugün arasında kurulan üçgenin çevresinde gide gele silikleştiği, hatta yaşanıp yaşanmadığından emin olmadığınız zamanlarda kabaran yalnızlık özlem duygularını merkeze alarak, olgunlaşmanın hikâyesini anlatıyor Hayfa doğumlu sanatçı Guy Offenbach. Yeni albümünde gençliğinin geçtiği sokaklarda ana karakter olarak, tozlu ayakkabılarla yürüyor. İbranice “gerçek dışı” anlamına gelen Lo Amiti, ışık almayan odada, teyp makinesinde tümüyle analog olarak kaydedilmiş. Bulutlu yapısı buradan geliyor olsa gerek. Ş.Ö.
Melissa Auf Der Maur4 EYLÜL: Melissa Auf der Maur – Bass Womb Room: My ’90s 4-Track Demos x Field Recordings(Envision Records)
Hole The Smashing Pumpkins’le stüdyoda büyük bütçeli rock albümleri kaydederken Melissa Auf der Maur’un evdeki Tascam’ına bambaşka şarkılar bıraktığını öğreniyoruz. BASS WOMB ROOM, 90’lardan kalma yedi demoyu, turnelerde bas amfisinin üzerine koyduğu handycam’in topladığı seslerden üretilmiş yeni ara parçalarla yan yana getiriyor. En güzel yanı pitch’iyle oynanmış sesler ev kayıtlarının pürüzleri olduğu gibi duyulması; 30 yıl önce yapılmış müziğe bugünün prodüksiyon anlayışıyla makyaj yapmaya kalkışılmamış. C.K.
4 EYLÜL: Button Masher – Super Button Masher(Brainfeeder)
GRAMMY ödüllü aranjör, müzisyen, besteci eğitmen Jake Silverman, albümde 8-bit 16-bit ses dünyalarını sofistike armoniler arasında gezinen yaklaşımıyla araya getiriyor. 90’larda Super Nintendo oynayarak geçirdiği çocukluğunun nostaljisini bugünkü müzisyenliğiyle buluştururken Chiptune estetiğini cazdan elektronik müziğe uzanan kıvrak düzenlemelerle iç içe geçiriyor. Bizi hayatın daha basit olduğu günlere götürmesini umduğu Super Button Masher, türün oyuncu renkli dünyasına sofistike olduğu kadar samimi girdi. Z.N.G.
4 EYLÜL: 1-800-MIKEY – In Yun
(Goner Records / Ragnar Records)
Michael Barker’ın Gee Tee dışındaki solo projesi 1-800-MIKEY’nin yeni albümü, lo-fi garage punk sularında yüzen, baştan sona enerjik melodik kayıt. Bozulmuş gitarlar, akılda kalan bas yürüyüşleri akla takılan nakaratlarıyla albüm, Barker’ın önceki işlerindeki doğrudan enerjiyi korurken şarkı yazımını daha renkli, duygusal belki dolaylı hâle getiriyor. Ne kadar ev kaydı hissi taşısa dinlemesi kolay, her şarkıda farklı keyifli ayrıntı barındıran koleksiyon; gençlik heyecanını biraz umursamazlığı konu edinirken Michael Barker Gee Tee’ye kıyasla daha rahat alanda dolaşıyor. T.Ö.
11 EYLÜL: Haruomi Hosono – Yours Sincerely(Ghostly International / Medium)
79 yaşındaki Haruomi Hosono, Yours Sincerely’ sanki onlarca farklı uca uzanan kariyerinin farklı dönemlerini aynı masaya oturtuyor. “Rojiura (Walking Vibration)”ın ağır ağır esneyen ritminden “Anemo Wheel”in mekanik tekrarlarına uzanan akış, müzisyenin yıllardır ayrıksı estetikler arasında yaptığı gezintileri küçük ölçekli şarkılara sığdırıyor. Ne mutlu ki Hosono hâlâ sesin yanına beklenmedik başka ses koymanın keyfiyle meşgul. Albümün adı başkasının kederine sevincine ortak olmayı birlikte içeren Japonca omoiyari kavramına karşılık. C.K.
11 EYLÜL: Sylvan Esso – Ow ∞(Psychic Hotline)
Amelia Meath Nick Sanborn ikilisinden oluşan Sylvan Esso’nun yeni albümü, biraz yapmamayı seçtikleri üzerinden kendi şeklini alıyor nihayetind kalıba sığmıyor. Mesela koleksiyonda Sanborn birlikte altı farklı davulcunun yanı sıra canlı gitar, piyano gibi çeşitli enstrümanlar karşımıza çıkıyor. Doğaçlamalarla dolu yapısı, içinde bulunduğumuz kaygılar dünyasını, büyük gülüşmelerimizi, unutulmayan aşkları ele alırken; ne kontrol duygusu ne düzen gereklilği duymadan tek nefeste akıp gidiyor. kurtarıcı misyonu yok, sadece acıyla beraber hayatta kalma biçimlerimizle oynuyor. Ş.Ö.
Ibibio Sound Machine11 EYLÜL: Ibibio Sound Machine – Chopping Mountain(Merge Records)
Dans etmek, modern dünyada hareketin tekdüzeleştiği bedenlerimizi canlandırmada zihnimizde kapalı tuttuğumuz düşünce parçalarını açığa çıkararak, içinizden ne geliyorsa şekilde dışavurmada yardımcımız denilebilir. Londra merkezli Ibibio Sound Machine ise yeni albümünde tam dans etme içgüdümüzü öyle güzel şekilde ele geçiriyor ki kendinizi Afrobeat, funk disko-vari sesler içerisinde neşe coşkuyla bulmamanız söz konusu değil. Eno Williams’ın İngilizce Ibibio dilindeki vokalleri ansızın dünyayı daha renkli yer hâline getiren karakterinin payı büyük. Ş.Ö.
11 EYLÜL: The Black Dog – Psychick Youth(Dust Science)
The Black Dog elektronik müzik sevenlerin 90’ların başından beri duyduğu bildiği Kariyerlerinin başlarında özellikle Warp Records’tan çıkardıkları işlerle parlayan ekip çeşitli eleman değişikliklerinden sonra son hâliyle Martin Richard Dust kardeşlerden oluşmakta. sene içindeki üçüncü albümü olan Psychick Youth kez daha karşımıza çıkan grup, aralar oldukça yoğun şekilde üretmeye devam ediyor. İlginç ama hâlâ çok iyi şekilde bunu becerebiliyorlar çünkü bilirsiniz ki kadar eski önemli grupların hayatlarını kadar uzun süre sürdürmelerinin ötesinde bunu yaparken müzikaliteyi devam ettirmeleri oldukça zor durumdur. The Black Dog sadece bunlarla yetinmeyip üstüne bile koymaya devam etti bana sorarsanız. Özellikle ambient sevenleri çok mutlu edecek albüm çeşitli melodik drone tekrarlardan oluşuyor. Zaman zaman hafif ritimler baslar minik minik altta müziği şekillendiren ögeler olarak karşımıza çıksa albüm epey sakin. Looplar uçuşan vokal sample’ları içinde güzelce kaybolup sonbaharın gelişini kucaklayabilirsiniz. K.A.
11 EYLÜL: The Tubs – Hard Life(Merge Records)
Galli ekip The Tubs’ın üçüncü uzunçalarındaki en yoğun his, kendinden nefret etmek. Yetersizlik değersizlik zaten alternatif rock habitatının çok yabancısı olmadığı şeyler. The Tubs gitarların dümeni ele geçirdiği albümde aslında neşeli gibi tınlayan melodilerin arkasına bol bol hislerden sıkıştırmış. Solist Owen Williams’ın vokallerinin yaylı kullanımının albüme kattığı folk damarı beklenmedik nostalji yüklüyor Hard Life’a. E.Ö.
11 EYLÜL: Ezra Collective – Here Because of Hope(Partisan Records)
Londralı beşli geçen yılki Joy To The World EP 2024’ün en gümbür gümbür girdilerinden Dance, No One’s Watching’den sonra ritimde zevkli, aranjmanda ciddi, temalarında ise derinden düşünceli uzunçalarla tekrar huzurlarımızda. Oyuncu Letitia Wright, Afrobeat grime sentezleriyle tanınan rapçi Pa Salieu, sahalara sanki geri dönen Leona Lewis gibi konuklarla olarak koyu, kana bedene hızla karışan groove’lardan, alametifarikaları “canlı kayıt ortamı”ndan elbette yine mahrum bırakmıyorlar. Yalnız sefer doğrudan coşma değil; hafiften olsa daima arka plandaki melankoliden gelen “her şeye rağmen dansa devam” motivasyonu var tüm kayıtta. Albümü dinlerken -otururken bile olsa- sabit durmak yine. Buna rağmen işin ardında çok girift tarih. Coğrafi ruhani bağlamda üç evreye ayırdıkları albümde Siyahların Afrika’dan Karayipler Londra’ya uzanan uzun karmaşık yolculukta acıdan doğan müziğin neden kadar kıvançlı olduğunu sorarken cevaplıyorlar aslında. Nasıl ? İpucu başlıkta. Z.N.G.
11 EYLÜL: Green Lung – Necropolitan
(Nuclear Blast)
Green Lung, Londra’nın altında yatan ne varsa kazıp çıkarmaya devam ediyor. Grubun dördüncü albümü, İngiliz kırsalının pagan ritüellerinden şehre iniyor rotayı kez mezarlıklara, hayalet hikâyelerine, eski tren hatlarına Londra’nın okült geçmişine çeviriyor. Çıkış noktalarından biri şehrin meşhur “Magnificent Seven” mezarlıkları. Hatta “Necropolitan Line” şarkısı dönem cenazeleri Londra merkezinden banliyö mezarlıklarına taşıyan gerçek demiryolundan besleniyor. Müzikal tarafta manzara pek iç açıcı değil; bunu iltifat olarak söylüyoruz. Rockfield Studios’ Tom Dalgety’yle kaydedilen dokuz parçalık albüm, grubun önceki işlerinin daha katmanlı tarafını biraz törpüleyip Black Sabbath damarını, dev riffleri, Hammond Mellotronları öne çıkarıyor. Vokalisti Tom Templar’ın albümü grubun diskografisindeki “kış” olarak tanımlaması şaşırtmıyor doğrusu. Necropolitan, uzun gecelerin ölüm fikrinin etrafında dolaşırken bunu yas tutarak değil; gayet görkemli yer yer şeytani heavy metal eğlencesine dönüştürüyor. D.U.
This is Lorelei11 EYLÜL: This is Lorelei – The Singer in My Band(Matador Records)
Nate Amos’un günlük projesi olarak başlayan This Is Lorelei’dan, türler arasında usulca gezinen ev yapımı hissinden en uzaklaştığı anlarda bile müzisyenin sıcak şarkı yazımından şey kaybetmeyen albüm. The Singer in My Band, lo-fi folk sularında gezinen şarkılarıyla sıralar Amos’a sıkça yakıştırılan “klasik Amerikan şarkı yazarı” hissini taşıyor. Yıllar içinde biriktirdiği 70’e yakın yayının içinden en geniş kitlelere ulaşacak olan olsa Amos hâlâ aynı samimiyet seviyesinde. Amos’un tatlı vokalleri, folk gitar cümleleri küçük ses oyunları albüm boyunca el. Yer yer iç döken, yer yer ince esprili sözleriyle gülümseten şarkılar; içine girdiğiniz anda sizi hapseden tekrarlı melodileriyle tuhaf sıcak dünya kuruyor. T.Ö.
11 EYLÜL: HUG – HUG
(Luaka Bop)
Devendra Banhart’ın uzun süreler beraber çalıştığı eski dostu Noah Georgeson yakın arkadaşları Gyan Riley (Terry Riley’nin oğlu) kurdukları HUG ilk meyvesini verdi. Büyük kısmı enstrümantal akustik temelli çalışma pastoral ambiyansın peşinde koşuyor. şey kanıtlamaya çalışmayan, rahat hava kolaylıkla seziliyo. albümün en pozitif. Ama özellikle klasik gitarların çalımına çok fazla tezahürat etmek zor, ortada albümlük malzeme olduğundan emin değiliz. Yine üçlünün en ünlüsü Banhart’ın kariyerini takip edenlere keyifli gelebilecek açılım. U.Ç.
11 EYLÜL: Bonobo – Distance in Static
(Ninja Tune)
25 yıldan uzun süredir Bonobo adıyla müzik yapan downtempo, house başta olmak üzere elektronik müziğin farklı türlerine özgün bakış açısı getiren Simon Green, projede yolun sonuna gelmiş gibi görünüyor. Kendi açıklamasıyla “genel geçer anlamdaki” son Bonobo albümü elimizdeki. bilgiyle baktığımızda ister istemez retrospektif hissiyat tüm çalışmaya sızmış. Hem kulüp ortamlarına uygun şarkılar hem vokalli, chill out stili işler arada. Belli kaliteyi hissetsek genel anlamda çok fazla yeni fikir sunmayan, dinleyiciye yüksek enerji geçiremeyen Bonobo’ya zamana kadarki sekiz albümünde bize verdiklerine teşekkür edip veda etmenin makul zamanı sanki gerçekten. U.Ç.
18 EYLÜL: beabadoobee – Pylon(Dirty Hit / Interscope Records)
beabadoobee, dördüncü albümü Pylon’ gitarların sesini epey açmış. Turneler sırasında otel odalarında yazılan 14 parçalık albüm; grunge, midwest emo 90’lar alternatif rock’ından besleniyor. Büyümek, eve dönmek, birilerine uzaktan bağlı kalmaya çalışmak 20’li yaşların beklenenden çok daha az açıklayıcı olması gibi konuları kankanızla konuşuyormuşsunuz, dertleşiyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Hayley Williams, Turnstile’dan Brendan Yates, Deftones’dan Chino Moreno Pinegrove’dan Evan Stephens gibi isimler kayıt boyunca belirip kayboluyor. Pylon öfkeli, biraz dağınık. Ama tam yüzden sevdiğimiz tanıdık. D.U.
18 EYLÜL: Brek – Alev Apartmanı
(KARE Müzikevi)
albümde türlü türlü his 14 parça boyunca akıveriyor, birbirine tutunmak istiyor, ara sıra çarpıyor. Akış “mazo” hiç beklemediğiniz anda ayağınıza çelme takıyor birkaç defa yerde yuvarlandırdıktan sonra tekrar elinizden tutup düzlüğe çıkarıyor. Hâliyle üstünüz, başınız, zihniniz birbirine bulaşmış durumdayken katmanlaşmış davulları, yumuşacık vokallerinin eşlik ettiği lo-fi estetiği “kapanış”ta bizleri biraz sendeler, düşüncelerimizle ne yapacağımızı bilemez kıvamda bırakıyor Alev Apartmanı. Genelde Brek şekilde sakinleştirirdi ama yolculukta dinginliği kapı dışarı bırakıyor sanki. Ş.Ö.
Agnes Obel18 EYLÜL: Agnes Obel – The Meaning of Flowers(Deutsche Grammophon)
The Meaning of Flowers’ı yaparken Agnes Obel’in masasında Enheduanna’nın şiirleri, Hannah Arendt’in Emanuele Coccia’nın kitapları varmış. İlk çocuğunun doğumuyla birlikte çevresindeki canlılara başka gözle bakmaya başladığını anlatıyor. düşünceler, albümde piyano yaylıların yanı sıra synthler, sample’lar üslubu sürekli çeşitlenen vokallerle karşılık buluyor. “Blood so Red” doğuma en doğrudan yaklaştığı parçalardan biri; albümün bütünü ise deneyimin ardından dünyaya yeniden bakmanın yollarını arıyor. M.T.
18 EYLÜL: Perennial – Modernism
(Ernest Jenning Record Company)
Perennial’ın yeni albümünü çevirmeye başladığımızda aklımıza ilk gelen sıfat “eğlenceli”! Albüm boyunca böyle kabına sığmayan, keskin, sinirli ama davetkâr kayıt duymanın coşkusunu hissediyorsunuz. Retro dans punk albümüne hayır demeyiz! Koleksiyona yaklaşımları hakkında Chad Jewitt şöyle demiş bizce albümün uğradığı durakların çeşitliliğini mükemmel özetlemiş: “Modernism fikri, vurucu açılışa sahip olmaktı ancak aynı zamanda ‘hızlı garage rock’ kalıbını yıkmak istedik. eşit ölçüde hem ‘Kick Out The Jams’i hem ‘Strawberry Fields Forever’ı yazmış olmayı dileyen grubuz; dolayısıyla yüksek sesli gitarların olmadığı her yerde davul makinesi, mellotron elektrikli piyano. Gerçek teknikolor punk olayı”. E.Ö.
18 EYLÜL: Actress – Radical Frame
(Ninja Tune)
Wolverhampton çıkışlı prodüktör Darren Cuningham, üç yıl aradan sonra Ninja Tune’a geri döndü 10. albümüyle karşımızda. Yapı olarak enteresan çalışma; içinde süreleri 00:04 16:24 olan şarkılar var! Cunningham fikirleri şarkılara yedirirken fazla kılı kırk yarmamış gibi anlaşılıyor. Gelişine. albüme dinamizmini katıyor aslında. Beatler enstrümanlar oldukça çıplak tınlıyor. Yine Acterss’i takip edenler için aşina olabilecekleri sound. “Overchord” gibi güzelliğe sahip. başyapıt değil ama sürprizli albüm. U.Ç.
18 EYLÜL: Boy Harsher – Get Mean(Atlantic)
Augustus Muller Jae Matthews’un yas kalp kırıklığıyla yüzleştiği; bunların içinden geçerken yenilenmeye, başka başlangıçlara giden yollar keşfettiği beşinci albümü. Üstelik kayıt, çiftin iki yıl önce sonlanan 11 yıllık birlikteliğinin peşinden geliyor. Renklerin biraz daha sıcak yandığı, sözlerin melankoliye kapılsa karalar bağlamadığı Get Mean, iki parçalık ısınmanın ardından grubun ritmik oyunlarına kaldığı yerden devam ediyor. Kimi anlarında gruba yeni ama eğreti durmayan cinsten groove partileri yakalamak mümkün. Karizmatik riffler, oturaklı synth melodileri, ritimlerin en motoriği, zihinden akan var olmayan montajlar, dans pisti… Albüm, ikilinin hayatında önemli dönemeci işaretlemiş müziklerine yeni sesler katmış olsa özünde pek şey değişmiş değil. İyi anlamda tabii. Z.N.G.
18 EYLÜL: Deniz Cuylan – For Luca(Hush Hush Records)
Besteci gitarist Deniz Cuylan’ın kısa süre önce kaybettiği köpeği Luca’ya adadığı albüm. For Luca, matem hâline ortak etmekten ziyade birlikte geçirilen zamana kadeh kaldırıyor. Makoto Kubota, Sarah La Puerta, Thor Harris, Casper Clausen Peni Candra Rini gibi farklı ülkelerden müzisyenlerin katkıda bulunduğu parçaların her biri, konukların yas kayıpla kurduğu kişisel ilişkiden izler taşıyor. Uzun yıllardır film müzikleri besteleyen Cuylan’ın kompozisyonlarında sinemasal atmosfer hissediliyor; ancak albüm etkisini hacimli dramatik hamleler yerine duygusunu sakınmadan ortaya koymasından alıyor. C.K.
Okvsho18 EYLÜL: Okvsho – Frozen Flashes(Current Moves)
Zürih çıkışlı Christoph George Kiss kardeşler dördüncü albümleriyle yine bizi yumuşak dingin sulara doğru sürüklüyor. Albümde bazı parçalarda vokallerde başkalarından yardım alan ekip yine prodüksiyonu tamamen kendi başlarına yapmayı tercih etmiş. tercih zaten albümün temiz kaydından tutun miks mastering hareketlerine kadar her anda duyuluyor hissediliyor. The Cinematic Orchestra Jazzanova-vari nu-jazz hareketlerinin dışında albüm zaten açıklamalarda bahsedildiği üzere çeşitli doğaçlama seanslarının bestelere dönüşmesinden oluşuyor. Bunun getirdiği samimiyet tüm şarkılara yansımış bence harika şey tabii. Oldukça rahat şekilde dinlenebilen müzikalitenin epey yüksek olduğu huzurlu yarım saat sizi bekliyor. K.A.
18 EYLÜL: Adam Rudolph – Invisible Threads(Omni Sound)
Invisible Threads iki günlük kayıt seansıyla ortaya çıkmış olsa arkasında 50 yıllık tanışıklık. Adam Rudolph, Okay Temiz geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan Hacı Ahmet Tekbilek’in 1970’lerde kesişen yolları, sekiz müzisyenlik toplulukta kez daha buluşuyor. Geniş kadrosuna karşın dokuz parçalık akışta hiçbir an seslerin üst üste bindiğini hissetmiyorsunuz. Yine kimi anlarda hangi sese takılacağınızı kestirmek güçleşiyor. Zevki burada zaten. Albümün adındaki “görünmez iplikler” ifadesi, belki seslerin birbirine dolandıkça biçim değiştirmesine işaret ediyor. C.K.
18 EYLÜL: Team Dresch – Furthermore(Jealous Butcher Records)
Portland sahnesinin eski gruplarından Team Dresch, 30 yıl sonra yeni albümle geri döndü. Gitarist Kaia Wilson’ın geri dönüşlerini “içimizdeki kederi dışarı attığımız, gözlerimiz sonuna kadar açık, hayvanlarla doğayla olmayı arzulayan; metal-gotik-grunge-punk-rock’n’roll karışımı, kendine has vokal melodilerle dolu, Donna Dresch’in insanı kalbinden yakalayan gitarları, birbiriyle orkestra gibi iç içe geçen sürü harika gitar partisi, derin hipnotik baslar kendi Grammy’sini hak eden davul ustalığı” sözleriyle tarif etmesi, bunun onlar için ne kadar heyecan verici duygu yüklü olduğunu anlatıyor. Keza albümün tamamında his capcanlı. Kaldıkları yerden devam ediyor gibi hissettiren Furthermore, grubun eski zamanlarında yarattığı müziğin kapsüle hapsedilip taze şekilde geri getirilmiş hâli gibi, yıllar geçse hâlâ çok tutkulu T.Ö
18 EYLÜL: Emma Ruth Rundle – These Killing Times
(Errant Child Recordings)
Akustik elektrik arasında kararlı denge kuran Emma Ruth Rundle, açık doğrudan anlatımını yine çiğ, yoğun temalarla besliyor. Bağımlılıkla geçen yılların cerahatini akıttığı Engine of Hell’in (2021) ardından kez içerideki karanlıktan dışarıdaki aydınlığa sesleniyor; belki onu çağırıyor. Ambient, folk, gotik post-rock arasında dolaşan kendine özgü sentezini titreşen gitar piyano üzerine kurmuş; çello, saksafon synth’lerle albüm boyunca biçim değiştiren aranjmanlar örmüş. Beş yıl sonra yeniden birlikte çalıştığı Sonny DiPerri senfonik grungegaze soundu yakalıyor. Duygusal açıdan hayli açık sözlerini, kendine has demenin yetersiz kalacağı sesiyle taşırken acıyı kırılganlığa, kırılganlığı zayıflığa teslim etmiyor. İnce öfkesi ise albümün her yanına sızıyor. Hem icrasında hem sözlerinde sert ama içinden, bedenden geçip yüzü göğe çeviren cinsten meydan okuma. Dişil, koyu bakışı; zifiri rutubetli odaya sızan, iğne inceliğinde keskin ışık huzmesi. Z.N.G.
18 EYLÜL: Krallice – Scour Order
(Profound Lore Records)
Avangart black metal dünyasının en çalışkan ekiplerinden Krallice, açıkçası normalde çok sevdiğim gruplardan sayılmaz. Fakat yeni albümde şeyler beni fena hâlde içine çekti. Progresif öğelerle kolay kolay içli dışlı olamam ama insan bazen bazı bestelere soundlara teslim olabiliyor. Kapak, grup elemanlarından birinin çizimi olduğu için çok laf edemiyoruz tabii ama her baktığımda, üzerine sürü Arapça kelime yazılmış karalamayı görüyormuşum hissinden kurtulamadım. Bandcamp yorumlarında birinin yazdığı “Davulcu neredeyse caz çalar gibi blast beat kullanıyor” yorumu aşırı doğru. Grup senelerdir karışık zor bestelerinden vazgeçmedi; dolayısıyla işte gittikçe ustalaştı. Albüm biraz “Voivod black metal yapsa nasıl olurdu?” hissi veriyor sanırım en çok yüzden tadından yenmiyor. K.A.
Son Lux18 EYLÜL: Son Lux – Out Into
(City Slang)
Rafiq Bhatia, Ryan Lott Ian Chang üçlüsünün “Peki kendimizi nasıl buluruz? Birbirimizi nasıl buluruz?” sorularının peşine takılıp çevresinde “olmak” “değişmek” dolanıyor Out Into albümünde. Konu kendinin peşine düşmek olunca bekleneceği üzere çarpık, dağınık, bazen enerjik ama bazen ilerlemesi zor hâl alıyor. Sabit iskeleti olmayan koleksiyon, modern hayatın bazı çirkinliklerinden lafını esirgemezken önü açık almayan düşüncelerimize dolambaçlı olsa hareketlilik sağlıyor. Cesur, büyüleyici ayakları yerde olmayan albüm. Ş.Ö.
18 EYLÜL: Ductape – Faded Flowers(Swiss Dark Nights)
Post-punk darkwave’i damarlara sonuna kadar enjekte eden Ductape’in yeni albümü. Çağla Furkan Güleray’ın on parçalık albümü Faded Flowers; tekrar, yalnızlık, toplumsal beklentiler insanı yavaş yavaş hissizleştiren modern hayat fikri çerçevesinde dolanıyor. Albümün dünyası epey kasvetli ama hiçbir zaman kendi karanlığında miskinleşmiyor. Faded Flowers, grubun karanlığını bozmadan biraz daha huzursuzlaştıran kayıt. Albümle birlikte iki yeni video ıldı: “Figures” “Velvet Dawn”. D.U.
18 EYLÜL: billy gomberg – capacity(Florabelle)
Biraz abstrakt, ambient işe ne dersiniz? 10 yılı aşkın süredir sesin dokusu mekân hissi üzerine çalışan Gomberg’in yeni albümü capacity, onun müziğiyle tanışmak için güzel fırsat. Şarkılar ambient damardan beslense meditatif ruh hâli sunmuyor. Aksine daha yakından bakmayı, incelemeyi hatta heyecanlanmayı salık veriyor. Şarkıların genelde tarz albümler olduğundan farklı olarak çok uzun tutulmamaları yerinde yaklaşım. tarz işleri yakından takip edenler için Microstoria Josh Mason gibi referanslar verilebilir. U.Ç.
18 EYLÜL: Beck – Ride Lonesome
(Capitol)
Beck ne zaman kadar sıkıcı müzisyene dönüştü? Sanırız soru son 10 yıldır geçerli. Özellikle 90’larda 2000’lerin ilk yarısında her zamana ilgi çekici deneylere imza atabilmiş, türden türe atlayabilmiş bunu yaparken pek ofsayta düşmemiş isimdi. Son 10 yılda ise eski günlerini aratıyor. Yeni albüm Ride Lonesome, müzisyenin 2002’deki “harika ham” Sea Change’i başlayan 2014’te Grammy kazanan Morning Phase devam eden “folk-arabesk” albümler serisinin son halkası. Başta prodüktör Nigel Godrich olmak üzere tüm ekibi tekrar toplamış. Ama sonuç maalesef ne Sea Change’in direkt dürüst gücüne yaklaşabiliyor ne Morning Phase’in sakinleştirici havasını yakalayabiliyor. Onların kötü kopyası. Godrich’in yarattığı fon güzel ama şarkıların zayıf olduğunu söylemeliyiz. Beck şeytan tüyünü artık kaybetti. U.Ç.
18 EYLÜL: Orville Peck – Mule
(Warner Records)
Yeni Orville Peck albümü âdeta müzisyenin hayatını konu eden müzikal; katır anlamına gelen “mule” Orville Peck’in ta kendisi. İkonik açılış parçası Emmylou Harris, Allison Russell Noah Cyrus’un ağzından, âdeta Peck geçtiğimiz yıllara yenik düşmüş gibi İkinci şarkıyla beraber albüm gerçek anlamda başladığında ise müzisyenin 2023’ten beri göğüslediği kalp kırıklığı, bağımlılık, rehabilitasyon merkezindeki vakitler gibi hayatını baştan tanımlayan süreçleri dinliyoruz. Mule’un Peck’in müzik kariyerinden ziyade iyileşme yolculuğunda daha büyük rol oynadığını düşünebiliriz. E.Ö.
Hans. Kjorstad18 EYLÜL: Hans. Kjorstad – Inn
(Phantom Limb)
Norveçli kemancı besteci Hans. Kjorstad, Inn’ ülkesinin geleneksel müziğini çıkış noktası olarak alıp mikrotonal synthler, küçük ritmik oyunlar serbest doğaçlamayla yoğuruyor. Kemanın bazen anlatıyı taşıdığı, bazen elektronik dokuların içinde deyim yerindeyse kamufle olduğu dokuz parça, küçük orkestradan beklenmeyecek kadar geniş ses dünyasına yayılıyor. Melodiler üst üste yığılmıyor; Kjorstad sanki her birini sindirdiğimizden emin olmak istiyor. Geleneksel unsurları umulmadık düzlemlere çekerken bayatlaşma tuzağına düşmüyor. C.K.
25 EYLÜL: Godflesh – Decay(Relapse Records)
Godflesh’, çok seven biri olarak daha önce 2002 yılında grubun (hesapta) dağılıp bittiğini hatırladığımdan keşke yazıya “yaa Justin reis, biz senin bititme kararlarını çok gördük” diye başlayabilseydim ama yapamayacağım bunu ne yazık. Çünkü maalesef sefer durumlar ciddi Justin Broadrick sene başında geçirdiği epey zorlu fıtık ameliyatı sonrasında grupla artık konser yapamayacağını karnından büyük yarık açılarak olduğu ameliyat sonrasında artık bağırmaması, fiziksel olarak kendini zorlamaması gerektiğini duyurdu. Ne kadar albümün çoğu olaylardan önce yapılmış olsa bazı yeni vokal eklemeleri yaparken albümün miks – mastering aşamasında fiziksel acılar çektiğini bunun albüme yansıdığını belirtmişti. Doğal olarak karşımızda en kasvetli, en minimal en karanlık Godflesh albümlerinden biri. Yine inanılmaz final şarkısı olan albümlerden biriyle karşı karşıyayız. Grup beste sound olarak âdeta ilk zamanlardaki albümlerine dönerek eski fanları epey mutlu edip yamultmuş durumda. Aynı zamanda son Godflesh albümünden önceki albüm olmasından ötürü, bundan sonra nasıl final perdeyi kapatacaklarını daha merak ettiriyor. K.A.
25 EYLÜL: Protomartyr – Hotel Usona(Domino)
Yeni Protomartyr albümü aslında konsept albüm, ama aklınıza öyle eğlenceli, oyuncu şey gelmesin. Hotel Usona, ABD için metafor otelin her odası ülkenin felaket ya rezaletlerinden birine açılıyor. Projenin genelinde, büyüyüp patlamaktan korkmayan, özellikle bazı üflemeli kısımlarıyla neredeyse epik duyulan, grubun ülkenin ahvaliyle ilgili korkusunu endişesini âdeta haykıran besteler. Albümün 45 dakikalık görece kısa süresi çığlığı daha güçlü yapıyor. kâbus soundtracki gibi tınlayan kapanış şarkısı “Checking Out”un sözleri su gibi berrak bıçak gibi keskin efektle veda ediyor: “Cehennemin versiyonunda / Bak, yozlaşmış olanlar palazlanıyor / Cehennemin versiyonunda / Tüm boş odalar onların / Cehennemin versiyonunda / Alarm yılı yıla devrederek çalmaya devam ediyor”. E.Ö.
25 EYLÜL: Gurriers – Nobody’s Coming To Save You (Play It Again Sam)
2024 tarihli Come and See post-punk sahnesinde kendine has sesi olduğunu ispatlayan Gurriers, ikinci albümü Nobody’s Coming To Save You karşımızda. Naçizane, sıkıcı açılış olan albümle aynı ismi taşıyan ilk şarkıdan sonra “Party Lines” çok iyi ikinci parça olsa albüm ilk kaydın gölgesinde kalmaktan pek kurtulamamış. Prodüksiyonunda IDLES üyesi Mark Bowen Loren Humphrey’nin bulunması -esintileri yakalıyorsunuz zaten- grubun level atlama hissini açıklıyor. “Nothing Happens Twice”, “Drones” gibi başarılı şarkılar olsa sıradanlığı aşamıyor sankii. D.U.
25 EYLÜL: BaBa ZuLa – XXX(Glitterbeat Records)
20. yılını XX kutlayan BaBa ZuLa, 30. yıl için albüm adının sonuna X daha eklemiş. Yedi şarkılık akışta grubun oyunbaz yaklaşımı yaşadığı yere dair kaygıları dirsek temasını an olsun kesmiyor. “Balkondaki Beyaz Çoraplı Kedi” gündelik karşılaşmadan uzun psikedelik yolculuk çıkarırken “Kutsal Zeytin Halayı” toprağa zeytin ağaçlarına dönüyor. “Otel Kaliforniya” ise tanıdık başlığını özelleştirme, turizm yatırımları kamusal alanın satışına dair sivri şaka için kullanıyor. Finalde Hatice Kocalar’ın sesiyle “Hak Bitmez Güç Bitee”. M.T.
Joy OladokunFotoğraf: Graham Tolbert
25 EYLÜL: Joy Oladokun – Hope Is A Heavy Thing(FEED THE FAMILY RECORDS)
Kendisinin deyimiyle “ sanatçı olarak olabildiği en otantik hâlini” karşıladığımız Joy Oladokun albümü, hayal kırıklıklarını kendini keşfederek, bağ kurarak umuda alan açarak onarıyor. Delaware doğumlu sanatçı Hope Is A Heavy Thing’i açıklamak için “Geleceğinizi anlamak için geçmişinizle yüzleşmelisiniz.” diyerek koleksiyondaki 12 parçanın bize umut hediye edeceğine göz kırpıyor. çeşit iç döküş ânından kopup gelen samimi sözleri, yumuşak vokali, Afrobeat folk ses manzarasıyla, oldukça kişisel olmakla beraber toplumsal. Ş.Ö.
25 EYLÜL: M83 – I Wrote You A Letter(Other Suns)
Sizi tekdüze yolda sakince yürüten ne varsa, albüm tüm onları alıkoyuyor. yüzden bizden söylemesi, I Wrote You A Letter ne belirli varış noktası ne tam aydınlık vadediyor. Boşluğu karşılar gibi hissettiren açılışının ardından iyimserliğe eşlik eden org, piyano, üflemelileri dağınık enstrümanlarıyla duygusal dengeyi yakalıyor. Koleksiyona ismini veren parçaya dair Anthony Gonzalez’in “İçinde yaşadığımız dünyadan derin hayal kırıklığı duyuyorum. Daha az hesaplı, daha spontane şey istedim. bakıma daha punk ” açıklaması dinleyeceğiniz dokuz şarkıya dair ipuçları veriyor. Ş.Ö.
25 EYLÜL: Adult DVD – Adult DVD
(Fat Possum Records)
Adult DVD, kendi adını taşıyan ilk albümünde gitarlar zaman zaman birbirine dolanıyor, melodiler beklenen çözülmeyi sürekli erteliyor indie rock’ın soğuk taraflarında geziniyor. Tuhaflıkları, gürültülü melodik anlarıyla hafif absürtlük duygusu yaratırken post-punk, rave elektronik müzikten beslenen ritimler albümü sürekli hareket hâlinde tutuyor. Toksik patronlar, internetin acayiplikleri türlü küçük dertler dans edilesi karmaşanın içine karışırken grup, bütün bunları pek ciddiye almadan ter attıran gitarlarıyla kurcalıyor. T.Ö.
25 EYLÜL: RYMDEN – Today May Be Tomorrow
(Jazzland Recordings)
Today May Be Tomorrow’u caz trio albümü olarak tarif etmek teknik olarak doğru ama akışta bilginin pek önemi olmayacak. Bugge Wesseltoft, Dan Berglund Magnus Öström, dördüncü RYMDEN albümünde tam anlamıyla tek vücut, tek zihin, aynı nabız, aynı tansiyon, aynı merakta buluşuyor. Başta 10 dakikalık açılış parçası olmak üzere, sekiz durağın hemen hepsi sanki kendi içlerinde birkaç parçaya dönüşüyor. hatırlatma: 36. Akbank Caz Festivali’nin Mehmet Uluğ Gecesi konserini, “New Conception of Jazz” projesiyle Bugge Wesseltoft verecek. 2 Ekim’ Frankhan’ gerçekleşecek Gülşah Erol’un müzisyene eşlik edeceği konserin detayları burada. C.K.
25 EYLÜL: Ghost Dubs – Oblique(PRESSURE)
Ghost Dubs ilk kez 2024 yılında Damaged karşımıza çıkmıştı. Alman prodüktör daha sonra plak şirketinin sahibi olan The Bug split albüm kaydetti şimdi teknik olarak ikinci solo albümü diyebileceğimiz Oblique kulaklarımıza yine dub soslu ritimler sokmaya devam ediyor. İlk albümden farklı olarak artık dub techno sınırlarından epeyce çıkılmış çok daha deneysel tınlayan albümle karşı karşıyayız. Epey ağır minimal ilerleyen uzun albüm havaların mükemmel güzelleştiği dramatik bulutlu atmosferde sizlere harika şekilde eşlik edecektir diye düşünüyorum. Hatta bazı hışırtı şıkırtılar albümden geliyor yoksa yağan yağmurdan dolayı tüm bunlar biraz kafanızı karıştırabilir. Yine albümü sabırla dinlemeye devam etmenizi tavsiye ederim. K.A.
claire rousay & Martyna Basta25 EYLÜL: claire rousay & Martyna Basta – hotel room(Unsound)
Polonyalı besteci Martyna Basta Los Angeles merkezli ses tasarımcısı claire rousay, 2023’te Polonya menşeli sanat platformu Unsound’un çağrısıyla Krakow’ buluştuğunda sonucun nereye gideceğini planlamamışlardı. buluşmanın ardından ikili kendi başlarına geliştirdikleri skeçleri birbiriyle mış rousay’in miksiyle hotel room çıkmış ortaya. Albümün en etkileyici yanı sanki tek müzisyeninden elinden çıkmış gibi tınlaması. Koleksiyonu ambient olarak tanımlamak kolaycılık olabilir zira melodik yaklaşımlar az değil. Yağmurların gelmeye başladığı günlerde kapalı havalara güzel soundtrack olma potansiyeli. U.Ç.
25 EYLÜL: Blondshell – Violins(Partisan Records)
Blondshell’ün üçüncü albümü Violins, Sabrina Teitelbaum’un ilk iki albümde kurduğu 90’lar grunge esintili dünyasına yeni referanslar ekliyor. Gitarlar hâlâ dünyanın önemli parçası olsa kez şarkılar daha aydınlık, daha melodik zaman zaman beklenmedik yönlere sapabiliyor. Teitelbaum’un daha önce sıkça döndüğü kötü ilişkilerin yerini daha umutlu hâl alırken anlatımı hiç olmadığı kadar güçlü imgelerle örülü. Sert gitar rifflerinin arasından süzülen sakin anlar kolayca akılda kalan melodilerle Violins, yeniden âşık olmanın hafifliğini hissettiren albüm. T.Ö.
25 EYLÜL: Gilla Band – Pugnello(Rough Trade Records)
Eskilerin “Girl Band” olarak tanıdığı Dublinli grup Gilla Band, dördüncü albümünü yayımladı. Yer yer sinirlere dokunan (bkz. “Three Hands Clapping”), yer yer aşırı eğlendiren parçaların bulunduğu Pugnello, bozulmak üzere olan makineden çıkmış gibi duruyor. Breakbeatler, endüstriyel gürültüler havada gırla geziyor; Dara Kiely’nin bazen konuşur gibi bazen bağıran vokalleri albüme iyice “serseri mayın” havası veriyor. Kiely’nin şizofreni teşhisi babasının ölümü etrafında şekillenen sözler, grubun şahsına münhasır absürt mizahıyla yan yana duruyor. “Alogia”, “Placeholder” “Computer Sadness” gibi cevherlerin bulunduğu albüme kesinlikle şansı hak ediyor. D.U.
25 EYLÜL: Julia Jacklin – The Gem(4AD)
The Gem aslında Melbourne’ canlı müzik yapılan Üst katında ise derme çatma eski kayıt stüdyosu bulunuyor. Julia Jacklin dördüncü stüdyo albümünü kısıtlı imkânları zorluk değil; şans olarak gördüğü stüdyoda kaydetmiş. “Bazen kayıt stüdyosunda istediğiniz her soundu elde edebilme hâli insana fazla gelebiliyor,” diyen müzisyen, daha az imkânla kuşatıldığında ne istediğini anlamayı daha kolay bulmuş. Önceki üç albümünde olduğu gibi Jacklin hep hayatı kendini nereye konumlandırdığı hakkında tefekkür ediyor: Romantik korkuları mutsuzluğu, bağımlılıklarıyla savaşı, inancıyla çetrefilli ilişkisi, kendiyle olan ilişkisi dışarıya nasıl göründüğüyle ilgili kaygıları… Ses dünyası olarak önceki işlerindeki daha “catchy” parçalarına kıyasla biraz daha folk Americana seslerine eğilmiş, gitarla ilişkisini ilerletmiş. Julia Jacklin, albümler ilerledikçe kendi içindeki karanlığı dürüst samimi parçalara dönüştürmekte giderek daha korkusuz oluyor. E.Ö.
25 EYLÜL: Oren Ambarchi – Cooked(Drag City)
Favori gitaristlerimizden Avustralyalı Oren Ambarchi, son birkaç yıldır Johan Berthling Andreas Werliin araya getirdiği Ghosted serisiyle bizleri mest etmekteydi. Yen işi Cooked’ yine onların 2000’lerin başında Sonic Youth’un joker elemanı olan saygın prodüktör Jim ’Rourke gibi isimlerin katkılarıyla iki bölümlük maceraya çağırıyor dinleyiciyi. Her ikisi 22 dakika civarlarında süren iki şarkıdan oluşan albüm, her türden ögeleri rahatça bünyesinde taşıyabiliyor. post-rock, avant folk, deneysel ne ararsanız. Ambarchi istim üzerinde, takipte kalmalı. U.Ç.