Sard Studio tarafından tasarlanan Samandağ Toplum Merkezi, Hatay' yer alıyor.
Dayanışmadan Kamusal MekânaSamandağ’ deprem sonrasında Amsterdam Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ziyaret, bölgede kalıcı dayanışma kamusal alan oluşturma fikrinin başlangıcı. Bölgedeki saha ziyaretleri sırasında farklı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, çalışmalarını sürdürebilecekleri ortak ofis buluşma mekânına duyulan ihtiyacı dile getirdi. Bunun üzerine Amsterdam Belediyesi, yalnızca belirli gruba hizmet eden yapı yerine, Samandağ’ın gündelik yaşamına katılabilecek; kamusal kullanımlara, sosyal faaliyetlere sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına ev sahipliği yapabilecek toplum merkezi oluşturma kararı.
Projenin başlangıcında yalnızca yapı programı değil, yapının yerleşeceği coğrafyanın gündelik hayatı, yerel bilgisi toplumsal ilişkileriyle birlikte düşünülmesi gereken kamusal zemin tanımlandı. Mimarlık burada hazır programı yere yerleştiren araç olarak değil, yerin mevcut ilişkilerini okuyarak farklı bilgileri araya getirerek gelişen süreç olarak ele alındı.
Mevcut Olanı Yeniden Hayata KazandırmakAlan programın belirlenmesinin ardından tasarım süreci SARD STUDIO tarafından üstlenildi. Mağaracık’ta, proje alanında geçmişte ipek böcekçiliği ipek dokuma üretimine yönelik kullanılan, Samandağ İpek Evi olarak işlev görmüş iki katlı mevcut yapı bulunuyordu. Gerçekleştirilen incelemede yapının depremde hasar görmediği belirlendi. Ancak ipekçilik faaliyetlerinin zaman içinde bölgedeki sürekliliğini yitirmesiyle yapı mevcut işlevini kaybetmişti. Saha çalışmaları sırasında, dönem Samandağ’ın kültürel mirasının önemli parçalarından biri olan üretim biçiminin yeniden canlandırılmasına yönelik yerel girişimlerin sürdüğü görüldü. nedenle yapının geçmişteki işlevini yeniden üstlenip üstlenemeyeceği araştırıldı; ancak işlevi sürdürebilecek mevcut oluşum veya programla karşılaşılmadı.
Bunun üzerine yapı, yalnızca korunacak fiziksel varlık olarak değil, taşıdığı üretim hafızası korunarak yeni kamusal işleve yeniden kazandırılabilecek yapı olarak ele alındı. Burada mevcut yapı, yalnızca korunması gereken nesne değil; geçmişte üretilmiş bilginin, emeğin yerel üretim kültürünün taşıyıcısı olarak değerlendirildi.
Yapının sonradan eklenmiş ikinci katının kaldırılarak tek katlı halinin korunmasına toplum merkezinin gündelik kullanımına hizmet edecek kafeteryaya dönüştürülmesine karar verildi. Böylece deprem sonrasında yeni yapı üretmenin doğal kaçınılmaz kabul edildiği ortamda, mevcut olanı yıkmak yerine dönüştürerek yeniden kullanmak projenin temel mimari kararlarından biri.
karar aynı zamanda mimarlığın yalnızca yeni şey üretmekle tanımlanamayacağını; mevcut olanı okumayı, onun taşıdığı bilgiyi anlamayı yeni ihtiyaçlarla yeniden ilişkilendirmeyi tasarım eylemi olarak görme yaklaşımını ortaya koydu. Yapının geçmişi gelecekteki kullanımı arasında kurulan ilişki, tasarım sürecinin temel araçlarından biri haline geldi.
Yeri Anlamak: İklim, Coğrafya Gündelik HayatProgram, bütçe kullanım senaryoları üzerine yapılan görüşmelerin yanı sıra, yaklaşık on gün boyunca çevre köyleri, kırsal yapılaşmayı, yerel malzeme kullanımını gündelik yaşamı gözlemlemeye yönelik saha çalışması yürütüldü. süreçte yalnızca yeni bina tasarlamak yerine, yapının içine yerleşeceği yaşam biçimini anlamaya odaklanıldı.
gözlem, bizim için yalnızca tasarım kararlarına veri sağlayan ön çalışma değil, mimarlığın nasıl üretileceğine ilişkin temel araştırma biçimiydi. Yeri anlamak; yalnızca fiziksel çevreyi, iklimi veya malzemeyi tanımak değil, çevrede biriken gündelik deneyimi, üretim biçimlerini, alışkanlıkları yerel bilgiyi okumak anlamına geldi.
Yerel yapılı çevrede gerçekleştirilen gözlemler, iklimin toplumsal hayatın mekânsal karşılıkları üzerine düşünme imkânı sağladı. Sokak, avlu, bina, boşluk, açık kapalı alanlar arasındaki ilişkide; özellikle Akdeniz ikliminin şekillendirdiği yarı açık mekânların gündelik yaşamın önemli parçası olduğu görüldü. Avlu yarı açık alanlar yalnızca yapılar arasındaki boşluklar olarak değil; karşılaşmaların, beklemenin, birlikte vakit geçirmenin gündelik hayatın gerçekleştiği mekânlar olarak ele alındı.
nedenle iklim, sosyal hayat yapı birbirinden bağımsız tasarım başlıkları olarak değil, aynı mekânsal ilişkinin parçaları olarak değerlendirildi. Güneş, rüzgâr, gölge, manzara açık alan kullanımı; kullanıcıların gündelik ihtiyaçları yerel yapı kültürüyle birlikte tasarımın kurucu unsurlarına dönüştü.
Avlu: Yapılar Arasındaki Ortak ZeminMevcut yapının sonradan eklenmiş ikinci katının kaldırılarak tek katlı haliyle korunmasına karar verildi. Samandağ Belediyesi yapılan görüşmeler sonucunda yapı, toplum merkezinin gündelik kullanımına hizmet edecek kafeterya olarak yeniden işlevlendirildi. Böylece mevcut yapı, arazinin güney batısına yerleşen iki yeni kütleyle birlikte üç parçalı yerleşimin parçası haline geldi.
Yerleşimin temelini, üç yapının arasında tanımlanan geniş avlu onu tamamlayan yarı açık alanlar oluşturdu. Kütlelerin konumlanışıyla güney batı güneşi kontrol altına alınırken, yapılar arasında bırakılan boşluk deniz manzarasına yönelme yaz aylarında hâkim deniz rüzgârını avluya alma imkânı sağladı. Ana binanın kuzeyinde avluya yönelen ahşap balkonlar açık dolaşım alanları oluşturularak sirkülasyonun doğrudan avluyla ilişki kurması sağlandı. Birinci kattaki seyir terasıyla birlikte ele alınan açık yarı açık alanlar, günün farklı saatlerinde farklı kullanımlara olanak veren; kapalı mekânların devamı olarak çalışan, korunaklı ancak karşılaşmalara açık ortak zemin olarak kurgulandı.
Avlu nedenle yalnızca yapılar arasındaki fiziksel boşluk değil, farklı kullanıcıların farklı gündelik pratiklerin karşılaşabileceği ortak zemin olarak düşünüldü. Mimari kütlelerin kendisi kadar, aralarında bırakılan boşlukların nasıl kullanılacağı zaman içinde nasıl dönüşebileceği tasarımın önemli parçası.
Birlikte Tasarlamak: Katılımcı SüreçTasarım süreci başından itibaren katılımcı yöntemle yürütüldü. Amsterdam Belediyesi, VNG International, Samandağ Belediyesi’nin ilgili birimleri, bölgede çalışan STK’lar mahalle muhtarları toplantılara dahil edildi. Süreç içerisinde yerel yönetim, sivil toplum örgütleri, mahalle sakinleri, kadınlar, gençler farklı kullanıcı gruplarının ihtiyaç beklentilerinin tasarım sürecinde karşılık bulmasına önem verildi.
Katılım projede yalnızca görüş alma pratiği olarak ele alınmadı. Gerçekleştirilen toplantılar, mekânın gelecekte nasıl kullanılacağına ilişkin farklı deneyimlerin, ihtiyaçların yerel bilgilerin araya geldiği müzakere alanına dönüştü. Deprem sonrasında değişen gündelik yaşam pratikleri, kadınların güvenlik erişilebilirlik talepleri, çocukların oyun bekleme ihtiyaçları, sivil toplum kuruluşlarının ortak kullanım beklentileri belediyenin kamusal hizmet kapasitesi birlikte değerlendirildi.
Böylece tasarım süreci, uzman bilgisinin tek yönlü aktarımından ziyade, yerel bilgi deneyimlerle sürekli etkileşim içinde gelişen kolektif üretim süreci olarak ele alındı. yaklaşım, tasarım bilgisini yalnızca mimarın ürettiği bilgi olarak görmemeyi gerektirdi. Yerel yönetimin deneyimi, mahallelinin gündelik bilgisi, kullanıcıların ihtiyaçları, saha gözlemleri mimari araştırma aynı süreç içinde birbirini tamamlayan bilgi kaynakları olarak ele alındı. Tasarım, farklı bilgilerin karşılaşmasıyla biçimlenen ortak üretim alanına dönüştü.
görüşmeler yalnızca programın belirlenmesine değil; plan şemasından malzeme peyzaj kararlarına, atölyelerin kullanım senaryolarından iç mekân donatılarına kadar projenin birçok ayrıntısının şekillenmesine katkı sağladı. Mini tarım alanları, atölyelerin farklı kullanımlara izin verecek biçimde tasarlanması, ana salonun kurgusu çocuklarını bekleyen ebeveynler için ortak alanlarda kütüphane oluşturulması sürecin doğrudan sonuçlarından bazıları.
Toplum Merkezi’nin mimarisi nedenle yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren işlevsel yapı üretmek yerine, değişen toplumsal ihtiyaçlara uyum sağlayabilecek esnek kamusal altyapı olarak ele alındı. Çok amaçlı salonlar, atölyeler, çocuklara yönelik alanlar, ortak çalışma alanları açık mekânlar birbirinden bağımsız işleyen programlar olarak değil; karşılaşmaları, dayanışmayı ortak üretimi destekleyecek biçimde birbirleriyle ilişkili olarak kurgulandı.
Buradaki esneklik yalnızca farklı işlevlerin aynı mekânda gerçekleşebilmesi anlamına gelmiyor. Yapının gelecekte ortaya çıkabilecek yeni ihtiyaçlara cevap verebilmesi, kullanıcıları tarafından yeniden yorumlanabilmesi zaman içinde dönüşebilmesi tasarımın parçası olarak kabul edildi.
nedenle proje, tek seferde tamamlanmış mimari öneriden çok, farklı kullanıcıların katkılarıyla zaman içinde biçimlenen ortak zemin olarak geliştirildi.
Mimarlık anlamda tamamlanmış nesne olmaktan çok, kullanımla birlikte devam eden süreç kamusal altyapı olarak ele alındı.
Yerel KaynaklarBağış bütçesinin toplum merkezi yapısının inşasına odaklanması nedeniyle amfi tiyatro, peyzaj düzenlemeleri, kafeterya bahçe duvarları Samandağ Belediyesi tarafından üstlenildi. Belediyenin, deprem sonrasındaki kısıtlı imkânlara rağmen çalışmaları projenin bütünlüğünü koruyarak yürütme konusundaki hassasiyetini özellikle önemsiyoruz. Tasarımın yalnızca çizim aşamasında değil, uygulama sürecinde bütün olarak ele alınması temel yaklaşımının korunması için yürütülen ortak çalışma, projenin tamamlanmasında belirleyici.
süreç, tasarım yapım arasındaki ilişkinin yeniden kurulması açısından önemliydi. Projenin gerçek koşullarda, mevcut kaynaklarla yerel aktörlerin katkısıyla hayata geçirilmesi; mimari kararların yalnızca çizim üzerinde değil, yapım sürecinin somut gerçeklikleri içinde sınanmasını sağladı.
Yerel kaynakları yalnızca ekonomik imkân olarak değil, aynı zamanda tasarımın parçası olan bilgi üretim ağı olarak değerlendirdik. Belediyenin uygulama kapasitesi, yerel üreticiler, saha koşulları mevcut yapı birlikte ele alınarak tasarımın
gerçekliğe temas eden tarafının korunmasına çalışıldı.
yapının değerini tamamlanmış nesne olmasından çok, içinde gerçekleşecek karşılaşmaların ortak üretimlerin belirleyeceğine inanılıyor. Mimarlığın burada yapabileceği şeyin hayatı tarif etmek değil; farklı insanların arada bulunabileceği, birbirine temas edebileceği kendi ortaklıklarını kurabileceği zemin hazırlamak olduğu düşünülüyor.
yaklaşım, mimarlığı hayatın üzerinde duran bağımsız nesne olmaktan çıkarıp, hayatın içindeki ilişkilerle birlikte çalışan araç olarak görmeyi gerektiriyor. Yapının değeri yalnızca biçiminde değil; iklimle, malzemeyle, kullanıcılarla, yerel bilgiyle
zaman içinde oluşacak yeni kullanım biçimleriyle kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor.
Afet sonrasında yeniden yapılanmanın yalnızca yapı stokunun yenilenmesi olarak ele alınamayacağı düşüncesi, projenin tasarım sürecinin temel yaklaşımlarından biri.
Kalıcı iyileşmenin, insanların kendilerini ait hissedebilecekleri, söz sahibi olabilecekleri birlikte yaşamı yeniden kurabilecekleri mekânların oluşturulmasıyla mümkün olabileceği kabul edildi. açıdan Samandağ Toplum Merkezi, yalnızca tamamlanmış yapı değil; katılımın, yerel bilginin müşterek üretimin mimarlık aracılığıyla nasıl somutlaşabileceğine dair deneyim olarak değerlendiriliyor.
Deprem sonrasında yeniden inşa etmek, bizim için yalnızca kaybedilen yapıların yerine yenilerini koymak anlamına gelmiyor. Asıl mesele, kopan ilişkilerin yeniden kurulabileceği mekânsal toplumsal zeminleri oluşturabilmek. nedenle projede yerel bilgi, gündelik yaşam, iklim, mevcut yapı, üretim kültürü kullanıcıların ihtiyaçları birbirinden ayrı başlıklar olarak değil, aynı bütünün parçaları olarak ele alındı.
Mimarlığın burada üstlenebileceği rol, her şeyi önceden tanımlayan tamamlanmış cevap üretmekten çok, farklı insanların kendi ihtiyaçları bilgileri doğrultusunda dönüştürebileceği altyapı kurmaktır. Tasarımın gerçekliği tam olarak burada;
çizim yapım, geçmiş gelecek, uzman bilgisi yerel deneyim insan çevresi arasındaki ilişkileri yeniden kurabilme kapasitesinde ortaya çıkıyor.
Samandağ Toplum Merkezi’nin zaman içinde kendi kullanıcıları tarafından dönüştürülen, yaşayan çoğalan kamusal mekâna dönüşmesi umuluyor.
Yeri Anlamak, Birlikte ÜretmekBizim için mimarlık, yere yalnızca yeni yapı eklemekten önce, yerde zaten var olan ilişkileri anlamaya çalışmakla başlar. İklim, coğrafya, malzeme, yapı kültürü, gündelik hayat, üretim biçimleri yerel bilgi; tasarımın sonradan üzerine eklenecek verileri değil, tasarımın kendisini oluşturan temel unsurlardır.
nedenle tasarım sürecini, gözlem yapma arasındaki süreklilik içinde kurmaya çalışıyoruz. Yeri anlamak için bakıyor, araştırıyor, dinliyor karşılaşıyoruz; elde edilen bilgiyi çizime, mekâna yapıya dönüştürürken yeniden sınamaya çalışıyoruz.
Mimarlık bilgisinin yalnızca ofiste üretilen uzmanlık olmadığını; sahada, malzemede, yapım sürecinde kullanıcıların gündelik deneyimlerinde üretildiğini düşünüyoruz.
Mevcut olanla kurulan ilişki yaklaşımın önemli parçası. Her yapının yalnızca fiziksel varlık değil, hafıza, emek üretim katmanı taşıdığına inanıyoruz. nedenle yıkıp yeniden yapmak kadar, mevcut olanı okumak, dönüştürmek yeni ihtiyaçlarla yeniden ilişkilendirmek mimari üretim biçimidir.
Mimarlığı, tasarım yapım, uzman bilgisi yerel deneyim, insan çevresi arasındaki kopuklukları yeniden bağlama çabası olarak görüyoruz. bağların kurulabilmesi için mimarın her şeyi önceden tanımlayan otorite olmaktan çok, farklı bilgilerin aktörlerin karşılaşabileceği zemin kurması gerektiğine inanıyoruz.
yaklaşım, mimarlığı tamamlanmış nesne olarak değil, zaman içinde değişen kullanıcıları tarafından yeniden üretilen altyapı olarak düşünmemize neden oluyor.
İyi yapının yalnızca ilk günkü haline değil, yıllar içinde nasıl yaşadığına; ne kadar uyum sağlayabildiğine, nasıl dönüştüğüne çevresiyle ne tür ilişkiler kurduğuna bakıyoruz.
Bizim için mimarlık, görünüşten önce gerçeklikle; temsil etmekten önce yapmakla; yeni şey üretmekten önce var olanı anlamakla ilgilidir. Yerin bilgisini görünür kılmak, farklı bilgileri araya getirmek insanların kendi ortaklıklarını kurabilecekleri mekânsal zeminler oluşturmak, mimarlık yapma biçimimizin temelini oluşturur.
anlamda her proje, bizim için yalnızca yapı üretme süreci değil; yer insan, geçmiş gelecek, bilgi yapım arasında yeni ilişki kurma arayışıdır.