Ahmet İNAN

Doğu Anadolu Kuzey Mezopotamya arasında geçit konumunda olup, Toros Dağları başlangıç silsilesi üzerinde yer alan Diyarbakır ilinin, Lice ilçesinin Körxa (Abalı) köyünde bulunan Birkleyn Mağaraları yamacındaki antik kent; tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmayı beklerken maalesef maden, taş ocakları kaçak kazılarla yok edilmek üzere.

Neolitik dönemden yana 8 bin yıldır yaşamın izlerini taşıyan tam olarak aydınlatıldığında geleceğimizi şekillendirecek tarihsel birikim, maalesef sermayenin kirli çıkarıyla dinamitleniyor!

1-) Birkleyn Mağaraları Kültürel-Tarihi Niteliği;

- 1. Derece Arkeolojik SİT alanı olan Birkleyn Mağaraları'nı arkeolojik literatüre tanıtan kişi, 1862' bölgede ilk incelemeleri gerçekleştiren İngiliz diplomat seyyah John George Taylor'dır.

Alandaki en kapsamlı güncel çalışmayı ise Alman arkeolog tarihçi Andreas SCHACHNER 2004 yılında Münih Üniversitesi adına gerçekleştirmiştir. çalışma SCHACNER tarafından ''BİRKLEYN MAĞARALARI (DİCLE TÜNELİ) YÜZEY ARAŞTIRMASI'' adıyla yayınlanmıştır.

- Dicle Nehri'nin 2 büyük kolundan biri olan Dibni Çayı (Bırkleyn Çayı), Birkleyn Mağaraları'nın kuzeyindeki dağlık havzalardan toplanarak gelir dağın içine girip, 870 metrelik doğal yeraltı tünelinden (Dicle Tüneli) geçerek, Birkleyn Mağaraları'nda yeryüzüne çıkar. nedenle coğrafyanın eşsiz yapısı nedeniyle, eski medeniyetlerden 1900'lü yıllara kadar Birkleyn Mağaraları, Dicle Nehri'nin kaynağı olarak kabul edilmiştir. Yani Birkleyn Mağarası, Dicle Nehri'nin kaynağı olan Dibni Çayı'nın doğduğu yer değil, yer altı tünelinden geçip, yüzeye çıktığı yerdir.

Dicle Nehri; insanlığın yerleşik hayata geçmesine yaşama kucak açtığı için bin yıllardır kutsal kabul edilerek, tüm inanç medeniyetlerde önemli karşılık bulmuştur.

Başkenti Ninova olan (bugün Irak'ın kuzey sınırlarında, Dicle Nehri'nin kenarında şehir) Asur İmparatorluğu kendine can veren kutsal saydığı Dicle Nehri'nin kaynağını keşfetmek için yaklaşık 3 bin yıl önce keşifler başlatmış keşifler sonucu, Dicle Nehri'nin kaynağı olarak Birkleyn Mağaraları'nı tespit etmiştir.

Birkleyn Mağaraları'ndaki çivi yazılı kitabelerin birinde "Ben Şalmaneser (Asur Kralı) adımı Dicle'nin kaynağına yazdım" yazmaktadır. (https://mcid.mcah.columbia.edu/mapping-mesopotamian-monuments/birkleyn-reliefs)

olay, bilinen insanlık tarihindeki kayıtlara geçmiş ilk saha bazlı hidrojeolojik keşif faaliyetidir.

- Birkleyn Mağaraları; 3 ana mağara Dicle Tüneli'nden oluşmaktadır. Fakat mağaraların nereye kadar uzandığı nereye çıktığı maalesef halen tespit edilememiştir. Bölgede köylülerle yaptığımız görüşmede, yüz yıllardır denenmesine rağmen mağaraların mağara uzantıları şeklindeki tünellerin türlü sonunun bulanamadığı belirtilmiştir. Biz mağaraları bilen köylülerle birlikte el fenerlerimizi alıp, 2 saate yakın gitmemize rağmen mağaranın sonunu bulamadık. el fenerlerinin ışığının zayıflaması üzerine geri döndük. (Buna rağmen bazı kaynaklarda; hatalı şekilde mağaranın uzunlukları kesin olarak tespit edilmiş gibi rakamlar verilmektedir)

Emeviler döneminde Mesleme Bin Abdülmelik, mağaranın sonunu görmeye çalışmış ancak meşaleler sönünce geri dönmek zorunda kalmıştır. (el-Makdisî, 1906)

- SCHACHNER'in çalışmasında, Asurlara ait 5 adet çivi yazılı kitabe 3 adet kaya kabartması (rölyef) tespit edilmiştir. eserlerin milattan önce 1100 (I. Tiglat-pileser) milattan önce 850 (III. Salmanassar) yıllarına ait olduğu belgelenmiştir.

- Asurlar; Birkleyn Mağaraları'nı keşfini kadar önemsemiştir ki, büyük Asur şehirlerindeki krallık anmalarında yazıtlarında motifleri sergilemişlerdir; Asurlulara ait Kalhu/Nimrud Kalesi’nde açık ortamda dikilen Black Obelisk/Kara Dikilitaş olarak bilinen anıtta ifadeler yer almaktadır: “Saltanatımın yedinci yılımda, suyun çıktığı yer olan Dicle’nin kaynağına kadar gittim. Asur’un silahını orada yıkadım, tanrılarıma kurbanlar sundum ( ) kutlama ziyafeti düzenledim. Kendime muhteşem kraliyet heykeli yaptım, üzerine efendim Asur’un övgüsünü ( ) topraklarda başardığım tüm kahramanca işleri yazdım ( onu) oraya yerleştirdim” (Grayson, 2002)

Birkleyn’deki kabartma, yazıt, ziyafet kurban sahnelerinin Asur Kralı 3. Salmanassar'a ait Balawat bronz kabarmalarında yer alması dikkate değer durumdur (Harmanşah, 2007). bronz kabarma British Museum' sergilenmektedir. (

- Antik Roma’nın en önemli doğa bilimcisi Yaşlı Plinius (MS 23-79), yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı anıtsal eseri Naturalis Historia’ (Doğa Tarihi), Birkleyn coğrafyasını; Dicle Nehri'nin yeraltı tünellerinde kaybolup yeniden doğduğu mistik doğa mucizesi, yeraltı dünyasına açılan kapı ölümsüzlük suyunun aktığı yer olarak tasvir etmiştir.

Günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış dünya tarihinin "İlk Coğrafyacısı" veya "Coğrafyanın Babası" olarak kabul edilen Amasyalı Strabon; anıtsal eseri olan Geographika adlı kitabında; Dicle Nehri’nin akış karakterini incelerken Bırkleyn’deki doğa harikasına açıkça atıfta bulunur. Strabon, nehrin Toroslar’dan güneye doğru ilerlerken derin yeraltı dehlizine düştüğünü, burada uzun mesafe boyunca gözden kaybolduktan sonra dağın tarafında yeniden yeryüzüne fışkırdığını, belirtmektedir. Antik yazarın tasviri, günümüzde 870 metrelik doğal Dicle Tüneli Bırkleyn Mağaraları olarak bilinen yapının antik dünyada nasıl hayranlık uyandıran coğrafi fenomen olarak algılandığını kanıtlamaktadır.

Ayrıca yöre halkı tarafından İskender'in ordusuyla mağaralarda kaldığı rivayet edilir. Türkiye Mağara Envanterinde Birkleyn Mağaraları, İskender-i Birkliyn diye geçer.

- Schachner ekibinin mağara tabanlarındaki kültür dolguları çevrede yaptığı incelemeler, Bırkleyn etrafının Geç Neolitik Çağ'dan (M.Ö. 6000 civarı) itibaren kesintisiz şekilde iskan gördüğünü, mağara dışındaki yamaçlarda tarlalarda antik kent olduğunu kanıtlamıştır;

Birkleyn kanyonunun güney sınırını oluşturan Korha Dağı’ndan uzanan kayalığın üzerindeki güney yamaçta Bizans Dönemine ait kentleşme tespit edilmiştir. Tarlalarda görülen duvarlar duvar parçalarına dayanarak yerleşimin sınırları modern Lice-Genç-Bingöl anayolunun her iki tarafında tespit edilebilmiştir. kayanın üzerine kurulmuş olup bölgedeki yoğun depremler nedeniyle neredeyse tamamen yok olmuştur. Sadece söz edilen güney dış duvarı, sarnıç bazı teraslar kaleden geriye kalan mimari unsurlardır. Yer yer yüzeyde görülen Bizans kenti mimari kalıntıları, kayalığın tüm güney yamacı batıya doğru uzanan terasları kapsamaktadır. Bugünkü Kuzey Irak’ta, Balawat’ta bulunan kapı süslerindeki Dicle Tüneli tasvirlerinde mağaraların üstünde kale gösterilmektedir. Demir Çağı’na ait olan kalenin ilk bakışta hiç mimari izi kalmamıştır, ancak bazı yerlerde Bizans kalıntılarının yönleri farklı olan kayaya oyulmuş temel basamaklar üzerinde kurulduğu anlaşılmaktadır. Özellikle kayalığın yamaca doğru dikleştiği tarlada az sayıda prehistorik seramik bazı küçük buluntulara rastlanması, alanda muhtemelen Tunç Demir çağlarını kapsayan yerleşim yerinin olduğunu göstermektedir. Tepenin kuzey kısmında ise yüzeyde büyük ihtimalle mezarlar olarak değerlendirilebilen kalıntılar tespit edilmiştir. Söz konusu mezarlar taş sanduka tipinde olup maalesef hepsi soyulmuştur. Özellikle boyalı Hassuna-Samarra seramiğinin bölgede yoğun flekilde bulunması söz konusu dönemde en azından 3 mağaranın insan tarafından kullanılmış olması, hiç beklenmeyen olağanüstü önemli neticedir. Numaralı mağarada kaçak kazı çukurunun kesitinde tespit edebildiğimiz en az üç tabaka yoğun uzun süren iskân varlığını göstermektedir. III numaralı mağarada kaçak kazı çukurunda bulduğumuz çift hayvan başlı bronz bilezik, mağaranın bölümünün fonksiyonuna ışık tutabilir. Asur Dönemi kabartma yazıtların yaklaşık 5 metre solunda, doğal kaya nişinde yapılan kaçak kazı çukurunun kenarında demirden yapılmış ok ucu bulunmuştur. demir ucu; Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşaş'ın (eski adıyla Boğazköy) en önemli dinsel alanlarından birinde bulunmuştur. Dönemin yazılı belgelerinden bölgede zaman Zulkarnayn Kalesi olarak bilinen yerleşimin olduğu anlaşılmaktadır. (SCHACHNER, BİRKLEYN MAĞARALARI (DİCLE TÜNELİ) YÜZEY ARAŞTIRMASI)

MS 6. yüzyıl Bizans tarihçisi Procopius, ' Aedificiis' (Yapılar) adlı eserinde, Birkleyn Mağaraları yakınındaki stratejik Illyrisos (Çeper) Kalesi, imparatorluğun doğu sınır kapılarını Dicle geçişlerini güvenceye almak amacıyla sarp kayalıklar üzerinde yeniden inşa edilerek aşılması imkânsız garnizona dönüştürülmüştür. durum, Birkleyn’in Geç Antik Çağ jeopolitiğinin merkez üslerinden biri olduğunu kanıtlamaktadır.

2-) Birkleyn Mağaralarının Doğal Niteliği;

- Birkleyn Mağaraları; ormanlık kanyon vadinin içinde bulunmakta olup, bulunduğu konum Türkiye'nin üye olduğu IUCN (Uluslararası Doğa Koruma Birliği) kapsamındaki, ''Güneydoğu Toros Eşiği Önemli Doğa Alanında'' kalmaktadır. Alandaki 13 bitki türü ÖDA kriterlerini sağlamaktadır. türlerden ikisi (Rosularia blepharophylla Ajuga xylorrhiza) alana endemiktir dünya ölçeğinde nesli tükenme tehlikesi altındadır. Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus) tosbağa (Testudo graeca) alandaki nesli dünya ölçeğinde tehlike altındaki sürüngen türleridir. Alandaki çok sayıda kuş, memeli birer kızböceği kelebek türü bölgesel ölçekte öneme sahiptir. (

- Karstik yapıdaki Birkleyn Mağaraları, temel olarak kireçtaşı dolomit gibi karbonat kayaçların yer altı suları tarafından çözündürülmesi tektonik yükselmeyle oluşmuştur. Karstik mağaraların genişlemesi, bölgede yer altı nehirlerinin oluşumuna neden olmuştur. (Brocx Semeniuk, 2007). Birkleyn Mağaraları özellikle Neojen dönemine ait tortul kayaçlar üzerinde gelişmiştir. (Neojen Dönemi yaklaşık 23 milyon yıl önce başlayıp 2,5 milyon yıl önce sona ermiştir) nedenle evrenin oluşumuyla ilgili önemli bilgiler içeren Birkleyn Mağaraları aynı zamanda jeolojik miras niteliğindedir. (

- Doğa üstü görsel peyzajıyla Birkleyn Mağaraları, yöre halkı turistler için mesire, yüzme gezi alanı olarak yoğun şekilde kullanılmaktadır.

3-) Değerli Alanı Tehdit Eden Unsurlar Çözüm Önerileri

Yani öyle alan düşününki; hem 1. Derece Arkeolojik SİT, hem önemli doğa alanı (ÖDA), hem jeomiras alanı olsun. Dünyada 3 faktörün kesiştiği çok az yer vardır. Yani yer; hem flora, fauna türleri, hem insanlık tarihi, hem evrenin oluşumuyla ilgili kadar kritik konumdaysa bize burayı muhafaza etmek aydınlatmak düşer değil ?

A-) Ama maalesef değerli alan, bizzat devlet eliyle madenciliğe açılıyor! Şaka gibi değil ? Yukarıda bahsettiğimiz üzere, SCHACHNER araştırmasında; mağaraların dışındaki yamaçların hemen mağara dibindeki Bingöl-Lice yolu etrafındaki arazilerin antik kent kalıntılarıyla dolu olduğunu haliyle buralarda daha önce kentin olduğunu, belgelemiştir. Fakat alanların kısmı maden faaliyetleri nedeniyle delik deşik edilmiş alanda devasa iş makineleri maden projeleri tetikte şekilde beklemekte!

Alanda, biri Karayolları 8. Bölge Müdürlüğüne, diğeri ise Aysan Madencilik Şirketi'ne ait olmak üzere 2 adet Kalker (Kireçtaşı) Ocağı, Kırma-Eleme, Asfalt Plent, Mekanik Plent, Parke Taşı Bims Üretim Tesisi, Hazır Beton Santrali proje ruhsatı bulunmaktadır! patlatmalı devasa yıkıcı kompleks projelerden Karayolları'na ait olanın ruhsat süresi 2022 yılında bitmiş, fakat aktif çalışmaya devam eden proje ise yoğun mücadele sonucu ancak mahkeme kararıyla durdurulmuş durumda.

maalesef belirtmeliyiz ki; iki ruhsat utan verici şekilde Arkeolojik SİT alanını içine almaktadır. Oysaki Kültür Varlıkları Koruma Kanunu Madde 9 gereği; SİT alanında bırakın madeni, kazma dahi vurulamayacağı çok açıktır.

Diyarbakır Barosu Çevre Kent Komisyonu olarak Birkleyn bölgesinde yaşayan köylülerle beraber güncel maden projesine açtığımız iptal davasında; bölümünde uzman akademisyenlerle alanda keşif düzenlenerek, oluşturulan bilirkişi raporunda; alanın milli park kapsamında insan müdahalesine karşı korunması gereken doğal kültürel değerlerle birlikte ele alınması gereken yüksek ekolojik peyzaj değere sahip “tabiat anıtı” ''doğa harikası'' niteliğinde olduğu, alanın sahip olduğu doğal özellikler ekoturizm, doğa yürüyüşleri, bilimsel araştırmalar çevre eğitimi faaliyetleri bakımından uzun vadeli kullanım potansiyeli sunduğu, mağara sistemlerinin kilometrelerce uzunluğa ulaşan karmaşık yeraltı ağı oluşturduğu, alanın birinci derece deprem bölgesi hidrolojik açıdan aşırı geçirgen birimler olduğu nedenle projenin uygun olmadığı ortaya konmuştur.

Proje hakkında Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

İronik şekilde buradaki çözüm önerim; ''kanunun uygulanmasıdır''. Yani zaten MAPEG ruhsat verirken kanunu gözettiğinde, Arkeolojik SİT alanlarını maden ruhsatına açamayacaktır. halde eldeki bilirkişi raporunu gözettiğimizde, hatadan dönülüp, maden ruhsatı bizzat MAPEG tarafından iptal edilebilir.

B-) Aynı zamanda define avcılarının hedefi haline gelen alanda, kaçak kazıları tarihi yazıtların zarar görmesini engellemek için alınmış hiçbir tedbir

Mağaraların içini incelediğimizde her tarafta çukurlar açıldığını, tarihi yazıtların üstünün çizildiğini, karalandığı üzülerek gördük.

Yerel yönetimin ilgili bakanlığın bünyesinde, mağaraların içi düzenlenip aydınlatılıp ziyaretçilerin gezebileceği hale getirilebilir. durum tahribatlara karşı doğalında koruma sağlar Birkleyn'in tanınması değerinin anlaşılmasına vesile.

C-) Birkleyn Mağaraları'nın uzunluklarının geçitlerinin halen tespit edilmemiş olması, SCHACHNER araştırması mağaraların dışındaki yamaçların hemen mağara dibindeki Bingöl-Lice yolu etrafındaki arazilerin antik kent kalıntılarıyla dolu haliyle buralarda daha önce kentin olduğu belgelenmesine rağmen kısımların, hiçbir arkeolojik çalışma yapılmadan SİT alanı dışında bırakılması asıl büyük problemdir.

Çeyrek asır önce yapılan yüzeysel (kazı yapmadan) çalışma bugün elimizdeki verilerin tek kaynağıdır. çalışmayı yapan bilim insanı Schacner'in kendisi makalesinin son kısmında aynen cümleyi kurmuştur; ''Eldeki verilerle bölgenin önceden bilinmeyen kültürel gelişmeye sahne olduğunu ifade etmek mümkündür. Ancak Birkleyn' çok sayıda kaçak kazı izine tahribata rastlanması, coğrafi tarihi açıdan ünik yerin an önce daha detaylı araştırılması böylece korunması gerektiğini düşündürür''.

Mağara etrafındaki antik kentin (maden şirketinin çalıştığı yer) mağaraların detaylıca araştırılması halinde Göbeklitepe veya Zerzevan Kalesi gibi tarihi değiştiren etkinin ortaya çıkmayacağını şimdiden kim iddia edebilir? Peki tersten gelirsek tarihin sırlarını içinde barındıran böyle mitolojik alanın; toprağıyla, taşıyla şirketlerin rantına kurban edilmesi sorumluluğunu kim üstüne alabilir?

Şirketin çalışma yaptığı alanın arkeolojik kalıntılarla dolu olduğunu, çalışma alanın altından Birkleyn Mağarları'nın geçtiğini, ruhsat alanıyla SİT alanının çakıştığını Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi birlikte raporlayıp, DİYARBAKIR KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU MÜDÜRLÜĞÜ'ne başvuru yapmamıza rağmen hiçbir olumlu dönüş alamadık.

Yani Birkleyn Mağaraları etrafında detaylı arkeolojik seferberlik başlatılarak, gerçek SİT sınırının tespit edilmesi, acil reaksiyon alınması gereken durumdur. tespit birçok sorunun önüne geçecektir.

Alanın; yukarıda bahsettiğimiz çok kritik değerli unsuru beraber sağlaması ''milli park'' ''doğal SİT'' statülerini sağlamaktadır. nedenle, iç yönetmelikte maden benzeri talanlara karşı koruma sağlayan statülerin sağlanması önemli olacaktır.

ANAYASA Madde 63 – Devlet, tarih, kültür tabiat varlıklarının değerlerinin korunmasını sağlar, amaçla destekleyici teşvik edici tedbirleri.

4-)Dünyaya Çağrı;

Dünyadaki tüm halklara, bilim insanlarına, yaşam savunucularına, akademisyenlere, mühendislere, hukukçulara, yerel yönetimlere, kamu kurumlarına çağrımızdır; gelin hepimizin ortak mirası olan sermayenin kirli rantına gömülen Birkleyn Mağaları'nı aydınlığa çıkaralım.