Yazı dizimin bölümünde, modern dünyanın, insanları ölümü unutturmaya aşkı tüketilebilir ürüne dönüştürmeye çalışarak bizi bilgelik yolunda ilerlemekten uzaklaştırması üzerinde duracağım.
Modern dünyanın en büyük illüzyonu iki kısa cümleyle özetlenebilir: Arzularımız, ölmeyecekmişiz. Aşk ise tüketilir haz kaynağı. Hiç ölmeyecekmiş gibi saldıran arzular anlık haz kaynağına indirgenen.
Modern sistem, tam aklın en sığ, en mekanik öncüllerini kullanarak insanı hale getirir. Rasyonel akıl, "daha çok tüketirsem daha mutlu olurum". mantık, insanı bilgeliğin huzurlu derinliğinden koparıp, sonu gelmez koşu bandına hapseder.
yapay döngü bizi çıkmaza doğru sürüklemekte. Fani oduğumuzu unutmuş, ölüm yokmuş, yaşlılık kusurmuş, zaman hep varmış gibi davranıyoruz. İnsan, içindeki varoluşsal boşluğu eşyayla, statüyle, parayla doldurmaya çalışmakta. Fani hayata, sınırsız arzular sığdırmaya çalışmak insanı sürekli gelecek kaygısına sokup, açgözlülüğe sürüklemekte.
"Hiç ölmeyecekmiş gibi" yaşamak, ironik şekilde insanın bugünü yaşamasına engel. Sürekli sonraki hedef, sonraki satın alma, sahip olma planlanır. Akıl sürekli geleceği hesaplarken, şimdiki an yani tek gerçek olan yaşam avucumuzun içinden kayıp gider.
Aşk, bugün doğası gereği barındırdığı "benliği aşma, özlem duyma, kendini adama” niteliklerinden uzaklaşarak hedonizm (hazcılık) alanına, karşı tarafın ruhuyla kurulan derin bağ olmaktan çıkıp, haz alıp- verme alışverişine dönüşmüş durumda. Modern insan, haz odaklı aşk egosunu şişirirken sevmek yerine sevilmeyi istemekte.
Modern dünyanın illüzyonundan, yarattğı kısır döngüden nasıl çıkabiliriz? Öncelikle ölümü hatırlayarak. (Memento Mori) dünyada geçici misafir olduğunu kendine fısıldayan insan, arzularını ehlileştirir, hırsları küçülür, şefkat duyma, merhamet etme, empati yapma kapasitesi artar. bilge gibi elindekilerin değerini kaybetmeden önce bilmeye başlar.
İnsan fani varlık. Sonlu olmanın yarattığı sorularla, benliğini özellikle tinsel yanını yok ederek ya umutsuzluk yoluna saparak baş edemez. Tüketim hırsıyla kuşatılan insana, “niçin” sorusu kendisini dayatmakta. Anlam sorunu, modern insanın hayatında çelişkiyi ortaya koymakta.
Faniliğin insanlık hali olması onun sadece ölümü düşünmek anlamına gelmediğini gösterir. İnsanın fanilikle yüzleşmesi nasıl yaşamak gerektiğini sorgulamasını gündeme getirmekte. Düşünce sanat kaynağını dolaylı olarak “fanilik”ten alıyor olabilir. Andre Malraux’un anlatımıyla mağarasının taş duvarına bizon çizen ilk insan, hem kendisinin hem bizonun fani olduğunun farkındadır.
Modern insan, Tanrı’nın muğlaklığıyla sakatlanmış postmodern ticaret iletişim çağında, yine postmodern barokta ön plana çıkan tutku hırsın iç içe geçmiş düzensizliğinden kaçmaya çalıştıkça daha içine çekildiği kum tuzağına düşmekte. (Nilgün Tutal Cheviron- “Haneke Huzursuz Seyirler Diler”)
Modern bireysel egoizm, kendi iyiliğine, düzenine, kendi cemaatinin çıkarlarına hayatına odaklanırken, düzenini çıkarlarını tehdit etme ihtimali olan her şeyi akıldışı cinayetler işleyerek cinayetin izlerini yok etmeye çalışarak ortadan kaldırabilir. İnsan masum şeytana dönüşür.
Postmodern dönemin tanrısı Neo-Hermes, malların, fikirlerin, duyguların, aşkların alınıp satılmasını sağlamakta. Ekonominin, alıp satmanın tanrısı, faaliyette hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık olduğunu bilir ama bunu yapanları korur, onlara tanrılık yapar. Böylece muğlaklaşır. ( Cheviron-.g.e. )
Peki faniliği unutturulan insan aşkı nasıl derinleştirebilir? Aşkı sadece fiziksel veya duygusal haz aracı olarak görmeyi bırakıp; sabretmeyi, çelişkileriyle kabul etmeyi, karşısındakinin varlığına saygı duymayı seçerek. Haz geçicidir, ancak iki ruhun birleşmesinden doğan dingin sevgi kalıcıdır.
Sizce modern illüzyonun içinde yaşarken, kendi içimizde "sessiz derin vahayı" korumak, ölümlü olduğumuzu unutmadan gerçek aşkı yaşamak bugün hâlâ ne kadar mümkün?
Ömer Faruk, bedenimizin aslında toplumların, ideolojilerin, yönetimlerin el koyduğu gövde olduğu saptamasını yaparken, buna karşı direnişin amaç haline gelen aşkla mümkün olduğunu belirtmekte: “Sahih Aşk’ı dert edinen kişinin bedeninin, zihninin duygularının kapatıldığını fark etmesi, kapatılmanın dışına çıkmayı hedeflemesi beklenir.” ( Ömer Faruk- “Aşk Ereksiyon “Aşk”ı )
tespitten sonra insanın hedefe varması için ne yapması gerektiğine işaret eder: “Bedenimizle, düşündüklerimizle, duygularımızla bütünleşebilmemiz; kendimize sahip çıkabilmemiz; yetişkin (=sorumluluk alan, razı olan itiraz eden, etki eden etkilenen, kapasitesini bilen, bedel ödeyen, özür dileyen, aşkla çocuk yapan…) varlık olarak hayatımızı sürdürebilmemiz, içerisine doğduğumuz kimliği (istiyorsak!) imha etmemiz sonra (kendimizi) yeniden icat etmemize bağlıdır.” ( Faruk-.g.e )
Modern insanın iki büyük kaybından söz ettik: Ölümün hayatın içinden çıkarılması aşkın tüketim kültürünün nesnesine dönüştürülmesi.
iki kayıp birbirinden bağımsız değil. Çünkü insan ölümün farkındalığını yitirdikçe hayatın sınırlı değerli olduğunu unutuyor. Aşkı tüketilebilir ürüne dönüştürdükçe başka insanla derinlikli bağ kurma yeteneğini zayıflatıyor.
Modern dünyanın temel sorunu yalnızca hızlı yaşamak değil; yaşadığımız hayatın anlamını düşünmeye fırsat bırakmayacak şekilde yaşamaktır.
Buna karşı duran felsefi gelenekleri birer düşünce sistemi olmanın ötesinde, bugünün insanına yol gösterebilecek yaşam biçimleri olarak ele almak gerekir.
Devam edeceğim.