1980’lerin B-korku sineması dendiğinde akla gelen her şey Xtro filminde mevcut. Yönetmen Harry Bromley Davenport, elindeki kısıtlı bütçeyi bahane etmek yerine b-sinemasının rahatsız edici, en nevi şahsına münhasır işlerinden birine imza atmış. klasik “uzaylı dünyaya geldi” hikayesinden çok, banliyö hayatının ortasına düşen yabancı cismin müreffevetli aile tablosunu içeriden nasıl çürüttüğünün hikayesi.

Aslında işin en eğlenceli ironik tarafı zamanlaması: Xtro, Steven Spielberg’ün kalpleri ısıtan dev kültü E.T. aynı yıl, 1982’ vizyona girdi. Spielberg uzaylıyı çocukların en yakın dostu, masumiyetin sembolü eve dönüş arzusunun öznesi yaparken; Davenport tam anlamıyla bunun anti-tezini yazdı. Xtro, E.T.’nin sevimli, parmağı ışık saçan yaratığının banliyöye indiğinde aslında ne kadar kâbus dolu, parazitvari tehditkar varlık olabileceğini gösteren sapkın karanlık “öteki” versiyonu gibi adeta. Tabi T makalesi değil çok uzatmıyorum.

Pratik Efektler

Öncelikle filmdeki pratik efektlerin hakkını vermek lazım. Bugünün dijital dünyasında ekrana bakıp “efekt” geçebileceğimiz sahneler, dönem tamamen el emeği, göz nuru mukavva-lateks karışımı samimiyetle yapıldığı için bugünün gözüyle bile hâlâ tüyler ürpertici duruyor. Özellikle Sam’in mutasyona uğramış bedeniyle doğaya insana tutunmaya çalıştığı sahneler, David Cronenberg’ün body horror estetiğiyle akraba rahatsızlık hissi yaratıyor. Şoke etmek için konulmuş ucuz trick’lerden ziyade, filmin kâbus atmosferini besleyen organik birer parça gibiler.

Aile Kurumunun İstilası

Hikayenin en güçlü yanı belki korkunun uzay gemilerinden ziyade mutfakta, oturma odasında yaşanması. Sam’in yıllar sonra eve dönmesiyle birlikte sıradan aile tablosu (karısı Rachel üvey baba Joe) saniyeler içinde psikolojik gerilim alanına dönüşüyor. aileye geri dönmüyor; adeta orayı parazit gibi ele geçiriyor.

Özellikle küçük oğlu Phillip’le kurduğu sessiz, hipnotize edici bağ filmin en tekinsiz katmanı. Çocukla baba arasındaki mesafeli ama kopmaz çekim, klasik baba-oğul hikayesini alıp kozmik boyuta taşıyor. Phillip’in saf çocuk dünyasının karanlık yabancı güç tarafından yavaş yavaş yutulması, filmi sadece “vahşi canavar filmi” olmaktan çıkarıp daha derin yabancılaşma öyküsüne evriyor.

Sonuç Yerine

Xtro, baştan sona mantık arayacağınız ya kusursuz senaryo bekleyeceğiniz film değil. Zaten yüzden güzel. Spielbergvari masalsı uzaylı mitolojisine verilmiş en sert, en pis en tavizsiz cevaplardan. Sizi içine alan, rüya kâbus arasında gidip gelen, bittiğinde bile zihninizde garip sesleri görüntüleri bırakmaya devam eden eşsiz 80’ler garabeti.