Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan seçimlerinden sonra yayınladığı ilk mesajı değiştirip yerine yeni mesaj yayınlamış ikinci mesajında birincideki daha dengeli yaklaşımın yerine barışın Ermenistan’ın atacağı “daha cesur adımlara” bağlı olduğunu ima eden ifadelerde bulunmuştu. Devlet Bahçeli geçtiğimiz Salı günkü grup toplantısında bölgenin geleceğiyle ilgili konuşurken barışın sorumluluğunu sadece Ermenistan’a yükleyen tesadüf olamayacak biçimde benzer yaklaşım sergilemiş. Ermenistan’a telkini verirken kendi salkımı yutmuş. Ermenistan’a tarihsel husumet dilini terk etmesini salık verirken kendisi, 1920 model yayılmacı ideolojileri dillendirmekten sakınmamış; Ermenistan’ın komşularının egemenlik hakkını tehdit etmemesi gerektiğini vurgularken kendisi Ermenistan’ın egemenliğini tanımama manasına gelen “Zangezur Koridoru” terimini kullanmış.

Bahçeli’nin ifadelerinin temel noktalarını tekrar etmek gerekirse, Ermenistan üzerinden Azerbaycan Nahçıvan’ı bağlayacak yolun “Turan Yolu” olduğunu, yolun açılmasıyla “asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsünün ete kemiğe bürüneceğini” söylemiş devam etmiş: “Turan Koridoru açılacaktır. Türk dünyası kenetlenecek, Türk Devletleri Teşkilatı güçlenecektir. ‘Mücadelemiz Milliyetçi Türkiye'ye Turan'a kadardır!’ diye haykırarak yemin eden gönüller rahat nefes alacaktır.” Bahçeli’nin dediği gibi Turan lafı “ülküsü” dün ortaya çıkmış şey değildir, tarihsel ideolojik düzeyde yüklü kavramdır. Yayılmacıdır, kendinden görmediğini ya yok etmeyi ya baskı altına almayı amaçlar. Turan perspektifi barış vizyonuyla örtüşmez. Onu diyenin beklentisi barış değil, itaattir.

Meselenin Ermenistan, Kafkasya, Ortadoğu boyutuna ara verip böyle “Türk birliği” ülküsünün Türkiye’nin iç dinamikleri açısından nereye oturduğuna bakalım. Gerçi, bunların hepsi defalarca dillendirilmiş meseleler ama madem hala geçer akçe olarak ortaya sürülüyor, bize bazı hususları hatırlatmak düşüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Asya devletleriyle halklarıyla Türklük üzerinden bütünleşme fikri ne manaya gelir? Bilindiği üzere, perspektif bugünkü Türkiye halkıyla Orta Asya toplulukları arasında kökensel birlik iddiasında bulunur. Halbuki, geçtim Orta Asya topluluklarıyla kökensel, ırksal vs birliği Türkiye içindeki insanların dahi kökenleri, aile tarihleri, tarihsel aidiyetleri, genotipleri fenotipleri birbirinden çok farklıdır. Dolayısıyla, Türkiye halklarıyla Orta Asya halkları arasında tarihi, ırksal, soy-sop birliği iddia etmenin somut zemini yoktur, hayalidir, uydurmadır. Yüzde vermek mümkün değil ama Türkiye halklarının küçük oranın kökensel olarak Orta Asya’yla ilgisi vardır.

Peki, ülkenin halkının fi tarihinden geldiği iddia edilen soy sop birliğine, gen veya ırk ortaklığına sahip olmasının önemi var mıdır? Hayır, yoktur. Bugün beraber siyasi birlik(telik) oluşturup her bireyin eşit, özgür müreffeh şekilde yaşayabileceği düzen kurmak için soy sop birliğine, gen veya ırk ortaklığına gerek yoktur. Asıl önemlisi, ortak değerlere inanıp onlar etrafında araya gelip dürüst biçimde çalışmaktır. Öte yandan, asıl sorun, Turan laflarında olduğu gibi, böyle farazi soy-sop, gen-kan-ırk birliğini yayılmacılığın, başka milletlere düşmanlığın, onları hakimiyet altına almanın ideolojik eylemsel zemini yapmaktır.

Ayrıca soruyu sormak lazım: hani Türklük anayasal tanımdı? Hani etnik, ırk, kan, soy-sop göndermesi yoktu? Öyleyse, nasıl Orta Asya halklarıyla Türklük üzerinden birleşmek, ortaklaşmak mümkün oluyor?

İşin Ermenistan’la ilgili boyutuna geri dönecek olursak, bugün Ermenistan’ Azerbaycan Türkiye’yle sorunları bitirmeye, barışçıl ilişki kurmaya son derece istekli yönetim. Hatta bunun için yüksek siyasi risk alıyorlar. Eğer Azerbaycan onun takipçisi Türkiye’nin samimi barış arzusu hedefi varsa yönetimin çabalarını karşılıksız bırakmamalı. Fakat, Ermenistan’ı topyekün teslim alma, kendisine söyleneni itirazsız, kayıtsız şekilde yapacak vassal devlet haline getirme isteği bakışı, devamlı surette üstü kapalı tehdit dili kullanılması bölgede uzun vadeli, istikrarlı barışı tesis etme amacıyla örtüşmez. “Erivan aklını başına alırsa bölgesel iş birliği zeminine dürüstçe katılırsa…” diyor Bahçeli.

Paşinyan yönetimi beraber çalışma isteğini göstermek için daha ne yapsın? Ülkenin anahtarını Aliyev’e versin? Paşinyan, anayasayı değiştirmeye hazır ama tek başına bunu yapacak veya referanduma götürecek çoğunluğu seçimlerde elde edemedi. Azerbaycan ona bağlı hareket eden Türkiye’nin sebeple süreci tıkayıp tıkamayacağı, dondurup dondurmayacağı onların barış niyetinde samimi olup olmadıklarını gösterecek; ya zaten istedikleri tam Paşinyan’ın anayasayı değiştirecek sandalye sayısını yakalamamasına sevindiler, kim bilir…