Britpop akımının belirleyici gruplarından Suede, 1993 tarihli ilk albümünden yana glam rock’tan post-punk’a, yumuşak synthlerden gürültülü gitarlara uzanan geniş evren kurdu. 2010’ yeniden birleşmenin ardından ise ortaya taptaze, enerjik üretken Suede çıktı.

Pandemi sonrası dönemde daha ham sese yönelen grubun son albümü Antidepressant’ın deluxe baskısında yer alacak yeni şarkı “Emotionally Available”  dinlemeye açılmışken biz Suede gitaristi Richard Oakes grubun son yıllardaki dönüşümünü, 13 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’a gelişlerini kataloğun farklı dönemlerinden öne çıkan bazı Suede şarkılarını konuştuk. 

17 Temmuz akşamı, Epifoni’nin 10. yıl konserleri kapsamında Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Suede konserinin biletleri burada.

“ grupta olmanın etrafındaki tüm yan unsurları çıkarınca, 100 yıl sonra geriye kalacak tek şey müziğin kendisi. Asıl önemli olan.”
Fotoğraf: Stian Andersen

Son albümünüz Antidepressants başlamak istiyorum. Suede diskografisine baktığımda, geçmişte kaygı daha çok satır aralarında hissedilen duygu gibiydi. Son birkaç albümde, özellikle Autofiction Antidepressants‘ta çok daha görünür hâle geldi. yandan günümüzde pek çok post-punk albümü modern hayatın sıkışmışlığı ya toplumsal çöküş gibi temalara daha mesafeli soğuk yerden yaklaşırken, Antidepressants güçlü duygusallığını koruyor. Sizce müzikteki yön değişikliği anlatım biçimini etkiliyor ?

Kesinlikle. an bulunduğumuz noktada müziğe oldukça doğrudan yaklaşıyoruz. Özellikle pandemi sonrasında canlı müziğin geri dönmesiyle birlikte sahnedeki enerjiyi kaydetme isteği oluştu. yüzden müzik daha ham, daha ilkel karakter kazandı oldukça doğal gelişti. önceki albümümüz The Blue Hour‘dan sonra yeniden “ grup albümü” yapmak istemiştik; aynı odada beş müzisyen birlikte çalıp, bütün klişeleriyle “köklere dönüş” yaşansın istedik. yaklaşım, 2022’ konserlerin yeniden başlamasıyla örtüştü. İnsanlar yeniden konserlere gitmekten büyük keyif alıyordu biz seyirciyle uzun zamandır hissetmediğimiz bağ kurduğumuzu fark ettik. Dolayısıyla müzik daha doğrudan hâl. Post-punk tarafını keşfetmeye başladık bunun sahnede çok iyi karşılık bulduğunu gördük.

Sözlere gelirsek, aslında daha çok Brett’lik (Anderson) soru ama bence bunun kısmı yaş almakla ilgili. İnsan yaşlandıkça daha kaygılı biri hâline geliyor. Gençken hayat size sürekli fırsatlar sunuyor gibi oluyor; şanslar, başarılar kendiliğinden geliyor. En azından bizim için öyleydi. Yaş ilerledikçe, hayatınız endişeleriniz tarafından şekillenmeye başlıyor. Özellikle ebeveynseniz. Kaygı belki daha görünür hâle geliyor. Sabah uyandığınızda gece yatağa girdiğinizde aklınızda olan ilk şey oluyor. Ama sadece bizim kuşağımıza özgü değil. Hatta gençler için daha belirgin olduğunu düşünüyorum. Kaygı artık çok büyük mesele. Modern yaşamın, sosyal medyanın giderek kutuplaşan siyasetin bunda payı büyük. Bugünün dünyası insanlara çok güncel yoğun kaygı biçimi dayatıyor; belki 30-40-50 yıl önce kadar baskın değildi. yüzden bugün yaptığımız işle çok bağlantılı geliyor. 1996’ daha çok romantik meselelerden söz ediyorduk. Şimdiyse zamanın ruhu farklı. yandan çağın getirdikleri, yandan yaş almanın etkisi. İkisi birden.

dönemlerde dünyanın sonu geliyor hissi yok muydu? Yoksa bugün gerçekten daha kötü?

Benim için bugün daha belirgin. Milenyum yaklaşırken dünyanın sonunun geleceğine inanan insanlar vardı elbette ama ben onlardan biri değildim. Takvim değişecek diye düşünüyordum gerçekten öyle. gün 1999’du, ertesi gün 2000 her şey aynıydı. Ama bugünlerde gerçekten iyice kaynayan kazanın içindeymişiz gibi hissediyorum. Kamuoyu, siyaset, iklim krizi etrafımızı saran meseleler… İnsanların endişelenmesi için çok fazla sebep. Dünyanın sonu geliyor gibi ağır ifade kullanmam ama birçok insanda giderek yüzeye çıkan çaresizlik hissi olduğu kesin. Üvey çocuklarım var; biri 20, diğeri 15 yaşında. Onlar açısından bunun daha zor olduğunu düşünüyorum. Ben en azından dünyanın daha sakin olduğu zamanları hatırlıyorum. Ekonomik olarak hayatın daha kolay olduğu dönemleri gördüm. Onlar ise çok daha zor dünyada büyüdüler. yüzden gençler için gerçekten üzülüyorum.

“Antidepressants” adı aslında hissi çok net özetliyor.

Evet, antidepresan aslında hızlı çözüm, değil ? Bugün her konuda peşinde olduğumuz şey biraz. Özellikle siyasette uzun vadeli çözümler aramıyoruz. Sorunları gerçekten çözebilecek ama zaman alacak yöntemlerle ilgilenmiyoruz. Hızlı sonuç vadeden, işe yarayıp yaramayacağı belli olmayan çözümler istiyoruz.  Antidepresan bunun sembolü. Bazı insanlar için son çare olabilir ama yine hızlı çözüm. Altta yatan sorunu ortadan kaldırmıyor sonuçta.

Zaman içinde yeni müzik üretmeyi hâlâ daha büyük çaplı sanatsal yolculuğun parçası olarak görüyorsunuz? Yoksa artık daha çok yeni olasılıklar keşfetmek, kendinizi farklı şekillerde sınamak gibi yere evrildi?

“Deneysel” kelimesi biraz tuhaf aslında. İnsanların aklına hemen yönünü kökten değiştiren ya teknolojiyi bambaşka şekillerde kullanan gruplar geliyor. Pink Floyd, daha yakın dönemde Radiohead ya 80’ler 90’lardaki Talk Talk gibi isimler benim için gerçekten deneysel gruplar; daha önce pek denenmemiş şeyleri deniyorlardı. Suede içinse “deneysel” demekten ziyade kendimizi zorlamaya devam ettiğimizi söyleyebilirim. Hiçbir zaman rahatlamıyoruz. Her albümün, en azından kendi gözümüzde, öncekinden daha iyi olması gerekiyor. Kestirmeden gitmeye çalışmıyoruz. 90’larda biraz tembelleştiğimizi düşünüyorum. Özellikle Coming Up‘ın büyük başarısından sonra, ne yaparsak yapalım insanların seveceğini sanmaya başlamış olabiliriz. Bugün kesinlikle böyle düşünmüyoruz. Artık büyük plak şirketi çekleri gelmiyor. Albümleri büyük ölçüde kendimiz finanse ediyoruz. işe bakışımızı tamamen değiştiriyor. Her şeyi çok daha ciddiye alıyoruz. Sonuçta grupta olmanın etrafındaki tüm yan unsurları çıkarınca, 100 yıl sonra geriye kalacak tek şey müziğin kendisi. Asıl önemli olan. Geri kalan her şey biraz. Aslında bunu 90’larda düşünüyordum ama artık herkes benimle aynı fikirde. Önemli olan albümlerin kendisi. Söylediğiniz söz, yaptığınız müzik. her şey geçici.

arada artık genç dinleyiciler eski Suede kayıtlarını keşfediyor olmalı.

Kesinlikle. Özellikle son turnede bunu çok net fark ettik. Ön sıralardaki insanların önemli kısmı 15-16 yaşlarındaydı. Bazıları aileleriyle gelmişti, bazılarıysa tek başınaydı. Nasıl keşfettiklerini merak ediyor insan. Ailelerinin plak koleksiyonlarından yoksa tamamen bağımsız şekilde Spotify’ ya çalma listesinde karşılarına çıkıp buldular? Farklı, ilginç buldular acaba. Çünkü anda pek Suede gibi gruplar yok etrafta. Bunu görmek inanılmaz güzel. Turnelerde mümkün olduğunca dinleyicilerle buluşmaya çalışıyoruz. Konser sonrası mekânın önünde bekleyen insanlarla sohbet ediyoruz, hikâyelerini dinliyoruz. Grubu nasıl keşfettiklerini onlara ne ifade ettiğini duymak çok değerli. Çünkü eski grubu keşfettiğinizde çoğu zaman artık konser vermediklerini görürsünüz. Emekli olmuşlardır, dağılmışlardır ya birbirlerinden nefret ediyorlardır. Hatta bazen hayatta bile değillerdir. yüzden genç dinleyicilerin Suede’in hâlâ aktif grup olduğunu, hâlâ yeni müzik yaptığını durmaya niyeti olmadığını görmeleri hoşuma gidiyor.

Uzun zaman sonra İstanbul’a geliyor olmanız heyecan verici. Nasıl hissediyorsunuz, şehre dair planlar yaptınız ?

Sanırım en son 2013’te festival için gelmiştik. Gerçekten uzun zaman geçmiş. Dönmek için sabırsızlanıyorum. İstanbul’u çok seviyorum, gerçekten harika şehir. Son gelişimi hatırlamaya çalışıyorum. Kesinlikle Boğaz’ tekne turuna çıkmıştım. Hatta feci şekilde güneş yanığı olmuştum. Sahneye haşlanmış ıstakoz gibi çıkmıştım. Ama bunun dışında birkaç klasik turistik şeyi yaptığımı hatırlıyorum. Yine yapılacak çok fazla şey. İnsanların önerilerine bakacağım. Ayrıca son yıllarda İstanbul’a gelen arkadaşlarım var, onlara sorarım. Konser için gerçekten heyecanlıyım. Nisan sonunda turneyi bitirdik zamandan beri sahneye çıkmadık. İngilizcede “itchy feet” diye deyim vardır; yeniden yollara düşmek tekrar çalmak için sabırsızlanıyoruz.

Şarkı Şarkı: Suede

Broken Music for Broken People

Son albümden en sevdiğim şarkı. Albümün genel ruhunu özetleyen manifesto gibi gerçekten. Antidepressants’ın merkezinde nasıl yere sahip sizce?

İlginç şarkı çünkü henüz onu canlı çalmanın doğru yolunu bulamadık. Kayıtta duyunca sahnede ortalığı yıkacak parça gibi geliyor ama yeterince prova etmedik sanırım. Şarkıyı yazarken gerçekten albümün marşı olabilecek şey yapmak istemiştim. İsveç’te oturup altyapısını hazırlarken, “Albümün bayrak taşıyıcısı olabilecek şey yazalım” diye düşünmüştüm. Sonra Brett’in buna nasıl tepki vereceğini, üzerine söz olarak neler yazacağını görmek istedim. Ortaya çıkan sonuç tam Üstelik süreç içinde oldukça geç ortaya çıkmıştı albümün merkez noktalarından birine dönüştü. Prodüktörümüz Ed Buller, şarkının adını sözlerini duyduğunda “ ifade Suede’in bütün kariyerini özetleyebilir” dedi: Kırık insanlar için kırık müzik. Çünkü sözlerde her zaman dışarıda kalanlara, uyumsuzlara, kenarda duranlara dönük taraf vardı. 90’larda böyleydi. Ben okulda kendimi hiçbir zaman popüler grubun parçası gibi hissetmedim. Alfa erkek değildim, sporcu değildim. Dışarıda kalan, gitar çalmayı seven inektim. yüzden insanların şarkıyla neden kadar güçlü bağ kurduğunu anlayabiliyorum. Bugünlerde herkes şekilde kırılmış hissediyor. Hayatın kendisi insanı biraz kırıyor. Mesele, kırılmışlık hissine rağmen ayağa kalkıp devam edebilmek. Müzik buna yardımcı olabilir. Benim hayatımda kesinlikle. Kararlar almama, yolumu bulmama yardımcı. İlham verdi. Biz özellikle şarkıyla insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmek istedik. Devam etmenin hâlâ anlamı olduğunu.

She Still Leads Me On

favorilerimden biri Autofiction’ın açılışını yapan şarkı. Kalp kırıklığı şarkılarının en sevdiğim türlerinden biri, biraz çocuksu…

Öyle aslında. Şarkı Brett’in annesiyle ilgili. Çocukluğuna dair çok fazla imge taşıyor. Oldukça doğrudan şarkı. Annesinin hâlâ hayatında ona yol göstermeye devam ettiğini hissetmesi üzerine kurulu. Sözlerin anlamı aslında çok basit ama duygusu çok güçlü. Autofiction‘ın yaklaşık yarısını pandemi öncesinde yazmıştık. Sonra pandemi geldi anda prova yapmayı, konser vermeyi bıraktık. Evlerimize kapanıp yazmaktan başka yapacak şey kalmadı. “She Still Leads Me On”un müziği sanırım kapanma başladıktan sonra yazdığım ilk parçalardan biriydi. Londra’ tek başımaydım “Madem başka yapacak şey yok, çalışayım” dedim. Ortaya umutlu müzik çıktı. Şarkı hüzünlü olsa içinde umut. Kaybettiğiniz biriyle kurduğunuz bağın devam etmesi fikri. insana güç verebiliyor. Eşim annesini genç yaşta kaybetti hâlâ annesinin hayatına yön verdiğini hissediyor.

Aynı zamanda çok sinematik duyuluyor. Çok büyük sesi.

Kesinlikle öyle olması amaçlandı. Belki sahnede hâlâ tam oturtamamamızın sebebi. Daha büyük, daha geniş perdeden duyulması gerekiyor. Özellikle nakarat kısmı. Ama albümdeki hâliyle gurur duyuyorum.

Europe Is Our Playground

Biraz daha eski parçaya geçelim. Suede diskografisindeki en duyusal, tensel şarkılardan. Son albümlerde ton çok duyulmuyor ama sizce taraf Suede’in kimliğinin önemli parçalarından biri ?

Kesinlikle. Üstelik şarkı aslında albümde olması gereken şarkıydı. İlk yayımlandığında sadece “Trash”in B yüzüydü. Albüm tamamlandığında hepimiz aynı şeyi düşündük: “Europe Is Our Playground” albüme girmeliydi. Suede olarak kendimizi her zaman Avrupa’yla güçlü biçimde ilişkili hissettik. 90’larda pek çok Britanyalı grubun aksine odağımız hiçbir zaman yalnızca Birleşik Krallık olmadı. Hatta ben gruba katıldığımda Suede bazı Avrupa ülkelerinde İngiltere’dekinden bile daha büyüktü. Şarkının müziğini basçımız Mat Osman yazmıştı. Çok fazla Suede şarkısı yazmamıştır ama parça Brett’le kusursuz biçimde örtüştü. Brett üzerine Avrupa boyunca kaçış hissini taşıyan son derece romantik sözler yazdı. Gerçekten harika şarkı. Bugün yeniden hissiyata sahip şey yazmak isterdim. Son dönem işlerinde çok fazla öfke, gerginlik kaygı. Biraz düşsel niteliği geri getirmek hoş olurdu.

Şarkıdaki kaçış fikri hâlâ var aslında ama rüya atmosferiyle birleşince çok farklı çalışıyor.

Evet. Bugünlerdeki kaçış biçimi farklı. Belki artık müziğin ya antidepresanların içinden geçen kaçış söz konusu.

New Generation

Son olarak “New Generation”. Erken dönem Suede şarkılarından biri dönemin belirleyici parçalarından biri hâline geldi. Bugün şarkıya nasıl bakıyorsunuz?

şarkı ben gruba katılmadan önce yazıldığı için dışarıdan biri olarak konuşabilirim ancak her zaman favorilerimden biri. Müziğinin harika olduğunu düşünüyorum. Brett’in sözlerini çok seviyorum. Nakarat öncesi, nakarat sonrasında gelen bölümün yapısı çok zekice. Şarkıyı mükemmel biçimde çerçeveliyor. İmgeleri çok güçlü. Son derece romantik, dışarıda kalmış hisseden insanlara seslenen, kaçış duygusu taşıyan ama aynı zamanda umutlu şarkı. Brett’in en iyi yaptığı şeylerin hepsini içinde barındırıyor. Hatta bence Dog Man Star‘ın ilk teklisi “We Are the Pigs” değil; “New Generation” olmalıydı. Ama sadece benim fikrim tabii. Hâlâ canlı çalmaktan büyük keyif alıyorum. İlk Suede kadrosunun en büyük başarılarından biri olduğunu düşünüyorum. Belki “The Wild Ones” birlikte.

Umarım İstanbul’ çalarsınız.

Umarım. Senin için solistimizle konuşup setliste girmesini sağlamaya çalışacağım!

Vaktiniz için çok teşekkür ederim. İstanbul’ görüşmek üzere.

Ben teşekkür ederim. Gerçekten çok keyifliydi. Umarım konserden keyif alırsın ben sıcağı atlatabilirim.